7 Ekim 2009 Çarşamba
Blogger’e Devamını Oku Özelliği
Çoğumuzun kafasında bazen soru işaretleri oluşmuştur acaba bu bloglarda neden devamını oku yazısı yok ya da varda biz mi fark edemiyoruz eğer yoksa nasıl yapabiliriz demişizdir.
Ama artık bu sıkıntıdan kurtuluyoruz!!!!!!!!!!!!!.
Gördüğünüz gibi biz “KESKİN KALEMLER” ailesi olarak bu uygulamaya geçmiş durumdayız. Bu uygulamadan faydalanmak artık çok kolay nasıl mı?
Eğer Blogger Draft editörünü kullanıyorsanız.
• Blogger hesabına giriyoruz.
• Yeni Kayıt seçeneğini seçiyoruz.
• Yazı Başlığını giriyoruz.
• Yazımızı yazıyoruz. Yazını bölmek istediğin yere kursörü getiriyoruz.
• Yazını yazdığın alanın üzerinde yer alan ikonların en sağında yer alan Atlama aralığı ekle tuşuna basıyoruz.
Ekranda uzun kesikli bir çizgi belirir. Yazınızın anasayfada nereden itibaren görünmesini istiyorsanız o çizgiyi oraya sürüklüyorsunuz ya da istediğiniz yere tıkladıktan sonra atlama aralığına basıyorsunuz..
( Biz Blogger Draft editörünü kullanıyoruz)
bu uygulamaya geçmek için kısa yoldan buraya tıklayınız :)
Eğer Blogger klasik editörü kullanıyorsanız, yapmanız gereken;
• Blogger hesabına giriyoruz.
• Yeni Kayıt seçiyoruz.
• Yazı Başlığını giriyoruz.
• Yazımızı yazıyoruz.
• HTML’yi Düzenle seçeneğini seçiyoruz. Yazının bölünmesini istediğiniz yere kursörü getiriyoruz.
• < !– more –> kodunu ekliyoruz. (baştaki ! işareti ile < işareti arasındaki mesafeyi kapatıyoruz başka bir değişiklik yapmaya gerek yoktur. bu kodun ana sayfada görünebilmesi için araya mesafe koyularak yayınlanmıştır.)
• Yazıyı kayıt edip, yayınlıyoruz.
• Yazıyı kayıt edip, yazınızı yayınladığınızda yazının altında Devamı şeklinde bir link belirecektir. Eğer bu Devamı şeklindeki ifadeyi Yazının devamını oku ya da başka bir değiştirebiliyorsunuz.
• Blogger hesabına giriyoruz.
• Yerleşim seçiyoruz.
• Sayfa Öğelerini Ekleyin ve Düzenleyin ekranında, yazıların yayınlandığı ana ekran öğesine ait Düzenle seçeneğini seçiyoruz.
• Açılan ekranda Kayıt sayfası bağlantı metni: seçeneğinin karşısında yer alan Devamı ifadesini istediğin şekilde yazıyoruz.
• Kaydet tuşuna basıyoruz.
13 Eylül 2009 Pazar
AÇILIMIN NERESİ AÇILACAK?
* * *
Bu düşünceler dâhilinde geçmişe bir göz atacak olursak ilk önce;
*TRT6’nın (TRT şeş)açılması açılımın ilk adımı niteliğini taşımaktadır.
*İkinci adım olarak ta diğer tüm özel kanallara da 24 saat Kürtçe yayın yapma hakkının tanınmasıdır. -Şimdi tüm kanallara bu hak tanınırsa bütün kanallar 24 saat Kürtçe yayın yapacaktır diye düşünen insanlar olamaz çünkü bölgedeki yerel kanallar dahi 24 saat Kürtçe yayın yapmıyorken (müzik programları genelde Kürtçe ama reklâm ve haber bültenleri çoğunlukla Türkçe) diğer büyük kanalların 24 saat Kürtçe yayın yapacağını düşünüyor olamayız. Bu adım sadece milletin kendisini daha rahat hissetmesini sağlayacak nitelikte bir adım gibi görünmektedir.-
*Üçüncü adım ise görünüşe bakılırsa üniversitelerde KÜRDOLOJİ bölümünün açılması olacaktır.
Ve bu adımları başka hangi açılımlar takip edecek şimdilik belirsiz gibi görünmektedir ama Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlet olduğu için bu açılımlar gerekiyordu. Eğer ki azınlıklara bazı haklar tanınmasa bu ülkenin DEMOKRASİ anlayışına ters düşer ve böyle bir sistemin adını da siyaset biliminde ÇOĞUNLUK DİKTASI olarak görmekteyiz.
* * *
Şimdi son olarak ta açılımı destekleyen ve karşı çıkanları ele almak gibi bir girişimde bulunmayacağım. Sadece bu açılımı destekleyen ya da karşı çıkan kim olursa olsun gerçek iyi niyetinin dışına çıkıp ta bu açılıma son olarak verilen BARIŞ VE KARDEŞLİK adını kendi siyasi emellerine alet edip bu milletin huzuru ve barışı üzerinde siyasi rant elde edipte partisinin tabanını genişleterek yeni oy kitleleri katmaya çalışan olursa (-ki zaten böyle bir şeyin olduğunu tahmin etmek bile istemiyorum) söyleyecek tek söz olarak YAZIKLAR OLSUN demekten başka kelime bulamıyorum.
Osman TUNCAY / o.tuncay191@hotmail.com
15 Temmuz 2009 Çarşamba
KESKİN KALEMLER
Belki her birimiz ayrı coğrafyalarda dünyaya geldik, belki dilimiz, dinimiz, ırkımız, ayrıdır ama birleştik. Biz sadece aynı sitede yazan insanlar olmadık. Aynı gemide yelken açtık hayata, Birer sırdaş olduk, birer yoldaş olduk, ağabey olduk, kardeş olduk, kısaca tek yürek olduk… Önümüzdeki her engel bizi biraz daha birbirimize bağladı, daha sıkı birleştirdik ellerimizi, daha candan sarıldık birbirimize. Hepimiz birimiz, Birimiz hepimiz için demeyi öğrendik. Yeri geldiğinde dürüstçe eleştirmekten çekinmedik. Sevdik, bitmek tükenmek bilmeyen bir sevdayla...
(SİTEYE ULAŞMAK İÇİN BAŞLIĞA TIKLAYINIZ)
9 Temmuz 2009 Perşembe
EVLENMENİN SON YÖNTEMLERİ
* * *
Zamanla bu usul eskidi ve kız erkek anlaşarak evlenme yöntemine geçildi. Birbirlerini görüp beğenen kız ya da erkekten biri diğerine çıkma teklif eder (senden çok hoşlandım, arkadaş olabilir miyiz? Falan gibi cümlelerle olayı detaylıca anlatmaya kalkarsak yazı çok uzar diyerek o bölümü kısaca kestirip atıyoruz) diğeri de kabul eder ve duruma göre bazen birkaç ay bazen de yıllar süren bir flört sürecinden sonra anlaşırlarsa evlenirlerdi.
* * *
Şimdilerde ise ya internet siteleri üzerinden ya da televizyon programlarından eşler bulunmaya başlandı. Hani araba sitelerine girersin ya hangi fiyat aralığında hangi renkte hangi şehirde gibi tercihlerini belirterek araba aradığımız zamanlar oluyor ya bu programları izlerken o anlar gözümün önünde canlanı verdi.
Birisi kamera önüne çıkıyor ve başlıyor anlatmaya:
- şu bölgeden olsun, çocuğu olmasın, evi olsun, arabası olsun, maaşı olsun, şu yaş aralığında olsun, ha bide unutmadan buyu da şu kadar olursa daha iyi olur. diyerek tercihlerini belirtiyor.
Adam da telefondan arayarak:
- kusura bakma söylediğin özelliklerin hepsini taşıyamıyorum ama büyük çoğunluğu bende mevcut müsaade edersen oraya gelip yüz yüze görüşelim.
Sunucu da hemen araya girip:
- yok, efendim yok sen gel anlaşamazsanız da sana başka bir kısmet buluruz diyerek adamı zorla programa çıkarıyor.
Neyse yüz yüze görüştüler ve başlıyorlar anlatmaya
- …
- …
Son karar olarak birbirlerini yakından tanımaya karar verirler. (!)
(şimdi kahkahalar atarak gülmek geliyor içimden)
Neyse ya yakından tanısınlar bakayım tanıyabilecekleri kadar.
Neyse program çıkışı arabaya binecekler kadın:
- Aaa bu ne biçim araba. Arabanda çok eski bunla 50 km üzerine çıksak galiba toplam 2 parça bitişik kalmaz.
- Ama siz arabası olsun dediniz markasını ve modelini söylemediniz ki.
Kadın neyse idare ederiz diyerek biniyor. Adam kadını eve götürüyor kadın arabadan inince gene hiç istemediği bir evle karşılaşıyor -ama ne yapalım bu kadar odalı olsun, banyosu böyle olsun, mutfağı dolaplı olsun falan dememiştim ki diye dert yakınıyor içinden- evde iki afacan, kadın hemen feryadı basıyor:
- Ama ben çocuğu olmasın demiştim
- Evet, ama bende söylediğin özelliklerin çoğu bende mevcut ama hepsi değil demiştim.
- Neyse oldu bir kere çocuklarla aran nasıl?
Her sabah kapıdan çıkınca nasıl olsa bir halt yiyeceksiniz en iyisi şimdiden dayağınızı yiyin deyip çıkan akşam kapıdan girince eşek sıpaları gene ne halt yediniz diye bağıran baba başlıyor anlatmaya:
- Ben çocuklarımı canımdan çok severim değil onları dövmek, onlara hayatta kötü söz söylemem
- Ne güzel aslında ben çocuksuz demiştim ama bu çocuklar o kadar tatlı ki bunlara hayatta hayır diyemem.
Yanına çağırarak adınız ne sizin diye soran ve bu arada yanaklarını okşayarak hafifçe gülümsemeye çalışan anne adayının içinde hâlbuki ne depremler oluyordur bu saatte. (Hele bi köprüyü geçeyim size ne yapacağımı bilirim diye yavaş bir sesle mırıldanıyordur kesin)
Eee, böyle bir evliliğin sonucunu da siz düşünün artık.
TEŞEKKÜR
13 Haziran 2009 Cumartesi
Cerrah Çok Önceden Gitmeliydi

26 Şubat 2009 Perşembe
SEÇİME DOĞRU GİDERKEN
- seçimi kazanmanın sevinciyle - sonradan unuttuklarını, bunun için yerine getirmedikleri için onları suçlamamamız gerektiğini yazmıştım. Aradan bunca zaman geçtikten sonra düşündüm de acaba ben halen aynı fikirde miyim?
Hayır!...
Fikrimi değiştirdim.
Çünkü anladım ki bazı şeyler göründüğü gibi değildir.
Çünkü biliyorum ki sadece aptallar ve ölüler fikirlerinde sabit kalırlar.
* * *
Şimdi geçmişe doğru göz atalım. Geçen seçimlerde hangi vaatler verildi.
Örneğin okul kitapları bedava olacak denildi. Bu vaat iktidar partisi tarafından mı yapıldı. Hayır. Ama iktidar ne yaptı ders kitaplarını bedava dağıtmaya başladı. Çünkü bu imkanı elinde bulunduruyorken neden rakip bir partinin bunu ona karşı koz olarak kullanmasına izin versin ki.
Şimdi başka bir vaat e geçelim. Neydi 2. vaat? Mazot 1 TL olacak denildi peki bu yapıldı mı?
Hayır. Peki, bu iktidar parti tarafından mı vaat edildi. Hayır.
Peki, vaat eden parti iktidar olsaydı yapar mıydı? – daha doğrusu yapabilecek miydi?- bilmem ama görülen odur ki imkânlar el vermedi.
* * *
Bundan hangi sonuçlar çıkıyor?
Demek verilen vaatlere inanarak oy vermeyeceğiz.
Peki, yapamayacak vaatleri neden söylüyorlar diyorsanız haklısınız. Daha doğrusu adaylarımız da haklı. Çünkü yapabileceklerine inanıyorlar. Ama şunu bilin ki taç başa geçince insan akıllanır.
* * *
Değerli başkan adayları boşuna meydanlara çıkıp ta boğazınızı yırtmayın. Atatürk’ün dediği gibi “bu millete hizmet eden onun efendisi olur.”
