14 Nisan 2011 Perşembe

İncir Reçelini Sevmek




Bilgi toplumunun okumuş cahilleriyiz hepimiz.




Bir üniversite bitirmeyi, ardından lisanüstü eğitime devam etmeyi toplumsal algıdaki yerimizi sağlamlaştırmaktan daha fazlası için yapmıyoruz çünkü. Yaptığımız herşeyin karşılığında/sonucunda birşeyler görmek istiyoruz. Belki bir diploma, belki bir saygınlık, belki maddi bir getiri ve elde ettikçe daha fazlasını istiyor, içimizdeki doymak bilmeyen o kapitalist canavarı durduramıyoruz. Birşeylere sahip veya ait olma, birşeyleri elde etme dürtüsüyle bizlere bağışlanan kısacık ömrü uğraşlarımıza kurban ediyoruz.



Hayatımızı ortaya koyarak sadece elde etme saikiyle kazanılan maddi ve manevi etiketlerin, entellektüel gelişimimize hiçbir katkısı olmadığını anlamamız ise hiçbir zaman mümkün olmuyor. At gözlüğü takmışçasına odaklandığımız sarp kalelerin zirvelerine ulaşmak için geçtiğimiz yollardaki güzellikleri görmüyoruz bile. Hedef o kadar değerli ve önemli bir hal alıyor ki onsuz yaşamayacakmış gibi düşünüyor ve onun için ölüme koşarcasına mücadele ediyoruz.




İşte bu yüzden sevdim bu filmi: "İncir Reçeli"




Bir kadının elde edilmeden de sevilebileceğini bize sarsıcı bir şekilde anlatma başarısını gösterdiği için sevdim.




Dokunmadan sahip olmanın, elde etmeden içinde hissedebilmenin, susarak konuşabilmenin, sevişmeden sevebilmenin en güzel, en saf örneğini anlattığı için sevdim.



Saklandığımız ve onlarsız yaşayamayacağımızı düşündüğümüz modern mağaralarımızdan bizi çıkarmayı başarabildiği için sevdim.



Herşeye başka bir gözle, başka bir kimlikle bakabilmeyi öğrettiği için sevdim.


Aşkların, evliliklerin günlük, gecelik hatta saatlik dilimlere eş tutulmasıyla irite edildiği günümüzde, bir Hıv pozitifliyi herşeye rağmen sevmenin güzelliğini gösterebilecek sosyal cesarete sahip olduğu için sevdim. İnandığımız değerleri, önyargıları, gerçek diye dayatılan modern zaman kavramlarını reddedecek bir aydın ahlakına sahip olduğu için sevdim.


"Bana nefes alan hiçbir şeyi sevme hakkı vermediler" derken, nefes alanların ve sevdiklerinin sen onları sevsen de onların asla ve asla seni sen gibi sevemeyeceklerini, sevdirmeyeceklerini, ötekileştireceklerini bildiğim için, "iyi ki seni sevip o kurgusal dünyalarına alıp gerçekten kirletmemişler" cümlesini düşündürtecek kadar hayat dolu bir karakter yaratmayı ve bize sevdirmeyi başardığı için sevdim.


Kadının "Keşke herşeyi senin gözünle görebilseydim" derken aslında bir isyanın sözlerini fısıldadığı, kendi hayat hikayesine serzenişten öte toplumsal vicdana seslendiği ve bakış açınızı, yaşantı biçiminizi, değer yargılarınızı değiştirin mesajını bu kadar içten ve güçlü verebildiği için sevdim incir reçelini.


Beni gerçek sandıklarımdan, bireysel ve toplumsal gerçekliğime uyandırdığı ve o isyana eşlik etmem gerektiğini söylediği için sevdim ve hiç dilimden düşürmedim isyanı:




Mutsuzca oturduğum koltuktan kalkıp, amaçsızca gittiğim sinemadan çıktığımda öğrendiğim en acı ve güzel olan şey, uzatmalı üniversite hayatımın son demlerinde hala okuyan bir cahil olduğum gerçeğiydi.



Teşekkürler incir reçeli, saklandığım yerden beni de çıkardın.

Hiç yorum yok: