06 Kasım 2009 Cuma
Siyasal İslamcıların Demokrasi Anlayışı
03 Kasım 2009 Salı
TEHLİKELİ CEHALET
Ayın dünyadan uzaklığını bilmemek 'tehlikesiz cehalet'tir.
Bunu bilmezseniz 'tehlikesi yoktur'.
Ama önünüzdeki çukuru göremezseniz, bu 'TEHLİKELİ CEHALET' olur.
Çukura düşer ve kurtarılmayı bekleyerek debelenirsiniz.
Belki birisi sesinizi duyar ve sizi kurtarır.
Ama artık siz kendinizi 'onun sizi kurtardığı duygusu'ndan kurtaramazsını z.
Eğer o çukurdan kendi gücünüzle çıkabilirseniz özgüveniniz artar.
Bağımlılıkla bağımsızlık arasındaki fark kısaca budur.
Durumunuzu bilirseniz belki kendinize yardım edebilirsiniz.
Ama başkasının kolunda yürürken kendinizi bağımsız sanarsanız, işte bu
'TEHLİKELİ CEHALET'tir.
Bugün Türkiye'yi bağımsız sanmak, bu nedenle 'tehlikeli cehalet'tir.
Gönlü Arap ülkelerinde, beyni Amerika'ya ipotekli, cebi uluslararası
sermayeye çengelli bir siyasal iktidarla Türkiye bağımsız olamaz.
Atatürk Türkiye'si ile bugünkü ülkemiz arasındaki farkı görmemek,
görüp de kabul etmemek, kabul edip de Atatürk'ü eleştirmek 'TEHLİKELİ CEHALET'tir.
Atatürk'ün büyük hedeflerinden birisi 'bilince yönelik çağdaş eğitim' idi.
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözü o'nundur..
Bugünün siyasal iktidarı için geçerli eğitim hedefi bütünüyle değişmiştir.
Siyasal iktidarın eğitim hedefi, 'inanca yönelik sermayenin hizmetine
uyarlı insan gücü yetiştirmek'tir. Din temelli toplumun eğitim
amaçları her yolla devreye sokulmaktadır.
Bunu görmemek, görüp de kabul etmemek, kabul edip de bu durumu
'demokrasi sanmak' 'TEHLİKELİ CEHALET'tir.
Demokrasi, bütünüyle bir kurallar ve kurumlar politikasıdır.
Demokrasinin temeli laikliktir.
Laikliğin temeli dindar-dinsiz ayrımı yapmamaktır.
Laiklik olmazsa yurttaş eşitliği olmaz.
Yurttaş eşitliği olmazsa demokrasi olmaz.
Bunu bilip de bilmezden gelmek, bunu bilip de görmezden gelmek,
'TEHLİKELİ CEHALET'tir.
***
Neden 'TEHLİKELİ CEHALET' toplumların başına bela olur?
Çünkü, toplumların bir bölümü bu durumdan büyük çıkarlar sağlar.
Geri kalan bir bölümü de küçük çıkarlarla yetinir.
Bir bölümü, ilerde kendisinin de çıkar sağlayacağını umar, bir bölümü
durumu görür, toplumu uyarmaya çalışır, ama gücü yetmez.
İşte böyle durumlarda da felaket kapınızı çalmıştır ve gelmektedir.
***
Bu durumun en yaygın araçları kitle iletişim araçlarıdır.
Televizyon en yaygın biçimde bu doğrultuda çalışmaktadır.
En izlenen saatler 'toplumu gerçek bilgilerden uzak tutmak' amacıyla
kullanılmaktadı r.
Ivır zıvır eğlencelikler, boş zevzeklikler, pırıltılı eğlencelikler
hep bu amaçla hazırlanmaktadı r.
Düşünmeye alışmamış beyinler de böylece oyalanıp gitmektedir.
Düşünen beyinlerin de bu durumu önlemeye gücü yetmemektedir. .
'TEHLİKELİ CEHALET', farkına varmadan bu tuzağın içine düşüp eğlenmektir.
Bunu bilip de bilmezden gelen, görüp de çıkar sağlayanlar, sonra da
'işte özgürlük budur' diyenlerse toplumun asıl belalarıdır.
Bilmemiz gereken budur.
Görmemiz gereken budur.
Anlamamız gereken budur.
Mücadelemiz de bu olmalıdır...
PROF. DR. ERDAL ATABEK
İhanet
Türkiye'nin en karanlık adamlarından biri olan Mehmet Ağar, 22 temmuz seçimleri öncesi oynadığı oyunla merkez sağın bir daha toparlanmamak üzere dağılması için üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirdi.
Erkan Mumcu ve şahsında Anavatan partisi derin bir komplonun içine çekildi ve o günlerde tüm iyi niyetli tüm çabalara rağmen gerçekleşmeyen birleşme,geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşti.
Bir tarafta genç siyasetçi Salih Uzun, diğer tarafta "apoletli siyasetçi" Hüsamettin Cindoruk.
Apoletli Siyasetçi diyorum çünkü tarih onu böyle yazacaktır.28 şubat'ın karanlık günlerinde darbe olacak korkusuyla tutuşan çankayadaki zat-ı muhteremin emriyle partileri bölen,siyaseti şekillendirmeye çalışanlar bugün "tarihi birleşme"yi gerçekleştiriyorlarmış.
Sincan'da tanklar yürürken demokrasiye sahip çıkmak bir yana,tanka selam çakanlar şimdi demokrat partinin başında.
O süreçte "sizin aradığınız adam benim" diye askere haber yollayan Mesut Yılmaz bir yanda,yaşı 80'e gelmiş olmasına rağmen hala başkalarının aklıyla iş yapan dinazorlar bir yanda.
Hayatı bir darağacında son bulan Menderes ve "Bu yola çıkanların iki gömleği var:biri bayramlık biri idamlık" deyip şüpheli bir ölümle kaybettiğimiz Özal şu halinizi görseydi eminim o arsızca gülümseyen suratlarınıza bakmaya dahi tenezzül etmezlerdi.
Çünkü bulunduğumuz bu yer siyasi ahlakta ve merkez sağda dibe vurduğumuz yerdir.
Söylenecek sözlerin boğazlarda düğümlendiği,bir devrin artık tamamen sona erdiğinin tüm çıplaklığıyla tezahür ettiği,kızgınlıkla kırgınlığın içiçe geçtiği bir yer...
Bu yüzden derin bir utançla söz ediyorum sizlerden.
Rahmetli Menderes'in ve Özal'ın kemiklerini sızlattığınız için,
Mesut Yılmaz gibilerini yeniden meclise soktuğunuz için,
umut diye "süngülü demokrasinin bekçileri"ne bel bağladığınız için,
herşey bir yana bu ülkede din,vicdan,teşebbüs ve fikir hürriyetinin omurgasını oluşturmaya çalışan Özal'ın Anavatanını darbeci dinazorlara peşkeş çektiğiniz için,
Hepinize teşekkürler...
Her zaman olduğu gibi kendinize yakışanı yaptınız ve her zaman olduğundan daha fazla hakediyorsunuz bu teşekkürü,Demokrat Parti ruhunu ebediyen siyasi tarihe gömdüğünüz için.
Ama unutmayın ki tarih sizi bu "tarihi leke"yle kayıtları altına alacak ve ebediyen unutturmayacaktır.
Unutturmamayı borç bilenler de her yerde sizden utançla bahsedeceklerdir.
29 Ekim 2009 Perşembe
Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun...
28 Ekim 2009 Çarşamba
Amacınız Ne?
Türkiye'de derin ve kalıcı ayrışmalara yol açan; bizi inşa eden tüm kavramları eğip büken, temel kurumları açıkça yıpratan bir kollektif var.Bu kolektifin kendi içinde ve dışında ittifakları var: Son derece kirli ve karanlık olduklarını düşünüyorum.
Cumhuriyet'i iptal ediyorlar.Amerikan planları hiç bu kadar konuşulur hale gelmemişti.
Halkımız öfke ve şaşkınlık içinde.
Belli çevreler bin yıllık ayarlarımızla şuursuzca oynuyorlar.
Aynı yerde hizalanma kaygısıyla 'Allah'a küfür edildiğinde' susan 'omurgalı' muhafazakar aydınlarımız bir köşede...
Komplekslerini aşmak için bu topraklarda bizi bir arada tutan tüm değer ve kurumlara küfür etmeyi 'kimlik inşası' sayan 'liberal faşistler'i bir diğer köşede.Bu ittifakın başından beri bir numaralı hedefi neresi oldu?
Türk Silahlı Kuvvetleri...
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bakalım. Tarihte hangi ordu tek bir kurşun atılmadan bu kadar yıpranmıştır?Yakın tarihimizdeki sicillerine bakalım.
28 Şubat...
E-Muhtıra...
Şimdi 'kağıt parçası'...
Ne amaçlandığına değil sonuçlarına bakalım.Her biri milattır ve dövünülen ne varsa temel gerekçesidir.
Gerçeği, sadece gerçeği konuşmalıyız.Halkımız insanlığına ve hukuka; 'devlet' fikrine ne pahasına olursa olsun sahip çıkacaktır.
Biliyoruz...
Yeri gelmişken, safımı ilan edeyim.Ergenekon'dan sonra böylesi bir eylem planını ancak geri zekalılar hazırlar.
İhbarcı subayın (ki bir başka gerilim anında-aaa kuşa bakın-demek için onun da kimliğiyle ortaya çıkacağına eminim) hazırladığı ve postaya verdiği öne sürülen metnin; sunum, muhteva ve zamanlama açısından mükemmel bir mühendislik çalışması olduğuna inanıyorum.Yalnız bu mükemmel kurguyu yapan ve ellerini çırparak ortada dolaşanlara bir çift lafım var.
Devrim mi istiyorsunuz? Olduğunu ve veya olacağını...
Öncelikle 'beceriksiz ve faşist' ordunun ortadan kalkacağını,'Batı' normlarında bir demokrasinin kurulacağını bunun da hazirun tarafından yapılacağını mı düşünüyorsunuz?Bu cumhuriyeti mi yıkacaksınız?'2.Cumhuriyet kuruldu' naraları mı atıyorsunuz?
Sersemler!...
Devrim ya vardır ya yoktur.'Devrimsi' devrimlerle ne olur?Uzağa gitmeyin. Rusya’da Yeltsin dönemini hatırlayın.Doğu Bloku ülkelerine bakın...
Ne oldu?O 'devrimsi'lerden ne çıktı?
Çok daha milliyetçi, çok daha otoriter yapılar.
28 Şubat'tan sonra olan biteni sessiz ve yavaş bir devrim olarak okuyanlar...Türkiye'nin giderek demokratikleştiğini savunuyorsunuz.Hayır, bu ülke fazlasıyla otoriter bir yapıya evrildi.