Eğer ki oy vereceksek hangi partiye vereceğiz? 2 seçenek var.
*Ya sizi temsil ettiğine inandığınız bir parti olacak. (Bu toplumsal ya kültürel olabilir)
* ya da yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır diyebilecek.
8 Ocak 2009 Perşembe
EN ACI ŞEY
Ölen çocuklar,
Siyaset,
Yerel seçimler,
Yıllardır sürdürdüğü politikayı değiştiren partiler,
İslamcı olarak tabir edilen partililerin verdiği kutlamada biz içki vermiyoruz ama isteyen parasıyla alıp içebilir diyen bir parti,
Yeni kurulan “biz başa geçersek hem asarız hem keseriz” diyen başka bir parti,
Karşı çıktığı başörtüsü takanları partisine alıp rozet takanlar,
Yıllardır partiye başkanlık yapan parti başkanını gözlükçüye giderken durdurup, niye başörtüsü takanları partiye aldın diyen teyzeler,
Biz karşı çıktık ama kimsenin özel hayatına karışamayız diyen bir parti başkanı,
“oylar namustur namus satılmaz” diye sokaklarda nara atanlar,
Ben menfaatim için her şeyi yaparım diyebilen insanlar,
“Siyaset siyasetçilere bırakılamayacak kadar mühümdür” deyip te bir köşesinden tutup boru döşer gibi bişeyler döşemeye çalışan vatandaşlar,
Bunu yapmaya çalışırken eline yüzüne bulaştıranlar,
Ve bütün bu olanlar karşısında kalıp,
İçindeki duygu ve düşünceleri anlatacak kelimeler bulamayan
Bir yazar olmak…
21 Eylül 2008 Pazar
Kredi Kartları

- İnsanlar her bankanın kredi kartını alarak koleksiyon yaptıklarını düşünüp “Hadi bundan da olsun” diyorlar. Herkes böyle değil ama olanlarda az değil maalesef. Cüzdanında ne kadar çok kredi kartı varsa kendisini zengin hissediyorlar sanırım. Maalesef böyle yapanların maddi durumu da çok da iyi değil. Sonra da kredi kartı borcunu ödeyemeyince maddi ve manevi sorunlar çıkıyor.
- Kredi kartı limitlerinin yüksek olmasını isteyenler. Sen ayağını yorganına göre uzatmazsan başkasının yapacağı bir şey yok o zaman borcuna katlanacaksın.
- En çok dikkatimi çeken olay ise asgari ücretli de olsa elinde son model bir cep telefonu olması. Maddi olarak durumu iyi olmayan insanlarda bence çok gereksiz bir şey. Gösteriş oluyor galiba bu. Fakat gereksiz ve saçma..
İnsanlara tüketim konusunda eğitim falan vermeliyiz galiba. Yoksa borcu gittikçe artan kişiler ortaya çıkacak. Bu da ekonomiye zarar verecek. Ben 21 yaşındayım ve kredi kartım yok. İhtiyaçta duymuyorum. Onun içinde borcum yok. Diyebilirsiniz yaşın daha küçük, öğrencisin ama benim yaşımda ya da daha küçük olup ta kredi kartı borcuyla erken yaşta tanışan çok arkadaşım var. Bu yüzden bilinçli bir toplum şart yoksa sonumuz pek de hayırlı olmayacak.
Yukarıda bulunan resimdeki adam kredi kartları sayesinde Guinness Rekorlar Kitabı'na girmeyi başarmış.ABD'de yaşayan Walter Cavanagh kullanılabilir durumda 1497 adet kredi kartı bulunmaktaymış ve kartların kredi miktarı $1.7 million civarındaymış.
Acaba gördüğüm insanlarda bu olayı örnek alıp rekor kırmaya mı çalışıyorlar ne :)
20 Haziran 2008 Cuma
Ö.S.S.
Bir insan okumadan hiçbir şey elde edemez. Düşünün bir profesörün arabası bozulduğu zaman tamirciye götürür. Ama o tamirci ise arabalardan o kadar anlıyor olmasına rağmen belki de o profesörün 10 katı şoförlük biliyor olmasına rağmen diploması olmadığı için ehliyet alamaz.
