06 Kasım 2009 Cuma

Siyasal İslamcıların Demokrasi Anlayışı

Kadıköy meydanındaki konuşmasından dolayı Alper Ateş'e hakaret davası açıldı.Alper Ateş krizden nasıl etkilendiğini ve neler yapmak zorunda kaldığını anlattığı konuşmasında 'Allah belanı versin' sözlerini sarf ettiği için davalık oldu.
***
Mevcut iktidar partisinin eleştriye veya farklı görüşlere ne kadar tahammülsüz olduğu zaten bilinen bir gerçek.Başbakanın kedi olarak karikatürize edilmesinden sonra olanları herkes hatırlar sanırım.
***
Bir başbakana 'Allah belanı versin' demek doğru bir davranış değil.Türkiyeyi zayıflatma ve bölme çabalarına rağmen iktidarı eleştirmek böyle olmamalı.
***
Türk Silahlı Kuvvetleri ile sistematik bir kavga içinde olan,TSK'nın laik Cumhuriyeti koruma görevini '''demokrasiye müdahale''' olarak değerlendirenler neden sade bir vatandaşa karşı böyle bir tutum içinde?
***
İşine geldiğinde demokrasi abidesi kesilen iktidarın bu tutumunu destekleyenler sadece siyasal islama çanak tutan kişilerdir.
Deniz IŞIK

03 Kasım 2009 Salı

TEHLİKELİ CEHALET


Ayın dünyadan uzaklığını bilmemek 'tehlikesiz cehalet'tir.
Bunu bilmezseniz 'tehlikesi yoktur'.
Ama önünüzdeki çukuru göremezseniz, bu 'TEHLİKELİ CEHALET' olur.
Çukura düşer ve kurtarılmayı bekleyerek debelenirsiniz.

Belki birisi sesinizi duyar ve sizi kurtarır.
Ama artık siz kendinizi 'onun sizi kurtardığı duygusu'ndan kurtaramazsını z.

Eğer o çukurdan kendi gücünüzle çıkabilirseniz özgüveniniz artar.
Bağımlılıkla bağımsızlık arasındaki fark kısaca budur.

Durumunuzu bilirseniz belki kendinize yardım edebilirsiniz.
Ama başkasının kolunda yürürken kendinizi bağımsız sanarsanız, işte bu
'TEHLİKELİ CEHALET'tir.

Bugün Türkiye'yi bağımsız sanmak, bu nedenle 'tehlikeli cehalet'tir.

Gönlü Arap ülkelerinde, beyni Amerika'ya ipotekli, cebi uluslararası
sermayeye çengelli bir siyasal iktidarla Türkiye bağımsız olamaz.
Atatürk Türkiye'si ile bugünkü ülkemiz arasındaki farkı görmemek,
görüp de kabul etmemek, kabul edip de Atatürk'ü eleştirmek 'TEHLİKELİ CEHALET'tir.

Atatürk'ün büyük hedeflerinden birisi 'bilince yönelik çağdaş eğitim' idi.
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözü o'nundur..
Bugünün siyasal iktidarı için geçerli eğitim hedefi bütünüyle değişmiştir.
Siyasal iktidarın eğitim hedefi, 'inanca yönelik sermayenin hizmetine
uyarlı insan gücü yetiştirmek'tir. Din temelli toplumun eğitim
amaçları her yolla devreye sokulmaktadır.
Bunu görmemek, görüp de kabul etmemek, kabul edip de bu durumu
'demokrasi sanmak' 'TEHLİKELİ CEHALET'tir.

Demokrasi, bütünüyle bir kurallar ve kurumlar politikasıdır.
Demokrasinin temeli laikliktir.
Laikliğin temeli dindar-dinsiz ayrımı yapmamaktır.
Laiklik olmazsa yurttaş eşitliği olmaz.
Yurttaş eşitliği olmazsa demokrasi olmaz.
Bunu bilip de bilmezden gelmek, bunu bilip de görmezden gelmek,
'TEHLİKELİ CEHALET'tir.
***
Neden 'TEHLİKELİ CEHALET' toplumların başına bela olur?
Çünkü, toplumların bir bölümü bu durumdan büyük çıkarlar sağlar.
Geri kalan bir bölümü de küçük çıkarlarla yetinir.
Bir bölümü, ilerde kendisinin de çıkar sağlayacağını umar, bir bölümü
durumu görür, toplumu uyarmaya çalışır, ama gücü yetmez.
İşte böyle durumlarda da felaket kapınızı çalmıştır ve gelmektedir.
***
Bu durumun en yaygın araçları kitle iletişim araçlarıdır.
Televizyon en yaygın biçimde bu doğrultuda çalışmaktadır.
En izlenen saatler 'toplumu gerçek bilgilerden uzak tutmak' amacıyla
kullanılmaktadı r.
Ivır zıvır eğlencelikler, boş zevzeklikler, pırıltılı eğlencelikler
hep bu amaçla hazırlanmaktadı r.
Düşünmeye alışmamış beyinler de böylece oyalanıp gitmektedir.
Düşünen beyinlerin de bu durumu önlemeye gücü yetmemektedir. .

'TEHLİKELİ CEHALET', farkına varmadan bu tuzağın içine düşüp eğlenmektir.
Bunu bilip de bilmezden gelen, görüp de çıkar sağlayanlar, sonra da
'işte özgürlük budur' diyenlerse toplumun asıl belalarıdır.

Bilmemiz gereken budur.
Görmemiz gereken budur.
Anlamamız gereken budur.
Mücadelemiz de bu olmalıdır...

PROF. DR. ERDAL ATABEK

İhanet

İhaneti gördü bu ülke.

Türkiye'nin en karanlık adamlarından biri olan Mehmet Ağar, 22 temmuz seçimleri öncesi oynadığı oyunla merkez sağın bir daha toparlanmamak üzere dağılması için üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirdi.

Erkan Mumcu ve şahsında Anavatan partisi derin bir komplonun içine çekildi ve o günlerde tüm iyi niyetli tüm çabalara rağmen gerçekleşmeyen birleşme,geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşti.


Bir tarafta genç siyasetçi Salih Uzun, diğer tarafta "apoletli siyasetçi" Hüsamettin Cindoruk.

Apoletli Siyasetçi diyorum çünkü tarih onu böyle yazacaktır.28 şubat'ın karanlık günlerinde darbe olacak korkusuyla tutuşan çankayadaki zat-ı muhteremin emriyle partileri bölen,siyaseti şekillendirmeye çalışanlar bugün "tarihi birleşme"yi gerçekleştiriyorlarmış.

Sincan'da tanklar yürürken demokrasiye sahip çıkmak bir yana,tanka selam çakanlar şimdi demokrat partinin başında.

O süreçte "sizin aradığınız adam benim" diye askere haber yollayan Mesut Yılmaz bir yanda,yaşı 80'e gelmiş olmasına rağmen hala başkalarının aklıyla iş yapan dinazorlar bir yanda.

Hayatı bir darağacında son bulan Menderes ve "Bu yola çıkanların iki gömleği var:biri bayramlık biri idamlık" deyip şüpheli bir ölümle kaybettiğimiz Özal şu halinizi görseydi eminim o arsızca gülümseyen suratlarınıza bakmaya dahi tenezzül etmezlerdi.

Çünkü bulunduğumuz bu yer siyasi ahlakta ve merkez sağda dibe vurduğumuz yerdir.

Söylenecek sözlerin boğazlarda düğümlendiği,bir devrin artık tamamen sona erdiğinin tüm çıplaklığıyla tezahür ettiği,kızgınlıkla kırgınlığın içiçe geçtiği bir yer...

Bu yüzden derin bir utançla söz ediyorum sizlerden.

Rahmetli Menderes'in ve Özal'ın kemiklerini sızlattığınız için,
Mesut Yılmaz gibilerini yeniden meclise soktuğunuz için,
umut diye "süngülü demokrasinin bekçileri"ne bel bağladığınız için,
herşey bir yana bu ülkede din,vicdan,teşebbüs ve fikir hürriyetinin omurgasını oluşturmaya çalışan Özal'ın Anavatanını darbeci dinazorlara peşkeş çektiğiniz için,

Hepinize teşekkürler...

Her zaman olduğu gibi kendinize yakışanı yaptınız ve her zaman olduğundan daha fazla hakediyorsunuz bu teşekkürü,Demokrat Parti ruhunu ebediyen siyasi tarihe gömdüğünüz için.

Ama unutmayın ki tarih sizi bu "tarihi leke"yle kayıtları altına alacak ve ebediyen unutturmayacaktır.

Unutturmamayı borç bilenler de her yerde sizden utançla bahsedeceklerdir.

29 Ekim 2009 Perşembe

Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun...