Bu plan tutmaz. Tutmayacağına eminim.
Serdar AKİNAN-Akşam
25 Ekim 2009 Pazar
*Prof. Dr. TÜRKAN SAYLAN'IN EVİNDE BULUNAN BAZI BELGELER*
* 13 Nisan 2009 günü evinde 12. dalga ergenekon kapsamında yapılan aramada,
Türkan Saylan'ı on kez müebbed hapse mahkum ettirecek, yirmi kez ise idam
ettirecek belge ve bilgilere ulaşılmıştır. Dökümünü aşağıda veriyorum:
*1- ** Lepra (Cüzzam) ile ilgili bilimsel çalışmalar,*
*2-** Cüzzamla Savaş Derneği kuruculuğu*
*3-**Hindistan'da kendisine verilen"Uluslararası Gandhi Ödülü (1986),*
*4-**2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü'nün Lepra konusunda danışmanlığı,*
*5-**1981-2002 yılları arasında üniversitedeki görevinin yanında
GÖNÜLLÜ olarak, Sağlık Bakanlığı İstanbul "Lepra Hastanesi" Başhekimliği,*
*6-**Uluslararası Lepra Birliği'nin "ILU) kurucu üyeliği,*
*7-**1982-1987 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji
Ana bilim dalı Başkanlığı,*
*8-**1981-2001 arasında İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve
Uygulama Merkezi Müdürlüğü,*
*9-**Dermatopatoloji laboratuarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel
İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasında öncülük,*
*10-**1989'da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
(ÇYDD) kuruculuğu ve Genel Başkanlığı,*
*11-**1990'da "Öğretim Üyeleri Derneği" kurucu
üyeliği ve ilk dönem II: Başkanlığı,*
*12-**Bine yakın yayın, yabancı dergilerde yayımlanmış tıbbî çalışmalar,
tıbbî, sosyal ve siyasal içerikli gazete makaleleri,*
*13-**Türkçe tıbbî dergilerde ve kongre kitaplarında
yayınlanmış araştırma, derleme ve olgu bildirimleri,*
*14-**1996'da İstanbul Üniversitesince verilen
"Atatürk İlke ve Devrimleri" ödülü,*
*15-**İngiltere dermatologlarının derneği olan
Dowling Kulübü (1978) Onur Üyeliği,*
*16-**"Kuzey Amerika Dermatoloji Derneği" Onur üyeliği (1996)*
*17-**Ülkemizde Yılın Kadını ödülü (1990),*
*18-**"Melvin Jones Ödülü" (1991) , *
*19-**"Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü" İncirli Lions (1996) , *
*20-**"Kuvayi Milliye Ödülü" Haliç Rotary (1997) , *
*21-**"Fahrettin Kerim Gökay Ödülü" Türk Lions Vakfı (1997) , *
*22-**"Türkiye Ziraatçılar Birliği Dayanışma Ödülü" (1998) , *
*23-**"75. Yıl Ödülü" Türk Kadınlar Birliği Şişli Şb. (1998) , *
*24-**"Uğur Mumcu - Muammer Aksoy Ödülü" ADD İstanbul Şubesi (1999) , *
*25-**"Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur" Ödülü" (2000) , *
*26-**İtalya "Foyer des Artistes Kurumu Ödülü" (2001) , *
*27-**Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle
"Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 Yılı Ödülü", *
*28-**"Atatürk Ödülü" Amerika / Atatürk Topluluğu (2001) , *
*29-**"Sanat Kurumu Onur Ödülü" (2002) , *
*30-**"Atatürk / Çağdaşlık Ödülü" Dünya Atatürkçü
Kuruluşları (10 Kasım 2003) , *
*31-**"Üstün Hizmet Ödülü" Yıldız Teknik Üniversitesi (2004) , *
*32-**Eğitime yaptığı katkılar nedeniyle "Eğitim Ödülü" TED Koleji, *
*33-**"Kendinden önce hizmet" ilkesine örnek
davranışı nedeniyle "100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü" Rotary Kulübü, *
*34*"İnsan Hakları Ödülü" İzmir Karşıyaka Belediyesi (2004) , *
*35-**"Türkiye'nin En İyi Eğitimcisi" Ödülü –Tempo Dergisi (2004) , *
*36-**Kültür Üniversitesi'nin İstanbul genelindeki
üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket
sonucunda "Yılın En Yürekli Kadını Ödülü" (2004) ,*
*37-** "Puduhepa Ödülü" - Adana Kütür Sanat Derneği (2005) , *
*38-**"Meslek Hizmetleri Ödülü" Ankara Emek Rotary Kulübü (Ekim 2005) , *
*39-**"Toplumsal Barış Ödülü" Barış Radyo, *
*40-**"İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma
Ödülü" - SODEV Sosyal Demokrasi Vakfı (2005) , *
*41-**"İyi Kalpli Ol Ödülü" Türk Kalp Vakfı (2006) ,
*42-**"Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü" Dünya Gazetesi (2006) , *
*43-**"ÇEK Eğitim Ödülü", Çağdaş Eğitim Kooperatifi (2006) .*
*44-**ÇYDD olarak okumalarına katkıda bulunduğu binlerce öğrenci,*
*45-**Atatürk Cumhuriyetine her alanda ve her zaman sahip çıkan bir tutum, *
*46- **Cumhuriyet mitinglerinde "Ne Şeriat, Ne Darbe!" sloganı,*
*47-**"Vaktimi çaldı" diyerek kızdığı ve uzun
süredir tedavi gördüğü bir kanser hastalığı,*
*48-**Hekim Kimliğinin kutsalı olmayı başarmış bir kişilik,*
*49-** Pes etmeyen bir yürek,*
*50-** Onunla birlikte çarpan, onunla gülen, onunla
birlikte ağlayan milyonlarca yürek...*
*Dahası var elbet... Bitmedi. *
Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.