Okumak gerçekten güzel bir şey ama eğer ki imkânları daha fazla el vermiyorsa insan hayatını başka yerden kazanma yollarına başvurmalıdır. Her insanın muhakkak başarılı olduğu bir iş vardır. İnsan hayatını kurtarmak için okur. Ama hayatını kurtarmak için tek yol okumak değildir. Okumak hayatını kurtarmanın sadece ve sadece bir yoludur. Bunun dışında önümüzde onlarca hatta yüzlerce seçenek var. Herkes okuma fırsatını elde etmez ama elde ettiğiniz halde bu fırsatı değerlendiremiyorsanız gerçekten başarılı olacağınızı düşündüğünüz, isteyerek yapacağınıza inandığınız bir işi yapın.
Bir gün bir adam oğluna sen hayatta adam olmazsın demiş. Oğlu da babasının bu sözü üzerine inatlaşmış illede okuyacağım demiş, gitmiş okumuş gelmiş bölgenin en büyük mülkü amirlerinden biri olmuş. İki kişiye emretmiş gidin babamı getirin diye.
Gitmişler babasını zorla getirmişler adam gururlu bir şekilde babasına dönmüş:
- Baba sen bana hayatta adam olmazsın demiştin.
Babası da;
- Evet oğlum gene söylüyorum eğer adam olsaydın babanı ayağına çağırtmazdın.
Bu hikâyeden de anlaşılacağı gibi sadece okumakla adam olunmaz. Okumakla cahillik gider ama eşeklik baki kalır.
Hani derler ya “İstanbul’da denize girmek, öbür dünyada cennete girmekten daha zordur.” Ne yazık ki Türkiye’de de bir memurluğa girmek öbür dünyada cennete girmekten çok daha zor. İlkokulu bitireceksin sınav, liseyi bitireceksin sınav, üniversiteyi bitireceksin sınav, yüksek lisansa başvuracaksın sınav, memurluğa başvuracaksın gene sınav,(oks, öss, ales, kpss, …) yani anlayacağınız her şey için sınav, tabii bu sınavları vermek gerek ama sınav günü düşünün bir aksilik çıktı gidemediniz. Farz edin ki bir öğrenci çok çalışkan her yıl başarı belgesi alıyor. Dershaneye de o kadar para vermiş ama sınav günü çocuk hastalandı ve sınava giremedi bunca emeğe yazık değil mi?
Siz sevgili gençler imkânlarınız el verdiği kadar okuyun. Hatta imkânlarınızın sınırlarını aşmaya çalışın. Ama eğer ki olmayacağından eminseniz hayata küsmeyin, ekmeğinizi başka yerden çıkarmaya çalışın. Daha öncede dediğim gibi insan hayatını kurtarmak için okur. Bana göre bir insanın okumaktaki tek amacı; eşini, çocuklarını kimseye muhtaç durumda bırakmamaktır. Bunu yapmak için illede memur olmak şart değil. Herkesin memur olduğu bir hayat düşünebiliyor musunuz? Herkes memur olsaydı hayat nasıl olurdu sizce, dünyanın işi yürümezdi değil mi? Elbet birileri tamirci olacak, birileri terzi, birileri lokantacı, … ve bunlar gibi onlarca meslek. Sizde kendinize en uygun olan mesleği seçin. Ama muhakkak ki ilk amacınız okumak olsun. Çünkü okumak daha doğrusu okuyabilmek dünyadaki en büyük nimettir. Umarım ki sizde bu nimetten nasibinize düşeni alırsınız.
19 Haziran 2008 Perşembe
SANAL DÜNYA
Yine boşa gidecek onca vakit çünkü televizyona bir göz attığınızda doğru dürüst faydalanacağımız programlar ne yazık ki yok denecek kadar az. yeni dizilerin gerçek hayatla bir bağlantısı var mıdır? Bu ne yazık ki yeni neslimizin kafasını çok kurcalıyor. Hepsinde ya sihirli olaylar var ya da şiddet olayları. Eskiden kara murat vardı, saraylardan atlar yüzlerce askere karşı tek başına savaşırdı yeri geldi mi kılıçlı askerlere karşı eli boş dövüşürdü bazen de yaya gerek kalmadan elleriyle ok fırlatır 3 askeri devirirdi. Eskiden köy filmleri vardı köyde çatışma olur tek kurşunlu tüfekle bazen yedi kurşun atardı tüfeğini doldurmadan ama olsun yinede oraya dahi iki jandarma gider suçluları kelepçeleyip köy meydanından geçirirdi. Ama şimdi roketler patlıyor şehir göbeğinde saatler süren çatışmalar oluyor ama soran yok. Şimdi buna teknoloji ile birlikte hayal gücü de daha çok gelişti mi diyelim? Yoksa mübalağa sanatına daha çok mu ilgi duyulmaya başlandı?