Ülkemizin içinde bulunduğu durum giderek kötüye gidiyor.Bu kötü gidişin iki ana sebebi var.Birincisi Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ülkenin AKP diktatörlüğüne teslim edilmesi,ikincisi yerel seçimlerdeki bölünme ve ekonomik krizdir.
***
Sevr antlaşmasını iktidara getirilen AKP ile yeniden yürürlüğe koymak isteyen ABD ve AB hedefine ulaşmak için her yolu deniyor.
***
Atatürk gençliği olarak üzerimize önemli görevler düşmektedir.Ülkemizi iç ve dış tehlikelere karşı korumak,Laik Türkiye Cumhuriyetini daha ileriye taşımak bizlerin görevidir.
***
Her türlü baskıya,gerici ve bölücü zihniyete karşı dimdik ayakta durmalıyız.Cumhuriyet Bayramımız gururla kutlu olsun.
Deniz IŞIK

28 Ekim 2009 Çarşamba

Amacınız Ne?

Kirinden kararmış bir tuhaf resim ortada...

Türkiye'de derin ve kalıcı ayrışmalara yol açan; bizi inşa eden tüm kavramları eğip büken, temel kurumları açıkça yıpratan bir kollektif var.Bu kolektifin kendi içinde ve dışında ittifakları var: Son derece kirli ve karanlık olduklarını düşünüyorum.

Cumhuriyet'i iptal ediyorlar.Amerikan planları hiç bu kadar konuşulur hale gelmemişti.
Halkımız öfke ve şaşkınlık içinde.

Belli çevreler bin yıllık ayarlarımızla şuursuzca oynuyorlar.

Aynı yerde hizalanma kaygısıyla 'Allah'a küfür edildiğinde' susan 'omurgalı' muhafazakar aydınlarımız bir köşede...

Komplekslerini aşmak için bu topraklarda bizi bir arada tutan tüm değer ve kurumlara küfür etmeyi 'kimlik inşası' sayan 'liberal faşistler'i bir diğer köşede.Bu ittifakın başından beri bir numaralı hedefi neresi oldu?

Türk Silahlı Kuvvetleri...

Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bakalım. Tarihte hangi ordu tek bir kurşun atılmadan bu kadar yıpranmıştır?Yakın tarihimizdeki sicillerine bakalım.

28 Şubat...

E-Muhtıra...

Şimdi 'kağıt parçası'...

Ne amaçlandığına değil sonuçlarına bakalım.Her biri milattır ve dövünülen ne varsa temel gerekçesidir.

Gerçeği, sadece gerçeği konuşmalıyız.Halkımız insanlığına ve hukuka; 'devlet' fikrine ne pahasına olursa olsun sahip çıkacaktır.

Biliyoruz...

Yeri gelmişken, safımı ilan edeyim.Ergenekon'dan sonra böylesi bir eylem planını ancak geri zekalılar hazırlar.

İhbarcı subayın (ki bir başka gerilim anında-aaa kuşa bakın-demek için onun da kimliğiyle ortaya çıkacağına eminim) hazırladığı ve postaya verdiği öne sürülen metnin; sunum, muhteva ve zamanlama açısından mükemmel bir mühendislik çalışması olduğuna inanıyorum.Yalnız bu mükemmel kurguyu yapan ve ellerini çırparak ortada dolaşanlara bir çift lafım var.

Devrim mi istiyorsunuz? Olduğunu ve veya olacağını...

Öncelikle 'beceriksiz ve faşist' ordunun ortadan kalkacağını,'Batı' normlarında bir demokrasinin kurulacağını bunun da hazirun tarafından yapılacağını mı düşünüyorsunuz?Bu cumhuriyeti mi yıkacaksınız?'2.Cumhuriyet kuruldu' naraları mı atıyorsunuz?

Sersemler!...

Devrim ya vardır ya yoktur.'Devrimsi' devrimlerle ne olur?Uzağa gitmeyin. Rusya’da Yeltsin dönemini hatırlayın.Doğu Bloku ülkelerine bakın...

Ne oldu?O 'devrimsi'lerden ne çıktı?

Çok daha milliyetçi, çok daha otoriter yapılar.

28 Şubat'tan sonra olan biteni sessiz ve yavaş bir devrim olarak okuyanlar...Türkiye'nin giderek demokratikleştiğini savunuyorsunuz.Hayır, bu ülke fazlasıyla otoriter bir yapıya evrildi.

Bu plan tutmaz. Tutmayacağına eminim.

Serdar AKİNAN-Akşam

25 Ekim 2009 Pazar

*Prof. Dr. TÜRKAN SAYLAN'IN EVİNDE BULUNAN BAZI BELGELER*




* 13 Nisan 2009 günü evinde 12. dalga ergenekon kapsamında yapılan aramada,
Türkan Saylan'ı on kez müebbed hapse mahkum ettirecek, yirmi kez ise idam
ettirecek belge ve bilgilere ulaşılmıştır. Dökümünü aşağıda veriyorum:

*1- ** Lepra (Cüzzam) ile ilgili bilimsel çalışmalar,*

*2-** Cüzzamla Savaş Derneği kuruculuğu*

*3-**Hindistan'da kendisine verilen"Uluslararası Gandhi Ödülü (1986),*

*4-**2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü'nün Lepra konusunda danışmanlığı,*

*5-**1981-2002 yılları arasında üniversitedeki görevinin yanında
GÖNÜLLÜ olarak, Sağlık Bakanlığı İstanbul "Lepra Hastanesi" Başhekimliği,*

*6-**Uluslararası Lepra Birliği'nin "ILU) kurucu üyeliği,*

*7-**1982-1987 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji
Ana bilim dalı Başkanlığı,*

*8-**1981-2001 arasında İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve
Uygulama Merkezi Müdürlüğü,*

*9-**Dermatopatoloji laboratuarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel
İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasında öncülük,*

*10-**1989'da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
(ÇYDD) kuruculuğu ve Genel Başkanlığı,*

*11-**1990'da "Öğretim Üyeleri Derneği" kurucu
üyeliği ve ilk dönem II: Başkanlığı,*

*12-**Bine yakın yayın, yabancı dergilerde yayımlanmış tıbbî çalışmalar,
tıbbî, sosyal ve siyasal içerikli gazete makaleleri,*

*13-**Türkçe tıbbî dergilerde ve kongre kitaplarında
yayınlanmış araştırma, derleme ve olgu bildirimleri,*

*14-**1996'da İstanbul Üniversitesince verilen
"Atatürk İlke ve Devrimleri" ödülü,*

*15-**İngiltere dermatologlarının derneği olan
Dowling Kulübü (1978) Onur Üyeliği,*

*16-**"Kuzey Amerika Dermatoloji Derneği" Onur üyeliği (1996)*

*17-**Ülkemizde Yılın Kadını ödülü (1990),*

*18-**"Melvin Jones Ödülü" (1991) , *

*19-**"Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü" İncirli Lions (1996) , *

*20-**"Kuvayi Milliye Ödülü" Haliç Rotary (1997) , *

*21-**"Fahrettin Kerim Gökay Ödülü" Türk Lions Vakfı (1997) , *

*22-**"Türkiye Ziraatçılar Birliği Dayanışma Ödülü" (1998) , *

*23-**"75. Yıl Ödülü" Türk Kadınlar Birliği Şişli Şb. (1998) , *

*24-**"Uğur Mumcu - Muammer Aksoy Ödülü" ADD İstanbul Şubesi (1999) , *

*25-**"Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur" Ödülü" (2000) , *

*26-**İtalya "Foyer des Artistes Kurumu Ödülü" (2001) , *

*27-**Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle
"Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 Yılı Ödülü", *

*28-**"Atatürk Ödülü" Amerika / Atatürk Topluluğu (2001) , *

*29-**"Sanat Kurumu Onur Ödülü" (2002) , *

*30-**"Atatürk / Çağdaşlık Ödülü" Dünya Atatürkçü
Kuruluşları (10 Kasım 2003) , *

*31-**"Üstün Hizmet Ödülü" Yıldız Teknik Üniversitesi (2004) , *

*32-**Eğitime yaptığı katkılar nedeniyle "Eğitim Ödülü" TED Koleji, *

*33-**"Kendinden önce hizmet" ilkesine örnek
davranışı nedeniyle "100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü" Rotary Kulübü, *

*34*"İnsan Hakları Ödülü" İzmir Karşıyaka Belediyesi (2004) , *

*35-**"Türkiye'nin En İyi Eğitimcisi" Ödülü –Tempo Dergisi (2004) , *

*36-**Kültür Üniversitesi'nin İstanbul genelindeki
üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket
sonucunda "Yılın En Yürekli Kadını Ödülü" (2004) ,*

*37-** "Puduhepa Ödülü" - Adana Kütür Sanat Derneği (2005) , *

*38-**"Meslek Hizmetleri Ödülü" Ankara Emek Rotary Kulübü (Ekim 2005) , *

*39-**"Toplumsal Barış Ödülü" Barış Radyo, *

*40-**"İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma
Ödülü" - SODEV Sosyal Demokrasi Vakfı (2005) , *

*41-**"İyi Kalpli Ol Ödülü" Türk Kalp Vakfı (2006) ,

*42-**"Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü" Dünya Gazetesi (2006) , *

*43-**"ÇEK Eğitim Ödülü", Çağdaş Eğitim Kooperatifi (2006) .*

*44-**ÇYDD olarak okumalarına katkıda bulunduğu binlerce öğrenci,*

*45-**Atatürk Cumhuriyetine her alanda ve her zaman sahip çıkan bir tutum, *

*46- **Cumhuriyet mitinglerinde "Ne Şeriat, Ne Darbe!" sloganı,*

*47-**"Vaktimi çaldı" diyerek kızdığı ve uzun
süredir tedavi gördüğü bir kanser hastalığı,*

*48-**Hekim Kimliğinin kutsalı olmayı başarmış bir kişilik,*

*49-** Pes etmeyen bir yürek,*

*50-** Onunla birlikte çarpan, onunla gülen, onunla
birlikte ağlayan milyonlarca yürek...*

*Dahası var elbet... Bitmedi. *


Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.


--
“Naziler önce komünistleri tutukladılar; komünist değilim diye ses çıkarmadım.
Sonra Yahudiler’i tutukladılar, Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım.
Sosyal demokratları tutukladılar, savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım.
Sıra bana geldiğinde etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!”
Bertolt Brecht
*******************
Umarım sıra size gelmez!
*******************
Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan,
halkını esir eden,
içerideki cephenin suskunluğudur.
Mustafa Kemal Atatürk
*********************

18 Ekim 2009 Pazar

Hayırdır İnşallah..

Hayırdır inşallah ifadesinin bu kadar anlamlı ve tam yerinde kullanılabilmesi heralde zordur.Bu kadar beklenmeyen ve sonrası bilinmeyen bir olay karşısında başka ne denir ki?
***
Benim içimden hayırdır inşallah demek geldi.Neden mi?
***
İktidar partisinin yürüttüğü ve içeriğini kimsenin bilmediği sözde 'açılım' sürecine muhalefet partisinden desstek istendi.Hatta ve hatta Cumhurbaşkanı muhalefet partisinin MGK'ya katılmasını bile önerdi.Bunun sebebini '''ÜLKE İÇİN ÖNEMLİ KARARLARIN ALINMASI''' konusu ile açıkladılar.
***
Cumhurbaşkanlığı seçiminde,rektörlerin atanmasında,ülkenin başına türban örülmesinde,vakıflar yasasında,imam hatiplilere katsayı kıyağı yapılırken aranmaya destek şimdi neden önemli oldu?
***
İktidar partisi her istediği kanunu çıkarıp neredeyse aynı gün Cumhurbaşkanına onaylatırken ülke için önemli kararlar alınmıyor muydu?
***
Kanaatimce iktidar partisinin aklında bir anayasa değişikliği var.Yoksa Cumhuriyet tarihi boyunca ülkemizin başına gelmiş olan en kötü oluşum neden bu desteği önemsesin?
***
Hayırdır inşallah deyip beklemeye koyuluyorum.Süreç sonlandığımda bu tahminimi tekrar tartışabiliriz.
Deniz IŞIK

11 Ekim 2009 Pazar

Sahte Kahramanlık ve One Minute

Abdullah Gül'e minimum protokol uygulandı.Hükümet yetkilileri tarafından neredeyse hiçbir tepki gelmemei çok kayda değer bir olaydır.
***
Bir bardak suda fırtına koparabilen ,medyanın karizma pompalamsı ile bölge lideri statüsüne gelebilen yetkililer neden bu olaya da '''one minute''' diye tepki göstermedi?
***
Dış işleri işte böyle yürütülür:
***
Falih Rıfkı Atay yazıyor:
“... İsmet İnönü İtalya’ya resmi bir ziyaret yapacağı vakit, Atatürk: ‘Sen Türkiye’nin Başvekili’sin. Mussolini de resmen İtalya’nın Başvekili’dir. Arada hiçbir fark tanımayacaksınız’ demişti. Yoldaydık. İlk verilen programda Mussolini istasyona gelmiyordu. İnönü Roma’da yerleşince karşılıklı ziyaretler yapılacaktı. Türk heyeti eğer program değişmezse yarı yoldan memlekete dönüleceğini İtalyan protokolcülerine haber verdi. Trende bir telaştır gitti. Roma’ya vardığımız zaman İtalyan Başvekili Mussolini, sırtında jaketatayı ve başında silindir şapkasıyla Türkiye Başvekili’ni bekliyordu...”
***
Deniz IŞIK

07 Ekim 2009 Çarşamba

Köyde Olimpiyat Yapmak

2011 Dünya Üniversitelerarası Kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapacak olan Erzurum köy havasındaki bir Büyükşehir.

2004'ten beri Akp'nin yönetiminde olan belediye hizmet açısından sıfır denilebilecek bir noktada ama buna rağmen yüksek oranlarda oy alarak seçimi kazanması,feodal kafalı yerel yöneticilerin saha da etkin çalışmasının bir sonucu mudur,mutlaka araştırılmalı.

İnsanların musluktan su içemediği(bakınız Malatya örneğinde olduğu gibi) sokaklarının pislikten geçilmediği,ekim ayında kaldırım işlerinin başladığı,tarihe ve eserlerine saygı ve özen gösterilmediği bir yer burası.

Yeni camilerden ziyade eski camilerin daha fazla olduğu,osmanlı ve özellikle selçuklu eserleriyle buram buram tarih kokan bir şehirde olup da bu kadar karamsar olacağımı hiç ama hiç düşün(e)mezdim..

Küresel sermayeye entegre olan islamcı(!) çocukların,kentleşmeden,tarihi dokudan,sosyo-kültürel şehircilikten zerre anlamayan ama Büyükşehri yöneten feodal kafalı yöneticileriyle bu iş olmaz.

İnşallah yanılırım da 2011 olimpiyatlarından ülke olarak yüzümüzün akıyla çıkarız.

Blogger’e Devamını Oku Özelliği




Çoğumuzun kafasında bazen soru işaretleri oluşmuştur acaba bu bloglarda neden devamını oku yazısı yok ya da varda biz mi fark edemiyoruz eğer yoksa nasıl yapabiliriz demişizdir.
Ama artık bu sıkıntıdan kurtuluyoruz!!!!!!!!!!!!!.
Gördüğünüz gibi biz “KESKİN KALEMLER” ailesi olarak bu uygulamaya geçmiş durumdayız. Bu uygulamadan faydalanmak artık çok kolay nasıl mı?

Eğer Blogger Draft editörünü kullanıyorsanız.
• Blogger hesabına giriyoruz.
• Yeni Kayıt seçeneğini seçiyoruz.
• Yazı Başlığını giriyoruz.
• Yazımızı yazıyoruz. Yazını bölmek istediğin yere kursörü getiriyoruz.
• Yazını yazdığın alanın üzerinde yer alan ikonların en sağında yer alan Atlama aralığı ekle tuşuna basıyoruz.
Ekranda uzun kesikli bir çizgi belirir. Yazınızın anasayfada nereden itibaren görünmesini istiyorsanız o çizgiyi oraya sürüklüyorsunuz ya da istediğiniz yere tıkladıktan sonra atlama aralığına basıyorsunuz..

( Biz Blogger Draft editörünü kullanıyoruz)


bu uygulamaya geçmek için kısa yoldan buraya tıklayınız :)


Eğer Blogger klasik editörü kullanıyorsanız, yapmanız gereken;
• Blogger hesabına giriyoruz.
• Yeni Kayıt seçiyoruz.
• Yazı Başlığını giriyoruz.
• Yazımızı yazıyoruz.
• HTML’yi Düzenle seçeneğini seçiyoruz. Yazının bölünmesini istediğiniz yere kursörü getiriyoruz.
• < !– more –> kodunu ekliyoruz. (baştaki ! işareti ile < işareti arasındaki mesafeyi kapatıyoruz başka bir değişiklik yapmaya gerek yoktur. bu kodun ana sayfada görünebilmesi için araya mesafe koyularak yayınlanmıştır.)