--
“Naziler önce komünistleri tutukladılar; komünist değilim diye ses çıkarmadım.
Sonra Yahudiler’i tutukladılar, Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım.
Sosyal demokratları tutukladılar, savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım.
Sıra bana geldiğinde etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!”
Bertolt Brecht
*******************
Umarım sıra size gelmez!
*******************
Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan,
halkını esir eden,
içerideki cephenin suskunluğudur.
Mustafa Kemal Atatürk
*********************
18 Ekim 2009 Pazar
Hayırdır İnşallah..
11 Ekim 2009 Pazar
Sahte Kahramanlık ve One Minute
07 Ekim 2009 Çarşamba
Köyde Olimpiyat Yapmak
2004'ten beri Akp'nin yönetiminde olan belediye hizmet açısından sıfır denilebilecek bir noktada ama buna rağmen yüksek oranlarda oy alarak seçimi kazanması,feodal kafalı yerel yöneticilerin saha da etkin çalışmasının bir sonucu mudur,mutlaka araştırılmalı.
İnsanların musluktan su içemediği(bakınız Malatya örneğinde olduğu gibi) sokaklarının pislikten geçilmediği,ekim ayında kaldırım işlerinin başladığı,tarihe ve eserlerine saygı ve özen gösterilmediği bir yer burası.
Yeni camilerden ziyade eski camilerin daha fazla olduğu,osmanlı ve özellikle selçuklu eserleriyle buram buram tarih kokan bir şehirde olup da bu kadar karamsar olacağımı hiç ama hiç düşün(e)mezdim..
Küresel sermayeye entegre olan islamcı(!) çocukların,kentleşmeden,tarihi dokudan,sosyo-kültürel şehircilikten zerre anlamayan ama Büyükşehri yöneten feodal kafalı yöneticileriyle bu iş olmaz.
İnşallah yanılırım da 2011 olimpiyatlarından ülke olarak yüzümüzün akıyla çıkarız.
Blogger’e Devamını Oku Özelliği
Çoğumuzun kafasında bazen soru işaretleri oluşmuştur acaba bu bloglarda neden devamını oku yazısı yok ya da varda biz mi fark edemiyoruz eğer yoksa nasıl yapabiliriz demişizdir.
Ama artık bu sıkıntıdan kurtuluyoruz!!!!!!!!!!!!!.
Gördüğünüz gibi biz “KESKİN KALEMLER” ailesi olarak bu uygulamaya geçmiş durumdayız. Bu uygulamadan faydalanmak artık çok kolay nasıl mı?
Eğer Blogger Draft editörünü kullanıyorsanız.
• Blogger hesabına giriyoruz.
• Yeni Kayıt seçeneğini seçiyoruz.
• Yazı Başlığını giriyoruz.
• Yazımızı yazıyoruz. Yazını bölmek istediğin yere kursörü getiriyoruz.
• Yazını yazdığın alanın üzerinde yer alan ikonların en sağında yer alan Atlama aralığı ekle tuşuna basıyoruz.
Ekranda uzun kesikli bir çizgi belirir. Yazınızın anasayfada nereden itibaren görünmesini istiyorsanız o çizgiyi oraya sürüklüyorsunuz ya da istediğiniz yere tıkladıktan sonra atlama aralığına basıyorsunuz..
( Biz Blogger Draft editörünü kullanıyoruz)
bu uygulamaya geçmek için kısa yoldan buraya tıklayınız :)
Eğer Blogger klasik editörü kullanıyorsanız, yapmanız gereken;
• Blogger hesabına giriyoruz.
• Yeni Kayıt seçiyoruz.
• Yazı Başlığını giriyoruz.
• Yazımızı yazıyoruz.
• HTML’yi Düzenle seçeneğini seçiyoruz. Yazının bölünmesini istediğiniz yere kursörü getiriyoruz.
• < !– more –> kodunu ekliyoruz. (baştaki ! işareti ile < işareti arasındaki mesafeyi kapatıyoruz başka bir değişiklik yapmaya gerek yoktur. bu kodun ana sayfada görünebilmesi için araya mesafe koyularak yayınlanmıştır.)
• Yazıyı kayıt edip, yayınlıyoruz.
• Yazıyı kayıt edip, yazınızı yayınladığınızda yazının altında Devamı şeklinde bir link belirecektir. Eğer bu Devamı şeklindeki ifadeyi Yazının devamını oku ya da başka bir değiştirebiliyorsunuz.
• Blogger hesabına giriyoruz.
• Yerleşim seçiyoruz.
• Sayfa Öğelerini Ekleyin ve Düzenleyin ekranında, yazıların yayınlandığı ana ekran öğesine ait Düzenle seçeneğini seçiyoruz.
• Açılan ekranda Kayıt sayfası bağlantı metni: seçeneğinin karşısında yer alan Devamı ifadesini istediğin şekilde yazıyoruz.