Ya bilgisayar başında oturanlar ne yapacak. Bir insan sabahtan akşama kadar sizce bilgisayar başında ne yapar. Haberleri okusa 1 saat sürsün köşe yazılarını okuduğu yazarlar olsa oda 2 saat olsun oldu 3 saat ama bazıları sabah internet kafe ye giriyor ne yazık ki öğlen yemeğine bile çıkma fırsatı bulamıyor. Bende bunu çok düşündüm. Elde ettiğim sonuçlara göre ya sohbet sitelerine giriyor ya da oyun oynuyor akşam olana kadar. Bende bunu işin uzmanı sayılabilecek birisine sordum acaba bir kişi neden sabahtan akşama kadar sohbet sitelerine girerde gerçek hayatta sohbet etmek varken neden sanal alemde sohbet eder? Aldığım cevap ise; “Orada kendine sahte bir güven duyuyor onlar gerçek hayatta söyleyemediği şeyleri sanal alemde söyleyebiliyor. Gerçek hayatta ifade edemediği duygularını sanal alemde ifade ediyor.” Dedi ama yinede merakım dinmedi sohbet sitelerine girme gereği duydum bu konu için onlarca sohbet sitesine girdim. Tabii ki araştırmak için girip çıkmak yetmiyor. Acaba gerçek hayatta ifade edemeyip burada ifade ettikleri duygular neler derken baktım ki orda kullandıkları nick’lerin çoğu aynı, aynı derken biri örneğin by_.. İken diğeri byn_... Yani birbirlerine bağlı olduklarını çıktıkları birinin olduğunu fark ettirmek için bu yolu denemişler. Birbirlerine aşkım, canım, diye hitap ediyorlar. Hâlbuki biri Mersin de diğeri Edirne de belki birbirlerini kameradan ya görmüşlerdir, ya da görme gereği bile duymamışlardır. Tek amaçları ise sadece seni seviyorum, aşkım, canım gibi gerçek hayatta söyleyemedikleri sözleri söylemek. Ama gördüğüm sadece bununla sınırlı kalsa neyse maalesef bazı sohbet siteleri hakikaten ahlaki çöküntü içine sürüklenmiş. Bir kere yaklaşık 50 odalı bir sohbet sitesine girdim her odada 3–5 bazılarında 15–20 kişi vardı başka bir odasına girdim, girişte 18 yaşından küçükler giremez yazıyordu. Bide şifreliydi gerekli şifreniz diye de altına 3 rakamlı bir sayı yazılmıştı neyse kararlıyım bu işi öğrenmeye mecburen girdim girdim de ne göreyim 100–150 kişi var bu odada bazı bayanlar cam açmış soyunuyor erkekler aynı şekilde birbirlerine laf atıyorlar. Ne yazık ki söyleyecek söz bulamadım girişim ve çıkışım bir oldu. Oralara gelenlerin hemen hemen hepsi genç, en verimli yıllarını boşa harcadıklarının ne yazık ki farkında bile değiller.
Ama gerçektende birçok sitede çok güzel dostluklar edindim sitelerden ayrılmama rağmen halen msn üzerinden yazıştıklarım var. Ben hiç sohbet sitelerine ya da oyun salonlarına girmem demem çünkü yeri geldi mi sohbet ederiz yeri geldi mi oyun oynarız. Ama bu tabii ki sınırlı bir dilim içinde olmalı.
UNUTMAYIN Kİ BOŞ VAKİT YOKTUR, BOŞA GİDEN VAKİT VARDIR…
15 Haziran 2008 Pazar
Vakit Forever

Bugünkü vakit gazetesindeki birkaç cümleyi paylaşmak istiyorum.Haber içeriğini belirtmeyecem merak eden gazeteyi okusun kardeşim:-)
"Hadi Oradan Yalancı"
"İstifa Et"
" Keneden korunmak için kapalı elbise giyiniz"
"Hukuk adil olursa 9 üye yargılanablir"
Vakit Forever...