• Yazıyı kayıt edip, yayınlıyoruz.
• Yazıyı kayıt edip, yazınızı yayınladığınızda yazının altında Devamı şeklinde bir link belirecektir. Eğer bu Devamı şeklindeki ifadeyi Yazının devamını oku ya da başka bir değiştirebiliyorsunuz.
• Blogger hesabına giriyoruz.
• Yerleşim seçiyoruz.
• Sayfa Öğelerini Ekleyin ve Düzenleyin ekranında, yazıların yayınlandığı ana ekran öğesine ait Düzenle seçeneğini seçiyoruz.
• Açılan ekranda Kayıt sayfası bağlantı metni: seçeneğinin karşısında yer alan Devamı ifadesini istediğin şekilde yazıyoruz.
• Kaydet tuşuna basıyoruz.

30 Eylül 2009 Çarşamba

Hamdullah Efendi'nin Amerika Sergüzeşti

Gördüm. Arabasını beyaz bir brandanın içine saklamışlardı. Etraftaki Siykrıt Sörvis elemanlarına aldırış etmedim. Yürümeye devam ettim. Onunla başbaşa görüşmeden, eli elime değmeden, kendimi o kalabalıkta bîçâre ve müdâfaasız hissedecektim.

Bir kelime İngilizce bilmiyordum, lâkin lisan uzmanım yanımdaydı ben hâlimi Osmanlıca arz edecektim, o İngilizce diline tercüme edecekti.

Başkan’la sevişirdik, ama bugün ön sevişmeyi kısa tutmak niyetindeydim. Toplantıdan evvel ikindiye yetişmekliğim lâzımdı.

Lakin ne olduysa o dakikada oldu. İzbandut cüsseli korumalar yolumuzu kesti. Bizim âdemleri itip kakmaya başladılar. Bir tanesinin elini tutup arkaya büktüm; “Van minüt lann!” dedim “Van minüt!”. “Şunun şurasında iki kelâm edip, bi resim çektirip gideceğiz.”

Kısmetten çıkmış göte uçkur neylesin! Nasip, kısmet değilmiş, Başkanla toplantıdan önce muhavere edemedik.

Toplantıda, orada bulunmaktan bahtiyarlığımı beyân eden bir nutuk irâd eyledim. Lâkin havuç suyunu fazla kaçırmışım, üzerinize afiyet bağırsaklarım mülâyemet çayı içmiş gibi idi. Nutkumu kısa kestim.

Neyse ki toplantıdan sonra O... O... bana el etti, “Yaklaş” dedi, “What is your problem buddy?”
Başbaşa görüşmemiz kısa sürdü, lâkin verimkârdı.

Sırasıyla; Kürt Açılımı,Demokratik Açılım, Ulusal Birlik Projesi, Kardeşlik Projesi dediğimiz poroceyi sordu. Dedim “Adını ‘Biz Varken Son Osmanlı Ölmez ve Amerika Kanka Porocesi’ olarak değiştirirsek, kapsama alanı genişler.” Başkan “Münâsiptir” dedi.

Geçende yaptığım hissî, ahâlinin gönül tellerini titreten konuşmamdan bir pasaj arzettim. Heyecandan ezberim şaştı, bazı hatâlar yapmışım. Şöyle demişim;

“Biz artık Botan Çayı’nı da satmak, Zap suyunu kurutmak, Dicle, Fırat gibi barışa kalleşliğe akmak istiyoruz. İstiyoruz ki Munzur dağlarında hep birlikte altın çıkaralım. Cudi Dağı’nda yedi cüceleri, Ağrı Dağı’nda Ermeni çiğdemleri dermek istiyoruz. Ülkemin yedi coğrafyasından derilmiş çiçekleri…” derken “Okey…okey!” dedi, susturdu.

Dedi “İmralı Kuşçusu’nun bile şüpheleri var. Açılım mı satış mı tuzak mı sahtekârlık mı emin değilim diyor. Ne iş?”

“Merak buyurmayınız” dedim. “Ona da, herkese de hazmettiririz. Siz Güneydoğu’ya 100 bin, Sabiha Gökçen Havaalanına da 42 bin Amerikan askerini yığdınız mı kimsenin gıkı çıkamaz.”

Dedi ki “Nasıl hazmettireceksin 142 bin Amerikan askerini?”

Dedim “Telâşa mahal yok. Ahaliye; Askerlerin psikolojisi bozulmuş. Tatile gönderileceklermiş. Nereye gitmek istersiniz diye oylama yapılmış, Türkiye çıkmış dedik.”

O mübârek Başkan “Aferim” dedi, bâş-ı âlimi okşadı. Adana Havaalanını ‘Kentsel Dönüşüm’ numarasıyla nasıl genişlettiğimizi, tapulu evleri bile yıktığımızı anlattım.

“Güzeeel” dedi, “İncirlik’e 13 kilometre o havaalanı.”

Dedim “Medeniyetinizin âşık ve hayrânıyım. Osmanlı’ya sadrâzam olacağıma şurada keten helva, mesir macunu satsam razıyım.”

Dedi “O da olur, sabret.”

“Bir manzûme okuyayım, çok güzel okurum” dedim. “Kısa olsun” dedi. Vakti yokmuş. Bir kıt’a okudum;

Bu kârhanede bir nebze itibârım yok benim
Ne varsa cümlesi senindir bu Gülistan’da
Ne kudret-i iktidâr, ne ilâhî şefaat
Bu kârhânede senden başka hâmim yok benim

Bizim tercüman (maaşallah) manzûmeyi pek güzel tercüme etti. Sanırsın lisân-ı mâderzâdı İngilizcedir. Başkan önce mütebessimâne, efsûnlanmış dinledi, sonra oturduğu yerde büküldü, katıla katıla gülmeye başladı, gözlerinden inci dânesi yaşlar döküldü. Hislendi vesselâm.

Akşam yemekte, perhizkârlığımızı bildiklerinden, şarap kadehim leb â leb elma suyu doluydu. Lâkin, ihtiyâtı elden bırakmayıp kadehe ağzımı değdirmedim. O kalabalıkta alkol değmemiş bardak istemek münasip olmazdı.

“Hey yavrum Hamdullah!” dedim kendi kendime, “Sen ki tarhananı içip, delik pabuçları sürüyerek mektebe giderdin, şimdi altınların, elmasların üzerinde kuluçkaya yatmaktasın. Kimlere neleri hazmettirdin yedi yılda. Şu oturduğun sofralara bak, gidinin Hamdullahı! Nerdeeen nereye!”

Memlekete avdet edince, Amerika seyahatinin sûretlerini (görsel mi diyorsunuz?) getirdiler. Rûhevâz eşim; Misis Obama, Madam Bıruni ve sâir eşlerin yanında Kafkas folklor ekibinden fırlamış gibiydi. Entarisinden kumaş esirgenmemişti. Diğer hatunlardan farklıydı. Farklılığımız zenginliğimizdi nihâyetinde. Hiç bir siyasetçi, şahsi servet konusunda elimize su dökemezdi nitekim.

Yalnız, bugünlerde birşey nazar-ı dikkatimi celbetmeye başladı. Yurtdışında “Acaba burada da bir Türk var mı” diye düşündüğüm zaman, bir anda bir vatandaşımız karşıma çıkıyor. Lâkin, insan Türkiye’deyken bu kadar çok Türk’e rastlamıyor.

Laz var, Boşnak var, Arnavut var, Kürt var, Ermeni var... Türk yok!

Acaba diyorum, olmayan bir halkın adını şeytsek mi yani... Hani yeni bir açılım, devletin adından Türk kelimesinin şeydilmesi felân... Erken mi olur?

Tuh! Oradayken aklıma geleydi sorardım Başkana.


Kıymet Nadir BİNDEBİR

http://www.bagimsizgundem.com/kiymet-nadir-bindebir/hamdullah-efendi-nin-amerika-serguzesti.html

28 Eylül 2009 Pazartesi

Yürek

Şimdi yazacaklarım size bir bilim kurgu öyküsü gibi gelebilir. Ama gerçek:
Sonny Graham’ın kalp yetmezliği vardı. Kendisine sadece 6 ay ömür biçiliyordu.
Nakil için kalp bekliyordu.
1995 yılında bir gün “Uygun kalp bulundu” müjdesi geldi.
Terry Cottle adlı bir Amerikalı, kafasına kurşun sıkarak intihar etmişti.
Graham hemen ameliyata girdi ve kalbi değiştirildi. Sonradan, kendisini hayata döndüren adamı merak etti.
Terry Cottle’ın dul kalan eşi Cheryl’e mektup yazıp tanışmak istediğini bildirdi.
Buluştular.
Graham, kalbini taşıdığı adamın kalbinde sakladığı kadınla tanışınca ona bir yakınlık hissetti.
Bu yakınlaşma kısa zamanda aşka dönüştü.
Yürekler birbirini tanımıştı.
Evlendiler.
Buraya kadar mucizevi bir aşk hikayesine benziyor.
Ama bundan sonrası kabusa dönüşüyor:
Çünkü Sonny Graham geçen ay, kafasına sıktığı bir kurşunla intihar etti.
Ve geride ciddi bir kuşku bıraktı:
“Acaba nakledilen organ, nakledildiği bedene eski sahibinin kişiliğini de taşıyor mu”ydu?

* * *

Bazıları “Ne alakası var. Kadın öyle cadıymış ki, kalbine girdiği herkesi intihara sürüklemiş” diyebilir.
Ama birkaç yıl önce okuduğum “Kalbin Kitabı”nda (Louisa Young, Dharma, 2004) farklı şeyler yazıyordu:
1992’de Avusturyalı araştırmacılar “Kalbi değişen insanın, kişiliği de değişir mi” sorusunu kalp nakli ameliyatı
olan hastalara sordular.
Deneklerin yüzde 79’u buna gülüp geçti.
Ama öbürleri, “Kalp, her şeyi değiştiriyor” dedi.
Sakin bir adam birden araba yarışlarına merak sarmıştı.
Bir zencinin kalbini alan ırkçı beyaz, önyargılarından arınmıştı.
Bir kadının kalbini taşıyan adam, cinsel tepkilerinin değişmesinden korkuyordu.
Bir başkası, “Kalbim beni dinlemiyor” diye sızlanıyordu.
Rivayete bakılırsa cinayete kurban giden bir kızın kalbini taşıyan kadın, ameliyattan sonra karabasanlar görmeye başlamış, sonra kabuslarındaki adamı polise tarif edip kalbini taşıdığı kızın katilini yakalatmıştı.

* * *

Kalbin sadece “mükemmel bir pompa”dan ibaret olduğuna inananlar için organlara ruh atfetmek saçmalık…
Peki ama niye herkeste aynı pompa olduğu halde bazılarına “kalpsiz” bazılarına “yürekli” diyoruz?
Neden bazı kalpler daha çok sevgi pompalıyor, bazısı daha çok nefret?..
Tamam, genetik miras var; yaşam deneyimleri var, iklimden coğrafyaya, beslenmeden eğitime dek pek çok faktör kişiliği şekillendiriyor, ama acaba tüm bunlar kalpte mi depolanıyor?
Kalp nakledilince beyni kopyalanan bir bilgisayar gibi insanın tüm duygusal birikimi de bir başka bedene aktarılmış mı oluyor?
Örneğin, sevgi, şefkat, vicdan da kalple birlikte beden değiştiriyor mu?

* * *

Yoksa nakledilmiş kalpteki değişikliğin nedeni başka mı?
Vücudun kendisine yabancı nesneleri, bazen bir diş dolgusunu ya da farklı kan dokusunu reddettiğini biliyoruz; acaba kalp de, yeni girdiği göğüs kafesinde kendini tutsak hissedip yeni sahibiyle dalaşıyor mu?
Yaşayabilmek başka bir insanın ölümünü beklemek, yürekte içten içe bir suçluluk duygusuna mı yol açıyor?
Acaba birine kalbini vermek, onu bambaşka bir insan mı yapıyor?
Aşkta öyle olmuyor mu?

CAN DÜNDAR

21 Eylül 2009 Pazartesi

YENİDEN...

Nedeni belirsiz bir gecede,
Umutlar kurşuna dizilirken,
Rüzgâra aldırış etme!
Gel ve uyandır beni…
Ümitlerimi yeşertmeye çalış.
Lüzumsuz sevdaları bir kenara itip,
Hayata tutundur beni.
Al tüm hayallerimi koynuna…
Zamanı ölüme mahkûm et!
Ellerini kelepçele hayatın ve
Rüyalara daldır beni yeniden…

o.tuncay191@hotmail.com

19 Eylül 2009 Cumartesi

İşte Bir Kanıt Daha

Mevcut iktidar partisinin göreve getirildiği günden bu yana pek çok elim olaya şahitlik etmek zoruda kaldık.En önemli milli ekonomi kuruluşlarının satılması,ülkemiz üzerinde toprak emeli olan kişilere limanların ve bankaların satılmasını bunlara örnek verebilirim.
***
Siyasal islamın Türkiye'deki görevi zaten belli.Ülkeyi istikrarsızlaştırmak,ekonomisini zayıflatmak,kamplaşma ve bölünme yaratmak,TSK'yı tasfiye etmek,Fethullah Gülen'in cemaat kültürünü yayarak Cumhuriyet kazanımlarını yok etmek.
***
Ülkemizde bu tarz yazılara genelde deli saçması,dinozor bunlar,komplo teorisi gibi benzetmeler yapılmaktadır.AKP iktidarı ile geçen iki dönemde ise tablo ortadadır.
***
TSK'ya alternatif güç olarak polis gücü yaratılmaya çalışılmaktadır.Bunun en son kanıtlarından birisi de FEM dershanesinin polis sınavları ile ilgili yaptığıdır.
***
FEM dershanesi bir kez daha '''tesadüf eseri''' sorulararı çok yakın bir şekilde tahmin etmiştir.Bu kurumda ve alt dershanelerinde ne yapıldığı herkes tarafından bilinmektedir.
***
Dönüşü olmayan bir yola giriliyor.AKP hiçbir konuda aramadığı mutabakatı açılım konusunda arıyor.Elektriğe gene zam geldi.Hastane katılım payı iki katına çıktı.İşsizlik almış başını gidiyor.Olsun ne önemi var bunların.Önemli olan Başbakan'ın sesini ne kadar yükselttiği.Ne yapmadığı değil.
***
BAYRAMINIZ ŞİMDİDEN KUTLU OLSUN
***
Deniz IŞIK

18 Eylül 2009 Cuma

Burası...

Burası,2010 Avrupa Kültür Başkenti'nde sel felaketinin yaşandığı ve 40'a yakın insanın hayatını kaybettiği bir ülke.

Burası,yüz milyarlarca dolarını teröre yatıran,akılsızlığın dibine vurulduğu "sözde" milliyetçi"lerin sokak serserisi kıvamında sokaklarda dolaştığı bir ülke.

Burası,devletten geçinip üstüne devlete küfretmeyi marifet sayan tatlı su demokratlarının çığırtkan seslerinin gökkubbemizde çınladığı bir ülke.

Burası,milyonlarca gencin üniversite sınavına girip,birkaç yüzbininin ancak okuyabildiği,insanların gelecekten umut kestiği işlenemeyen bir insan malzemesi.

Burası,kendi hocaefensine değil de başka bir hocaefendiye biat ettiği için öğrencisine düşük not veren,öğrencisini dersten bırakan akademiklerin olduğu cahillerin ülkesi.

Burası,şeriat korkusuyla yaşayıp,her gün rakı sofrasında memleket meselesini tartışan kuşum "aydın"ların iddia ettiği üzere siyasal islamcıların yönettiği ve onlara cahil kulların yaşadığı anadolu toprağı.

Burası,cemaatlerin holdingleştiği,Allah'ı ramazan ayında bile hatırlamayacak kadar ahlaksızlaştığı bir müslümanlar ülkesi.

Burası,emeğin sömürüldüğü,hakkın yenildiği,vicdanın,insafın gözlerden ve kalplerden uzak tutulduğu ama verilmeyen penaltıyı günlerce tartışan kalabalıkların ülkesi.

Burası alevi-sünni,türk-kürt,islamcı-laik diye yüzyıldır birbirlerini yiyen zavallıların ülkesi.

Velhasıl burası hep kendine özgü bir memleket.

Yunus'un,Mevlana'nın,Bektaş-ı veli'nin,Ahmet Yesevi'nin saygı ve rahmetle anıldığı,binlerce alimin,velinin,bilginin geçtiği ama adları dışında hiçbirşeylerinin hatırlanmadığı bir gariplikler ülkesi.

Burası üzerinde yaşadığı toprağın bereketinin,tarihsel birikiminin,sosyal zenginliğinin farkında olmayanların,olup da anlamayanların ülkesi.

Siz siz olun binlerce yıllık bir zenginliğin üstünde yaşayan aydın kılıklı cahillerden,Allahtan başka herkese kulluk eden riyakarlardan,namaz kılıyorum deyip günde beş vakit eğilip kalkanlardan olmayın.

Elinizdekinin kıymetini bilin,yarın belki hiçbirine sahip olamayabilirsiniz.