• Kaydet tuşuna basıyoruz.
30 Eylül 2009 Çarşamba
Hamdullah Efendi'nin Amerika Sergüzeşti
Bir kelime İngilizce bilmiyordum, lâkin lisan uzmanım yanımdaydı ben hâlimi Osmanlıca arz edecektim, o İngilizce diline tercüme edecekti.
Başkan’la sevişirdik, ama bugün ön sevişmeyi kısa tutmak niyetindeydim. Toplantıdan evvel ikindiye yetişmekliğim lâzımdı.
Lakin ne olduysa o dakikada oldu. İzbandut cüsseli korumalar yolumuzu kesti. Bizim âdemleri itip kakmaya başladılar. Bir tanesinin elini tutup arkaya büktüm; “Van minüt lann!” dedim “Van minüt!”. “Şunun şurasında iki kelâm edip, bi resim çektirip gideceğiz.”
Kısmetten çıkmış göte uçkur neylesin! Nasip, kısmet değilmiş, Başkanla toplantıdan önce muhavere edemedik.
Toplantıda, orada bulunmaktan bahtiyarlığımı beyân eden bir nutuk irâd eyledim. Lâkin havuç suyunu fazla kaçırmışım, üzerinize afiyet bağırsaklarım mülâyemet çayı içmiş gibi idi. Nutkumu kısa kestim.
Neyse ki toplantıdan sonra O... O... bana el etti, “Yaklaş” dedi, “What is your problem buddy?”
Başbaşa görüşmemiz kısa sürdü, lâkin verimkârdı.
Sırasıyla; Kürt Açılımı,Demokratik Açılım, Ulusal Birlik Projesi, Kardeşlik Projesi dediğimiz poroceyi sordu. Dedim “Adını ‘Biz Varken Son Osmanlı Ölmez ve Amerika Kanka Porocesi’ olarak değiştirirsek, kapsama alanı genişler.” Başkan “Münâsiptir” dedi.
Geçende yaptığım hissî, ahâlinin gönül tellerini titreten konuşmamdan bir pasaj arzettim. Heyecandan ezberim şaştı, bazı hatâlar yapmışım. Şöyle demişim;
“Biz artık Botan Çayı’nı da satmak, Zap suyunu kurutmak, Dicle, Fırat gibi barışa kalleşliğe akmak istiyoruz. İstiyoruz ki Munzur dağlarında hep birlikte altın çıkaralım. Cudi Dağı’nda yedi cüceleri, Ağrı Dağı’nda Ermeni çiğdemleri dermek istiyoruz. Ülkemin yedi coğrafyasından derilmiş çiçekleri…” derken “Okey…okey!” dedi, susturdu.
Dedi “İmralı Kuşçusu’nun bile şüpheleri var. Açılım mı satış mı tuzak mı sahtekârlık mı emin değilim diyor. Ne iş?”
“Merak buyurmayınız” dedim. “Ona da, herkese de hazmettiririz. Siz Güneydoğu’ya 100 bin, Sabiha Gökçen Havaalanına da 42 bin Amerikan askerini yığdınız mı kimsenin gıkı çıkamaz.”
Dedi ki “Nasıl hazmettireceksin 142 bin Amerikan askerini?”
Dedim “Telâşa mahal yok. Ahaliye; Askerlerin psikolojisi bozulmuş. Tatile gönderileceklermiş. Nereye gitmek istersiniz diye oylama yapılmış, Türkiye çıkmış dedik.”
O mübârek Başkan “Aferim” dedi, bâş-ı âlimi okşadı. Adana Havaalanını ‘Kentsel Dönüşüm’ numarasıyla nasıl genişlettiğimizi, tapulu evleri bile yıktığımızı anlattım.
“Güzeeel” dedi, “İncirlik’e 13 kilometre o havaalanı.”
Dedim “Medeniyetinizin âşık ve hayrânıyım. Osmanlı’ya sadrâzam olacağıma şurada keten helva, mesir macunu satsam razıyım.”
Dedi “O da olur, sabret.”
“Bir manzûme okuyayım, çok güzel okurum” dedim. “Kısa olsun” dedi. Vakti yokmuş. Bir kıt’a okudum;
Bu kârhanede bir nebze itibârım yok benim
Ne varsa cümlesi senindir bu Gülistan’da
Ne kudret-i iktidâr, ne ilâhî şefaat
Bu kârhânede senden başka hâmim yok benim
Bizim tercüman (maaşallah) manzûmeyi pek güzel tercüme etti. Sanırsın lisân-ı mâderzâdı İngilizcedir. Başkan önce mütebessimâne, efsûnlanmış dinledi, sonra oturduğu yerde büküldü, katıla katıla gülmeye başladı, gözlerinden inci dânesi yaşlar döküldü. Hislendi vesselâm.
Akşam yemekte, perhizkârlığımızı bildiklerinden, şarap kadehim leb â leb elma suyu doluydu. Lâkin, ihtiyâtı elden bırakmayıp kadehe ağzımı değdirmedim. O kalabalıkta alkol değmemiş bardak istemek münasip olmazdı.
“Hey yavrum Hamdullah!” dedim kendi kendime, “Sen ki tarhananı içip, delik pabuçları sürüyerek mektebe giderdin, şimdi altınların, elmasların üzerinde kuluçkaya yatmaktasın. Kimlere neleri hazmettirdin yedi yılda. Şu oturduğun sofralara bak, gidinin Hamdullahı! Nerdeeen nereye!”
Memlekete avdet edince, Amerika seyahatinin sûretlerini (görsel mi diyorsunuz?) getirdiler. Rûhevâz eşim; Misis Obama, Madam Bıruni ve sâir eşlerin yanında Kafkas folklor ekibinden fırlamış gibiydi. Entarisinden kumaş esirgenmemişti. Diğer hatunlardan farklıydı. Farklılığımız zenginliğimizdi nihâyetinde. Hiç bir siyasetçi, şahsi servet konusunda elimize su dökemezdi nitekim.
Yalnız, bugünlerde birşey nazar-ı dikkatimi celbetmeye başladı. Yurtdışında “Acaba burada da bir Türk var mı” diye düşündüğüm zaman, bir anda bir vatandaşımız karşıma çıkıyor. Lâkin, insan Türkiye’deyken bu kadar çok Türk’e rastlamıyor.
Laz var, Boşnak var, Arnavut var, Kürt var, Ermeni var... Türk yok!
Acaba diyorum, olmayan bir halkın adını şeytsek mi yani... Hani yeni bir açılım, devletin adından Türk kelimesinin şeydilmesi felân... Erken mi olur?
Tuh! Oradayken aklıma geleydi sorardım Başkana.
Kıymet Nadir BİNDEBİR
http://www.bagimsizgundem.com/kiymet-nadir-bindebir/hamdullah-efendi-nin-amerika-serguzesti.html
28 Eylül 2009 Pazartesi
Yürek
Sonny Graham’ın kalp yetmezliği vardı. Kendisine sadece 6 ay ömür biçiliyordu.
Nakil için kalp bekliyordu.
1995 yılında bir gün “Uygun kalp bulundu” müjdesi geldi.
Terry Cottle adlı bir Amerikalı, kafasına kurşun sıkarak intihar etmişti.
Graham hemen ameliyata girdi ve kalbi değiştirildi. Sonradan, kendisini hayata döndüren adamı merak etti.
Terry Cottle’ın dul kalan eşi Cheryl’e mektup yazıp tanışmak istediğini bildirdi.
Buluştular.
Graham, kalbini taşıdığı adamın kalbinde sakladığı kadınla tanışınca ona bir yakınlık hissetti.
Bu yakınlaşma kısa zamanda aşka dönüştü.
Yürekler birbirini tanımıştı.
Evlendiler.
Buraya kadar mucizevi bir aşk hikayesine benziyor.
Ama bundan sonrası kabusa dönüşüyor:
Çünkü Sonny Graham geçen ay, kafasına sıktığı bir kurşunla intihar etti.
Ve geride ciddi bir kuşku bıraktı:
“Acaba nakledilen organ, nakledildiği bedene eski sahibinin kişiliğini de taşıyor mu”ydu?
* * *
Bazıları “Ne alakası var. Kadın öyle cadıymış ki, kalbine girdiği herkesi intihara sürüklemiş” diyebilir.
Ama birkaç yıl önce okuduğum “Kalbin Kitabı”nda (Louisa Young, Dharma, 2004) farklı şeyler yazıyordu:
1992’de Avusturyalı araştırmacılar “Kalbi değişen insanın, kişiliği de değişir mi” sorusunu kalp nakli ameliyatı
olan hastalara sordular.
Deneklerin yüzde 79’u buna gülüp geçti.
Ama öbürleri, “Kalp, her şeyi değiştiriyor” dedi.
Sakin bir adam birden araba yarışlarına merak sarmıştı.
Bir zencinin kalbini alan ırkçı beyaz, önyargılarından arınmıştı.
Bir kadının kalbini taşıyan adam, cinsel tepkilerinin değişmesinden korkuyordu.
Bir başkası, “Kalbim beni dinlemiyor” diye sızlanıyordu.
Rivayete bakılırsa cinayete kurban giden bir kızın kalbini taşıyan kadın, ameliyattan sonra karabasanlar görmeye başlamış, sonra kabuslarındaki adamı polise tarif edip kalbini taşıdığı kızın katilini yakalatmıştı.
* * *
Kalbin sadece “mükemmel bir pompa”dan ibaret olduğuna inananlar için organlara ruh atfetmek saçmalık…
Peki ama niye herkeste aynı pompa olduğu halde bazılarına “kalpsiz” bazılarına “yürekli” diyoruz?
Neden bazı kalpler daha çok sevgi pompalıyor, bazısı daha çok nefret?..
Tamam, genetik miras var; yaşam deneyimleri var, iklimden coğrafyaya, beslenmeden eğitime dek pek çok faktör kişiliği şekillendiriyor, ama acaba tüm bunlar kalpte mi depolanıyor?
Kalp nakledilince beyni kopyalanan bir bilgisayar gibi insanın tüm duygusal birikimi de bir başka bedene aktarılmış mı oluyor?
Örneğin, sevgi, şefkat, vicdan da kalple birlikte beden değiştiriyor mu?
* * *
Yoksa nakledilmiş kalpteki değişikliğin nedeni başka mı?
Vücudun kendisine yabancı nesneleri, bazen bir diş dolgusunu ya da farklı kan dokusunu reddettiğini biliyoruz; acaba kalp de, yeni girdiği göğüs kafesinde kendini tutsak hissedip yeni sahibiyle dalaşıyor mu?
Yaşayabilmek başka bir insanın ölümünü beklemek, yürekte içten içe bir suçluluk duygusuna mı yol açıyor?
Acaba birine kalbini vermek, onu bambaşka bir insan mı yapıyor?
Aşkta öyle olmuyor mu?
CAN DÜNDAR
21 Eylül 2009 Pazartesi
YENİDEN...
Umutlar kurşuna dizilirken,
Rüzgâra aldırış etme!
Gel ve uyandır beni…
Ümitlerimi yeşertmeye çalış.
Lüzumsuz sevdaları bir kenara itip,
Hayata tutundur beni.
Al tüm hayallerimi koynuna…
Zamanı ölüme mahkûm et!
Ellerini kelepçele hayatın ve
Rüyalara daldır beni yeniden…
o.tuncay191@hotmail.com
19 Eylül 2009 Cumartesi
İşte Bir Kanıt Daha
18 Eylül 2009 Cuma
Burası...
Burası,yüz milyarlarca dolarını teröre yatıran,akılsızlığın dibine vurulduğu "sözde" milliyetçi"lerin sokak serserisi kıvamında sokaklarda dolaştığı bir ülke.
Burası,devletten geçinip üstüne devlete küfretmeyi marifet sayan tatlı su demokratlarının çığırtkan seslerinin gökkubbemizde çınladığı bir ülke.
Burası,milyonlarca gencin üniversite sınavına girip,birkaç yüzbininin ancak okuyabildiği,insanların gelecekten umut kestiği işlenemeyen bir insan malzemesi.
Burası,kendi hocaefensine değil de başka bir hocaefendiye biat ettiği için öğrencisine düşük not veren,öğrencisini dersten bırakan akademiklerin olduğu cahillerin ülkesi.
Burası,şeriat korkusuyla yaşayıp,her gün rakı sofrasında memleket meselesini tartışan kuşum "aydın"ların iddia ettiği üzere siyasal islamcıların yönettiği ve onlara cahil kulların yaşadığı anadolu toprağı.
Burası,cemaatlerin holdingleştiği,Allah'ı ramazan ayında bile hatırlamayacak kadar ahlaksızlaştığı bir müslümanlar ülkesi.
Burası,emeğin sömürüldüğü,hakkın yenildiği,vicdanın,insafın gözlerden ve kalplerden uzak tutulduğu ama verilmeyen penaltıyı günlerce tartışan kalabalıkların ülkesi.
Burası alevi-sünni,türk-kürt,islamcı-laik diye yüzyıldır birbirlerini yiyen zavallıların ülkesi.
Velhasıl burası hep kendine özgü bir memleket.
Yunus'un,Mevlana'nın,Bektaş-ı veli'nin,Ahmet Yesevi'nin saygı ve rahmetle anıldığı,binlerce alimin,velinin,bilginin geçtiği ama adları dışında hiçbirşeylerinin hatırlanmadığı bir gariplikler ülkesi.
Burası üzerinde yaşadığı toprağın bereketinin,tarihsel birikiminin,sosyal zenginliğinin farkında olmayanların,olup da anlamayanların ülkesi.
Siz siz olun binlerce yıllık bir zenginliğin üstünde yaşayan aydın kılıklı cahillerden,Allahtan başka herkese kulluk eden riyakarlardan,namaz kılıyorum deyip günde beş vakit eğilip kalkanlardan olmayın.
Elinizdekinin kıymetini bilin,yarın belki hiçbirine sahip olamayabilirsiniz.
Şimdiden herkese iyi bayramlar.
14 Eylül 2009 Pazartesi
Yeter Ki R.T.E. Söylesin
13 Eylül 2009 Pazar
AÇILIMIN NERESİ AÇILACAK?
* * *
Bu düşünceler dâhilinde geçmişe bir göz atacak olursak ilk önce;
*TRT6’nın (TRT şeş)açılması açılımın ilk adımı niteliğini taşımaktadır.
*İkinci adım olarak ta diğer tüm özel kanallara da 24 saat Kürtçe yayın yapma hakkının tanınmasıdır. -Şimdi tüm kanallara bu hak tanınırsa bütün kanallar 24 saat Kürtçe yayın yapacaktır diye düşünen insanlar olamaz çünkü bölgedeki yerel kanallar dahi 24 saat Kürtçe yayın yapmıyorken (müzik programları genelde Kürtçe ama reklâm ve haber bültenleri çoğunlukla Türkçe) diğer büyük kanalların 24 saat Kürtçe yayın yapacağını düşünüyor olamayız. Bu adım sadece milletin kendisini daha rahat hissetmesini sağlayacak nitelikte bir adım gibi görünmektedir.-
*Üçüncü adım ise görünüşe bakılırsa üniversitelerde KÜRDOLOJİ bölümünün açılması olacaktır.
Ve bu adımları başka hangi açılımlar takip edecek şimdilik belirsiz gibi görünmektedir ama Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlet olduğu için bu açılımlar gerekiyordu. Eğer ki azınlıklara bazı haklar tanınmasa bu ülkenin DEMOKRASİ anlayışına ters düşer ve böyle bir sistemin adını da siyaset biliminde ÇOĞUNLUK DİKTASI olarak görmekteyiz.
* * *
Şimdi son olarak ta açılımı destekleyen ve karşı çıkanları ele almak gibi bir girişimde bulunmayacağım. Sadece bu açılımı destekleyen ya da karşı çıkan kim olursa olsun gerçek iyi niyetinin dışına çıkıp ta bu açılıma son olarak verilen BARIŞ VE KARDEŞLİK adını kendi siyasi emellerine alet edip bu milletin huzuru ve barışı üzerinde siyasi rant elde edipte partisinin tabanını genişleterek yeni oy kitleleri katmaya çalışan olursa (-ki zaten böyle bir şeyin olduğunu tahmin etmek bile istemiyorum) söyleyecek tek söz olarak YAZIKLAR OLSUN demekten başka kelime bulamıyorum.
Osman TUNCAY / o.tuncay191@hotmail.com
12 Eylül 2009 Cumartesi
Mhp ve Açılım
Dayanışma Zamanı...
10 Eylül 2009 Perşembe
Anayasaya Aykırı Değil Mi?
05 Eylül 2009 Cumartesi
Amaç,Araç ve Sonuç
30 Ağustos 2009 Pazar
30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun...

27 Ağustos 2009 Perşembe
Neden Tepkisiz Kalıyoruz ?
20 Ağustos 2009 Perşembe
ÖYLESİNE BİR MEKTUP
CAN DÜNDAR
17 Ağustos 2009 Pazartesi
Bu Açılımın Sebebi Ne ?
15 Ağustos 2009 Cumartesi
GİDEN ZATEN GİTMEYİ KAFASINA KOYMUŞTUR
11 Ağustos 2009 Salı
Demek ki Neymiş ?
Madde 2 - Bu Kanunda geçen deyimlerden;
04 Ağustos 2009 Salı
Endüstrileşme Süreci ve Demokrasi
31 Temmuz 2009 Cuma
Silahlara Veda Olacak Mı ?
26 Temmuz 2009 Pazar
Doğu Türkistan Nerenize Düşer?
İyi analizler;unutmamak,güncellemek dileğiyle.
19. yüzyılda Yakup Han başkanlığında kurulan 'Doğu Türkistan İslam Devleti' (1863), Osmanlı, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanınmıştı. Ancak şu an Doğu Türkistan, uluslararası kamuoyunda tanınmamakta ve Çin'in boyunduruğu altında yaşamaktadır. 1876 yılında Çin-Mançu Devleti'nce işgal edilen Doğu Türkistan, 1884'te Şinciang (Sincan) 'Yeni Toprak/Kazanılmış Topraklar' adıyla Çin İmparatorluğu'na bağlandı. Doğu Türkistan halkının mücadelesi sonucu, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti 1933 yılında Kaşgar'da kuruldu. Ancak bu Cumhuriyet çok geçmeden, komünist Çin kuvvetleri ve Stalin'in ortak hamlesi ile ortadan kaldırıldı. 1949 yılında komünist Rus yönetiminin askeri yardımları ile Doğu Türkistan'ın kaderi Çin yönetimine terk edildi.
KATLİAMLAR BİR DOĞU TÜRKİSTAN GERÇEĞİ
Doğu Türkistanlılar, kısa süreli bağımsızlık dönemleri yaşamışlarsa da uzun yıllardır Çin'in etnik asimilasyon politikaları ile ezilmektedirler. Komünist Çin Halk Cumhuriyeti'nde sistem, ulusal çıkarlar doğrultusunda şekillenmiş; Çin'in 1949 yılından bu yana yürüttüğü politikalar Doğu Türkistanlıları asimilasyon ve etnik temizliğe maruz bırakmıştır.
1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin, 1952-1957 yılları arasında 3 milyon 509 bin, 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin, 1961-1965 yılları arasında 13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından öldürülmüş ya da rejimin politikaları doğrultusunda oluşan kıtlık sonucu hayatlarını kaybetmişlerdir. 1965'ten sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen Doğu Türkistanlı sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaşmıştır.
Doğu Türkistan'da meydana gelen insan hakları ihlalleri, zaman zaman kimi insan hakları örgütleri tarafından dillendirilmiş olsa da, bu girişimler, yaşanan zulmün engellenmesinde etkili olamamıştır.
Bu satırlar, Doğu Türkistan'da yaşananlarla ilgili internette başlayan haberleşme zincirlerinden geldi. Öz kardeşlerimiz katlediliyor. Bu katliam tam da Cumhurbaşkanı Gül'ün ziyaretinden hemen sonra başlıyor.
Inisiyatif nerede?
ABD'de...
Muhammed Salih gibi bir figürü sırf Özbekler istedi diye Ankara'dan kovan bu 'muhafazakar demokrat' kılıflı cici çocukların Müslüman öz kardeşlerimize sahip çıkabileceğini mi saniyorsunuz? 'One minute' deyip beş dakika sonra, 'Pardon ağbi valla ben sizi kastetmedim...' diye manyel yapan bir zihniyet Çin'den hesap mı soracak? Tavır mı alacak....
Saysan Güvenlik Konseyi üyesi, bilmem ne teşkilatı başkanlığı... Hava bin beş yüz.... Yahu, Müslümanlar, yahu Türkler kıtır kıtır kesiliyor.... Düyanın en büyük ülkesini idare ediyorsun... Hadi kalk da bir şey yap... Yer mi? Yemez... Kudretli dış politikaymış?
Sorsak ya şunlara bir basın toplantısında...
Tek soru...
'Efendim, Doğu Türkistan ne tarafa düşer?' Sahi, ne tarafınıza düşer? Doğu Türkistan, bilen için yüreğine düşen bir kor parçasıdır.
Bunlarda ne o yürek ne o bilinç var...
Kıble Kabe değil Washington...