15 Mart 2008 Cumartesi
İşte Bu Olmamalıydı...

13 Mart 2008 Perşembe
Komşu Duydun mu?GSYH Arttı...O da Ne Git Başımdan Kız...

21 Aralık 2007 Cuma
Bütün Aydınlar Bizimdir
Yoksa fazıl say da birileri gibi çıkarları menfaatlaeri zarar gördüğü için mi iktidara saldırmaktadır..Eğer öyleyse hiç kusura bakmasın istediği yere gidebilir çünkü o ve onun gibilerin kendilerine sanatçı aydın falan demeye hakları yok ve hiçbir zamanda olmadı olmayacak..
Bizim nazım gibi aydınlarımız vardı;vatan babanızın çifliğiyse ben vatan hainiyim diyordu..düne kadar bu ülkenin altını üstüne getirenlere,ülkeyi babalarının çifliği gibi yönetenlere,iktidar için herşeyi yapan basiretsizlere seslerini bile çıkarmayanların bugün hiç konuşmaya hakkı yok..ya hep susun ya da gitmek istediğiniz neresiyse oraya gidin..
Aydın değin bazı AYDINlar gibi olmaz dik durur,eleştirel bakar,sorgular,analiz eder,hep hakkın haklının doğrunun yanında olur dün AK dediğine bugün kara demez...
Anlayan anladı fazla söze gerek yok.
21 Ekim 2007 Pazar
Şehit Kanını Parayla Yıkayanlar
Bağışlanan miktar 69.817.638...eski hali ile 69 trilyon TL
Hep beraber şehitlerimiz için kampanyadayız.
Kampanyanın sahibi HaberTürk ve Fatih Terim liderliğindeki Milli Takım...
Günlerdir izliyorum bağışları...
Aklıma; en son Gabar'da bıraktığımız 13 evladımızdan birinin anasının günde 3 YTL için pencere taktıramadıkları tek odalı evinde fıstık soyması geliyor.
Şu kadehi 10 YTL'ye içkimize meze yaptığımız fıstığı günde 3 milyona soyarken parmakları parçalanan ananın evladı da Gabar'da parçalıyor kendini.
Milliyet başlığı atıyor : "Bir tek canı vardı, onu verdi"
Yürek parçalayıcı değil mi?
Suçluluğumuzun kanıtı sarılıyoruz cüzdanlara; suçluluklarının kanıtı sarılıyorlar banka hesaplarına.
Güya müslümanız ya...
güya "sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmayacak ya"....
sağ elin verdiğini bırakın sol el , bütün dünya duyuyor.
Bilmemne halı 250 bin YTL bağışlıyor...
ertesi gün genel müdürü HaberTürk stüdyosunda emlak programında bir kaç cümle şehit edebiyatından sonra kaç tür halı ürettiklerini anlatmaya başlıyor...
Halısız evde beklerken evladını şehit veren ana dinliyor mu bilmiyorum...
TUSİAD bırakın bin YTL'yi....5 Milyon YTL bağışlıyor...
Habertürk anlı şanlı sözcüklerle süslüyor Arzuhan Doğan'ın yürüyüşünü...
Şehit anasını günde 3 milyona çalıştıran ülkenin insanlarının esaret ücretlerine mahkum olmasını bir kere raporlarına konu etmeyen ama şehidimize kıyan güçlerin demokrasisini diline dolayan TÜSİAD 5 MİLYON YTL ile kaydını yaptırıyor şehit reklamlarına...
Sonra bir bakıyorsunuz Cem Hakko bağlanıyor....
Hani şu geçenlerde eğlence mekanına şarhoş girerken kameralara , "bu Milletin efendisi biziz" diye bağıran zat....
O da "vatan için şehit olan evlatlarımız" için atıyor ortaya bir kaç milyar...
Sürekli MOSSAD'a "güvenlik primi" yatırılacak değil ya; biraz da halkla ilişkilere para yatırmak gerekiyor.