Şimdiden herkese iyi bayramlar.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Yeter Ki R.T.E. Söylesin

Toplulumuzdaki hastalıklardan birisi de işine gelen şeye inanma hastalığı.Hiç 'acaba doğru mu?' demeden bazı olaylara öyle körü körüne inanılıyor ki şaşıp kalmamak elde değil.
***
R.T.E. ekonomik kriz teğet geçti diyor inanmak isteyenler hemen inanıyor.'Biz krizden en az etkilenen ülke olacağız' diyor '''neden ve nasıl''' diye sormak bazılarının işine gelmiyor.
***
Yerel seçimler öncesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi 'altyapı sorununu çözdük' diye pankartlar hazırlatmıştı.Yerel seçimler öncesi AKP'li belediyelere oy atacak kişiler 'adamlar çalışıyor yahu' benzeri ifadeler öne sürmüştü.
***
Son 20 yılın çok büyük bir çoğunluğunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi siyasal islamcılara aitti.Önce refah partisi ve daha sonra iki dönem AKP.Yani 'adamlar çalışıyor yahu' doğru olsaydı veya 'altyapı sorununu çözdük' lafı seçim yatırımından ibaret olmasaydı sel felaketini daha az hasarla atlatabilirdik.
***
Bir cümle veya kelimenin R.T.E. veya benzer bir kişi tarafından söylenmesi yeterli maalesef.Ona oy veren kitle o kadar inanmaya hazır ki ne söylediğinin bile önemi yok.
***
Daha içeriği bile belli olmayan bir sürece destek verin demesi de bence bu sebepten.Nasıl olsa inanmak isteyen ve itaat eden bir kitle var.Neden içeriğini açıklasın?
Deniz IŞIK

13 Eylül 2009 Pazar

AÇILIMIN NERESİ AÇILACAK?

Uzun bir süredir bir açılım medyayı işkâl etmektedir. Görünüşe bakılırsa bu açılıma bir isim koyabilmek için ne yazık ki bir siyasi partiye yandaş olmak gerekiyor. Çünkü her biri hesabına geldiği gibi isimlendiriyor. Birileri KÜRT AÇILIMI birileri DEMOKRATİK AÇILIM ve başka birileri de TERÖR AÇILIMI olarak isimlendirmektedir. Son olarak ta BARIŞ VE KARDEŞLİK AÇILIMI adını almış bulunmaktadır. Şimdi bu açılımı açalım dersek acaba açılımın neresini açacağız diye düşünmek gerekmiyor.
* * *
Bu düşünceler dâhilinde geçmişe bir göz atacak olursak ilk önce;
*TRT6’nın (TRT şeş)açılması açılımın ilk adımı niteliğini taşımaktadır.
*İkinci adım olarak ta diğer tüm özel kanallara da 24 saat Kürtçe yayın yapma hakkının tanınmasıdır. -Şimdi tüm kanallara bu hak tanınırsa bütün kanallar 24 saat Kürtçe yayın yapacaktır diye düşünen insanlar olamaz çünkü bölgedeki yerel kanallar dahi 24 saat Kürtçe yayın yapmıyorken (müzik programları genelde Kürtçe ama reklâm ve haber bültenleri çoğunlukla Türkçe) diğer büyük kanalların 24 saat Kürtçe yayın yapacağını düşünüyor olamayız. Bu adım sadece milletin kendisini daha rahat hissetmesini sağlayacak nitelikte bir adım gibi görünmektedir.-
*Üçüncü adım ise görünüşe bakılırsa üniversitelerde KÜRDOLOJİ bölümünün açılması olacaktır.
Ve bu adımları başka hangi açılımlar takip edecek şimdilik belirsiz gibi görünmektedir ama Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlet olduğu için bu açılımlar gerekiyordu. Eğer ki azınlıklara bazı haklar tanınmasa bu ülkenin DEMOKRASİ anlayışına ters düşer ve böyle bir sistemin adını da siyaset biliminde ÇOĞUNLUK DİKTASI olarak görmekteyiz.
* * *
Şimdi son olarak ta açılımı destekleyen ve karşı çıkanları ele almak gibi bir girişimde bulunmayacağım. Sadece bu açılımı destekleyen ya da karşı çıkan kim olursa olsun gerçek iyi niyetinin dışına çıkıp ta bu açılıma son olarak verilen BARIŞ VE KARDEŞLİK adını kendi siyasi emellerine alet edip bu milletin huzuru ve barışı üzerinde siyasi rant elde edipte partisinin tabanını genişleterek yeni oy kitleleri katmaya çalışan olursa (-ki zaten böyle bir şeyin olduğunu tahmin etmek bile istemiyorum) söyleyecek tek söz olarak YAZIKLAR OLSUN demekten başka kelime bulamıyorum.

Osman TUNCAY / o.tuncay191@hotmail.com

12 Eylül 2009 Cumartesi

Mhp ve Açılım

Bu cevap benim için yeterli;
"MHP tamamen stratejik bir plan çerçevesinde siyasi çatışmanın dozajını arttırıyor. MHP’nin sezdiği ve hesapladığı bir tek şey var: Kürt açılımı sürecinin başarılı olmayacağını ve buna engel olunacağını biliyor hatta bekliyor. Belki de bu MHP’nin kulağına fısıldanmıştır. İşte MHP’nin tüm kızgınlık stratejisi bu sezgi, bilgi ve beklenti üzerine kurulu. Kısaca MHP Kürt açılımına karşı bir cephe açarak “kâr maksimizasyonu” yapıyor. En kârlı çıkacağı politik adımı atıyor.
Eğer Kürt açılımı yaratılan beklentileri karşılayamaz, yani PKK silahları bırakmaz, ve açılım büyük bir fiyaskoya dönerse MHP bu süreç sonunda birinci parti olarak parlamentoya gelmek istiyor. "
Bir yazara ait.

Dayanışma Zamanı...

Sel felaketinde ölen vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyorum.
***
Sel felaketinde maddi ve manevi zarara uğrayan halkımızın en yakın zamanda eski durumlarına dönmesini temenni ederim
***
Zaman dayanışma zamanıdır.Millet olarak buna çok ihtiyacımız var.
Deniz IŞIK

10 Eylül 2009 Perşembe

Anayasaya Aykırı Değil Mi?

Madde 3 - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.Dili Türkçedir.
***
Bu satır Türkiye Cumhuriyeti anayasasına ait.Hukuk eğitimi almış bir kimse değilim.Fakat bu maddenin açık olarak ifade ettiğini görmezden de gelemem.
***
TÜRKİYE DEVLETİ
BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜK
TÜRK DİLİ
***
Bu kelimelerin taşıdığı değerlere T.C. vatandaşı olan her birey uymak zorundadır.
***
Anayasanın bu maddesini ihlal etmek günümüzde deyim yerindeyse moda oldu.Açılım adı altında bölücülük yapmak ve ülkenin bölünmez bütünlüğünü bozmak iktidarın şimdiki vazifesi.
***
Açılacak olan kürt dili ve edebiyatı bölümü ise tam bir muamma.Bildiğim kadarı ile edebiyat fakültelerinin dil ve edebiyat bölümlerinde o dile ait yazılı metinler üzerine eğitim verilir.Kürt dili ve edebiyatı bölümünde acaba hangi kitaplar okutulacak?Müfredat ne olacak?Öğretim görevlileri nasıl temin edilecek?
***
Amaç kardeşliği ve barışı sağlamak değil bölücülük ve ayrımcılık yapmak.Aksi takdirde bebek katilleri silahı çoktan bırakmış,ortak bir paydada buluşma gerçekleşmiş olurdu.
***
Bütün bu yapılanlar anayasaya aykırı değil mi?

05 Eylül 2009 Cumartesi

Amaç,Araç ve Sonuç

Demokratik açılım süreci,kürt açılımı ve daha birçok adı ile gündemi meşgul eden konu acaba daha ne kadar gündemde kalacak?
***
Ekonomik krizi gölgelemek ve suni gündem yaratma becerisi olarak dünyadaki en başarılı iktidarlardan biri ile karşı karşıyayız.
***
Amaç:
Ülke topraklarını yabancılara kiralamaya çalışmak,milli ekonomi kuruluşlarını satmak,özel sektörtün neredeyse tamamını yabancı sermayeye sunmak,Cumhuriyet kazanımlarını ve üniter devlet yapısını bozmak,eğitim ve hukuk sistemini bozarak itaatkar cemaat kültürünü yayamak ve bireylerin buna karşı çıkmasını engellemek.
***
Araç:
1-Medya gücü
2-Türk halkının eğitimsizliği
3-Dini duyguların sömürülmesine izin verilmesi
4-Vatandaşlarımızın gözlerinin midelerinden daha aç olması
5-İnsanlarımızın gelecek umudunun kalmaması
6-Fethullah Gülen ve cemaatler ile tepkisiz kul yığınları yetiştirme
***
Sonuç:
Hükümet ülkeyi yönetme şekli mide bulandırıcı.
***
Partizanca atamalar yaparken veya cemaatlerin önünü açan bir yasa çıktığında bunun adı AB uyun süreci.Vakıflar yasası tartışılırken otraya atılan türban ise bir özgürlük mücadelesi.Ekonomik kriz tartışılmasın diye gündeme gelen saçma sapan bir sürü şey ise cabası.
***
Türkiye Cumhuriyeti kimliğinde buluşacak vatandaşlar ancak konuşarak bu noktaya gelebilir tabi ki.Fakat içeriği ve neyi amaçladığı bilinmeyen bir süreç sadece vakit kazanmaktan ibarettir.
***
Umarım amaç,araç ve sonucu biraz da olsa ifade edebilmişimdir.
Deniz IŞIK

30 Ağustos 2009 Pazar

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun...


Öncelikle bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı kutlamak istiyorum.
***
Her türlü gerici,bağnaz ve bölücü zihniyete inat ZAFER BAYRAMI gururla kutlu olsun.
Deniz IŞIK

27 Ağustos 2009 Perşembe

Neden Tepkisiz Kalıyoruz ?

Makale veya köşe yazılarının çoğunda ve birçok kitapta işlenen bir konudur tepkisizlik.Bireylerin olaylara ve haksızlıklara karşı tepki göstermediği veya yeteri kadar ilgi göstermediği söylenir.Fakat bireyleri bu davranışa iten şartlar pek dile getirilmez.
***
Öncelikle çalışan bir bireyi ele alalım.Yoğun iş saatleri zamanı büyük ölçüde tüketmektedir.Akşam yorgun bir şekilde gelen birey yemek ve benzeri ihtiyaçlarını tamamladıktan sonra iyice halsizlerşir.Geçim sıkıntısı ve ay sonunun nasıl getirileceği ise ayrı bir problemdir.
***
Çalışmayan bireylerin durumu ilk bakışta farklı fakat ilk duruma benzerdir.Çalışmayan bireyin zaman sıkıntısı yoktur belki.Çalış(a)mamanın ağır yükü kişinin omuzlarındadır.Çalışan kişilerin bile denk getiremediği bütçe sıkıntısı katmerli bir şekilde hissedilir.Bırakın kültürel ve sosyal olaylara para harcamayı mutfak masrafı bile başlı başına külfettir.
***
Ele almaya çalıştığım bu iki vatandaş tipi akşam televizyon karşısına geçip patırtı ve gürültü dolu haber bültenlerini seyredip kendini daha fazla üzme niyetinde değildir.
***
Kültürel birikim veya sosyal aktiviteye harcanacak zaman,para ve enerji aynı ortamda neredeyse buluşamamaktadır.
***
Eklemek istediğim bir başka konu ise yaşanan olayların karışıklığıdır.Ergenekon davası,deniz feneri yolsuzluğu,neredeyse kimsenin içeriğini bilmediği açılım paketi,terör,Cumhuriyete karşı açılmış olan sistematik savaş ve daha birçok konu vatandaşın kafasını iyiden iyiye karıştırmaktadır.
***
Son tahlilde bütün bunları değerlendirecek olursak insanımızın tepkisiz kalmasındaki bazı nedenleri görebiliriz.
***
Unutmamamız gereken bir noktayı hatırlatarak yazımı bitirmek istiyorum.Kadını-erkeği,genci-yaşlısı,askeri-sivili tepkisiz kalmayıp her türlü baskı ve kötü koşula rağmen bir devlet kurmayı başaran insanların kurduğu bir devlette yaşıyoruz.
***
Tepkisizlik kader değil sadece bir tercih meselesi.Herşeye rağmen...
Deniz IŞIK

20 Ağustos 2009 Perşembe

ÖYLESİNE BİR MEKTUP

Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.“Yine zamansız yağmurlar” dedim, “Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları” dedim, “Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?” dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.Neler yazmışım diye merakımdan.Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

CAN DÜNDAR

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Bu Açılımın Sebebi Ne ?

Geçen yazılarımda Kürt açılımı ile ilgili bazı düşüncelerimi belirtmeye çalışmıştım.PKK'nın mecliste olması ve bu partinin AKP ile işbirliği içinde olması bu yazımın ana fikrini oluşturuyor.
***
Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanına sahip olan bütün vatandaşlarımız eşit haklara sahip.Seçme ve seçilme hakları var.Devlet dairelerinde ve özel sektörde çalışma hakları mecvcut.Üniversitelere girerken kimseye '''hangi millettensin''' diye sorulmuyor.Hatta Türkiye dışı ülkelerden bile üniversiteye giriş yapılabiliyor.Vatandaçlar yurt dışına çıkarken Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile çıkabiliyor.Kısacası Türkiye Cumhuriyeti nüfus kağıdına sahip olmak bu ülkede sosyal yaşam için yeterli.
***
Türkler,kürtler,ermeniler,çerkezler,tatarlar,gürcüler,lazlar,çeçenler,boşnaklar,arnavutlar ve daha birçok etnik alt grup TÜRKİYE CUMHURİYETİ nüfus kağıdı ile sokaklarda dolaşmaktadır.Bu etnik gruplardan hiçbirinin kanun önünde diğerine üstünlüğü yoktur.Bu grupların ortak özelliği vatandaş olmalarıdır.
***
Şimdi açılım konusuna gelelim.
Kürt alt kimliğine sahip vatandaşlarımız bir Türk'ün sahip olduğu hangi hakka sahip değil?Meciste temsil hakkına ve belediye başkanlılarına bile sahip değiller mi?Bu açılımın sebebi ne?Kürt alt kimliğine sahip vatandaşlarımızın hangi hakkı kısıtlanıyor da bu açılımla onlar da eşit haklara sahip olacak?
***
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde PKK'nın siyasi kanadı Abdullah Gül'ü destekledi.Yerel seçimlerde ve milletvekili seçimlerinde bir işbirliği vardı.Büyük şehirlerde oylar AKP'ye Güneydoğu'da ise DTP'ye.
***
Türkiye'nin en önemli konularında bu iki parti tam bir işbirliği içinde.Şaşırmamak gerek.Hem DTP'liler hemde Başbakan R.T.E. bebek katili öcalan'a '''SAYIN''' diyor.
***
Son tahlilde bunları değerlendirecek olursak şu sonuç ortaya çıkar:
Yazarkasa krizi
İktidar değişikliği
Cumhurbaşkanlığı Seçimi
Belediye seçimleri
Kürt açılımı
***
Ekonomik olarak tamamen köşeye sıkışmş iktidarın bölgesel siyasetteki gücü o kadar zayıf ki Bölücübaşı denen haysiyetsiden 'yol haritası' bekliyor.
Deniz IŞIK

15 Ağustos 2009 Cumartesi

GİDEN ZATEN GİTMEYİ KAFASINA KOYMUŞTUR

Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan 'Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?' diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, 'Ama senin için şunu yaptım' derken o, 'Şunu yapmadın' diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. 'Peki o ne yaptı' deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. 'Acılara tutunarak' yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun as olan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...' Nazım Hikmet

11 Ağustos 2009 Salı

Demek ki Neymiş ?

Hükümet üniversite harçlarına yüksek oranda zam yapmayı planlıyordu.Fakat Türkiye'nin birçok yerinde yapılan gösteriler ve 14 öğrencinin göz altına alınması olayı sonrası bu zam yüzde 8 civarında kaldı.
***
Yazımın başlığında belirtmiştim:Demek ki neymiş?
***
Yapılan bir hukuksuzluğa ve adaletsizliğe sessiz kalmayınca,demokratik ve toplu bir şekilde gösteri hakkından faydalanınca bazı şeyler değişebilirmiş.
***
Mevcut iktidarın üniversite harçlarına yüksek oranda zam yapmak istemesinin sebebi açık:Yüksek öğrenimi baltalamak.Sorgulamayan,sadece itaat eden,modern dünyaya kapalı ve cemaat kültürüne bağlı bireyler yetiştirmek.
***
Ekonomik çıta yükselirse üniversite okuyan gençlerin sayısında azalma olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok sanırım.
***
YÖK'ün anti demokratik bir oluşum olduğunu en çok R.T.E.'den duyardık.Tabi ki kendi yobaz rektörlerini ve YÖK üyelerini atayana kadar.
***
Sizlerle toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasının bir kısmını paylaşmak istiyorum:
Tanımlar
Madde 2 - Bu Kanunda geçen deyimlerden;
a) Toplantı; belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen açık ve kapalı yer toplantılarını,
b) Gösteri yürüyüşü; belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen yürüyüşleri,
***
Görüldüğü gibi birileri hala daha halkın aydınlanmasından korkuyor.Üniversite harçlarına fahiş zam yapmak isteyenler de aynı şeyden korkuyor olmasın sakın.
Deniz IŞIK

04 Ağustos 2009 Salı

Endüstrileşme Süreci ve Demokrasi

Dünya üzerinde demokrasinin hakkıyla uygulandığı ülkelere göz atacak olursak bu ülkelerin eğitim,kültür ve sağlık harcamaları bakımından veya ortalama gelir düzeyi bakımından belirili bir durumda olduğunu görebiliriz.
***
Hukuk sisteminin düzgün işlediği ülkeler için de aynı çıkarımı yapmak herhalde hatalı olmaz.
***
Demokrasi rejiminin doğduğu Avrupa Reform,Rönesans ve Sanayi Devrimi gibi çeşitli aşamalardan sonra bu güne gelebilmiştir.
***
Osmanlı devleti endüstrileşmeyi yakalayamamış ve yeni dünya düzeninden uzak kalmıştır.Sonuç olarak 1923 yılında yeni bir devlet kurulduğunda sanayi olarak neredeyse geçmişten hiçbirşey kalmamıştır.
***
Demokrasi,insan hakları ve bireysel hürriyetlerin gelişmesi tamamen ekonomik parametrelere bağlıdır.
***
Türkiye Cumhuriyeti gibi gelişmekte olan ülkelerde ise demokrasiye geçiş süreci sancılı olmaktadır.Kapitalist dünya tarafından çıkarılan genel ve bölgesel krizler gelişmekte olan ülkelerdeki bu süreci yavaşlatmaktadır.
***
Üzücü olan bir şey var.O da bu geçiş sürecini yaşayan ülkelerdeki bazı kesimlere göre '''demokrasi,insan hakları,milli ekonomi,kadın hakları veya sendikalaşma''' kelimelerinin hiçbirşey ifade etmemesidir.
***
Her türlü iç ve dış baskıya rağmen bu ülkeyi hak ettiği yere getirmek bizlerin görevidir.Okuyan,çalışan ve sorgulayan bir Türkiye Cumhuriyeti için hep beraber çalışmalıyız.
***
Endüstrileşme süreci ve milli ekonomi kuruluşları olmadan daha çok başımızı ağrıtırlar.Henüz çok değilken harekete geçme zamanıdır.
Deniz IŞIK

31 Temmuz 2009 Cuma

Silahlara Veda Olacak Mı ?

Son zamanların en çok konuşulan ve tartışılan konularından birisi de Kürt açılımı konusudur.
***
1- PKK nın açılımı Kürdistan İşçi Partisi'dir.
2-Bu yasadışı bölücü örgüt Türkiye Cumhuriyeti'nden toprak istemektedir.
3-Avrupa ve ABD tarafından terör örgütü yapılanmalar listesine alınmıştır.
4-Etnik ve ayrılıkçı bir örgüttür.
5-Kürt milliyetçiliğine dayalı bir ideolojiyi benimsemiş bir oluşumdur.
6-Silahlı eylemlerin başladığı 1980 'li yıllardan bu yana büyük can ve mal kaybına sebep olmuştur.
7-Terörist PKK 'nın siyasi kanadı olan parti söylem ve eylem bakımından birçok defa suç işlemiştir.
***
Bütün bunlara rağmen Kürt televizyonu açılmış ve daha bir çok ayrıcalık bu gruba doğrudan veya dolaylı olarak sağlanmıştır.
***
Şu soruları da sormazsak ayıp olur bence:
1- Kürtlere bu kadar ayrıcalık ve etnik hak verilirse misak-ı milli sınırları korunanilir mi ?
2-Mecliste temsil edilmesine rağmen neden hala silahlara veda edilmiyor ?
3-Kürt halkı ve PKK ne kadar yakın ?
4-Kürt nüfusunda Türkiye Cumhuriyeti'ni ve onun toprak bütünlüğünü savunan kaç kişi var ?
***
ABD'nin Ortadoğu'yu şekillendirirken kullandığı bir numaralı piyon PKK'dır.Birçok devlete karşı tampon bölge olma görevini de PKK üstlenmiştir.ABD'nin maddi ve manevi desteğini alan bu örgüt bölgedeki tüm rejimlere karşı bir tehdit unsurudur.
***
Haritalar şekillenirken,pazarlıklar yapılırken ABD nin bölgedeki önemli bir kozu da terördür.ABD İran ve Suriyeyi dolaylı olarak tehdit etmeyi amaçlamaktadır.Kuzey Irak petrolleri ve kuzey Irak'ın bölgesel konumu askeri operasyonlar için çok önemlidir.
***
Türkiye'nin son 30 yıllık silah alımlarını ve savunma bütçesini bir düşünelim.Üzerine terörden kaynaklanan maddi zararı ekleyelim.Bir de bu paraların toplamının eğitim,kültür ve endüstrileşme süreci için harcandığını düşünelim.
***
Bütün bu sebeplerden dolayı ne kadar açılım yapılırsa yapılsın silahlara veda olmayacaktır.Çünkü günümüzde ülkeleri çıkmaza ve darboğaza sürüklemenin bir yolu da etnik milliyetçiliği körüklemektir.ABD ve AB bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmektedir.
Deniz IŞIK

26 Temmuz 2009 Pazar

Doğu Türkistan Nerenize Düşer?

Doğu türkistan meselesi unutulmaya yüz tutarken,kürt sorunuyla doğu türkistan meselesini bir tutan cahillere cevap niteliğindeki Serdar Akinan imzalı yazıyı aktarıyorum.

İyi analizler;unutmamak,güncellemek dileğiyle.

19. yüzyılda Yakup Han başkanlığında kurulan 'Doğu Türkistan İslam Devleti' (1863), Osmanlı, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanınmıştı. Ancak şu an Doğu Türkistan, uluslararası kamuoyunda tanınmamakta ve Çin'in boyunduruğu altında yaşamaktadır. 1876 yılında Çin-Mançu Devleti'nce işgal edilen Doğu Türkistan, 1884'te Şinciang (Sincan) 'Yeni Toprak/Kazanılmış Topraklar' adıyla Çin İmparatorluğu'na bağlandı. Doğu Türkistan halkının mücadelesi sonucu, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti 1933 yılında Kaşgar'da kuruldu. Ancak bu Cumhuriyet çok geçmeden, komünist Çin kuvvetleri ve Stalin'in ortak hamlesi ile ortadan kaldırıldı. 1949 yılında komünist Rus yönetiminin askeri yardımları ile Doğu Türkistan'ın kaderi Çin yönetimine terk edildi.

KATLİAMLAR BİR DOĞU TÜRKİSTAN GERÇEĞİ

Doğu Türkistanlılar, kısa süreli bağımsızlık dönemleri yaşamışlarsa da uzun yıllardır Çin'in etnik asimilasyon politikaları ile ezilmektedirler. Komünist Çin Halk Cumhuriyeti'nde sistem, ulusal çıkarlar doğrultusunda şekillenmiş; Çin'in 1949 yılından bu yana yürüttüğü politikalar Doğu Türkistanlıları asimilasyon ve etnik temizliğe maruz bırakmıştır.

1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin, 1952-1957 yılları arasında 3 milyon 509 bin, 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin, 1961-1965 yılları arasında 13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından öldürülmüş ya da rejimin politikaları doğrultusunda oluşan kıtlık sonucu hayatlarını kaybetmişlerdir. 1965'ten sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen Doğu Türkistanlı sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaşmıştır.

Doğu Türkistan'da meydana gelen insan hakları ihlalleri, zaman zaman kimi insan hakları örgütleri tarafından dillendirilmiş olsa da, bu girişimler, yaşanan zulmün engellenmesinde etkili olamamıştır.

Bu satırlar, Doğu Türkistan'da yaşananlarla ilgili internette başlayan haberleşme zincirlerinden geldi. Öz kardeşlerimiz katlediliyor. Bu katliam tam da Cumhurbaşkanı Gül'ün ziyaretinden hemen sonra başlıyor.
Inisiyatif nerede?

ABD'de...

Muhammed Salih gibi bir figürü sırf Özbekler istedi diye Ankara'dan kovan bu 'muhafazakar demokrat' kılıflı cici çocukların Müslüman öz kardeşlerimize sahip çıkabileceğini mi saniyorsunuz? 'One minute' deyip beş dakika sonra, 'Pardon ağbi valla ben sizi kastetmedim...' diye manyel yapan bir zihniyet Çin'den hesap mı soracak? Tavır mı alacak....

Saysan Güvenlik Konseyi üyesi, bilmem ne teşkilatı başkanlığı... Hava bin beş yüz.... Yahu, Müslümanlar, yahu Türkler kıtır kıtır kesiliyor.... Düyanın en büyük ülkesini idare ediyorsun... Hadi kalk da bir şey yap... Yer mi? Yemez... Kudretli dış politikaymış?

Sorsak ya şunlara bir basın toplantısında...

Tek soru...

'Efendim, Doğu Türkistan ne tarafa düşer?' Sahi, ne tarafınıza düşer? Doğu Türkistan, bilen için yüreğine düşen bir kor parçasıdır.

Bunlarda ne o yürek ne o bilinç var...

Kıble Kabe değil Washington...