Kimler yok ki...Barzani ile havalimanı kuranlar, Irak'ın kuzeyinde çimentoları ile ihanetin temelini atanlar tek tek yazdırıyorlar isimlerini ekrana.
1 Milyon YTL...250 bin YTL....1 milyon $
HaberTürk çoşuyor...
"Türkiye tek yürek" sloganı tekrar tekrar geliyor ekrana; ülkenin komprador burjuvazisi ellerindeki kanı dolarla temizliyor.
Bugüne kadar "güneydoğuda genç kız eğitiyoruz" görüntüsü altında nice şaibeli faaliyete imza atan (Bkz: DTP'nin alt ve üst kadrolarındaki kadın sayısı) ve bir kere olsun şehit-gazi çocuğu okutmak aklına gelmeyen Türkan Saylan bağlanıyor canlı yayına...
Sonunda aklına geliyor anlaşılan ve gururla açıklıyor...
"Biz de 100 erkek, 100 kız şehit/gazi çocuğuna burs vereceğiz"
diyor...
Saynur Tezel buğulu gözlerle bakıyor; hepimiz duygulanıyoruz, elimizde değil.
Hani şu Hürriyet'e manşet olan , "güvercin kanadına mektup" var ya...
şehitlerimizle teröristleri aynı kefeye koyup, kuru barış, kardeşlik edebiyatı yaptığı mektup...
İşte onun yazarı Yılmaz Erdoğan bile 100 bin YTL ile katılıyor kampanyaya...
Durun daha bitmedi....
Kocası PKK'nın yayın organı Özgür Gündem'in temsilciliğini yapmış olan Gülben Ergen (Yılmaz Erdoğan'ın yengesi olur kendileri) de 100 bin YTL ve bir şehit çocuğunun ömür boyu tedavi masrafları ile sahnede yerini almıyor...
Şaşkınlıkla izliyorum...
Gladio'nun İ.T.'inin İmralı'dan canlı yayına bağlanıp,
"tonlarcasının ticaretini yapıp gramından yargılanmadığım kanlı uyuşturucu parasından ben de bir 100 bin YTL helal olsun"
demesini bekliyorum.
Her cins var...
Mesela Büyük Kulüp başkanı....
Türkiye'yi yöneten kodamanların kulubü. 6000 küsur üyeleri var. Yıllık aidatları milyarlarla ölçülüyor.
Beyefendi kulüp adına kaç lira bağışlıyor biliyor musunuz...
50 BİN YTL...
Eski para ile topu topu 50 milyar...
50 Bin YTL bağışladıklarını açıklamak için canlı yayına bağlanmaya utanmıyor;
şehidimin anası günde 3 YTL'ye ; Büyük Kulüp'te kadehi en az 10 YTL'ye sattıkları içkilere meze yaptıkları fıstığı soymaya devam ediyor.
Şehitlerin uğruna canlarını verdikleri toprakların neredeyse tamamının kayıtsız şartsız yabancı maden tekellerine açan yasayı bir kere olsun haberleştirmemiş HaberTürk şehit edebiyatında tam gaz devam ediyor...
Taki Doğan bağlanıyor canlı yayına...
Ankara'da bir küçük kızın nasıl kendisini bulup ona bağışlanması için 3 YTL 70 kuruş verdiğini anlatıyor...
Sayarken tedirgin...
"Tabi bozuk taşımaya alışkın olmadığımız için zorlanıyorum"
diyor.
Günde 3 YTL'ye fıstık soyan şehit anasının evladının edebiyatını; cebinde 3 YTL bozuk olmayacak kadar halkından kopuk Taki Doğan 3 YTL üzerinden yapıyor...
Şehit kanı 3 kuruşa ; bugüne kadar şehidin kursağından inmeyenlerin elinde reklam malzemesi oluyor.
Sizi bilmem ama benim fena halde midem bulanıyor.
Edebini taşımadan şehit edebiyatını yapanlar üzerinden Türkiye gümbür gümbür bir tuzağa çekiliyor.
Behiç Gürcihan
http://www.acikistihbarat.com/
20 Ekim 2007 Cumartesi
...Ve Rüzgar Tersine Eser
Halkı kin,nefret ve düşmanlığa ittiği saçmalığı yayılarak,bizzat siyasi iktidarın emriyle durdurulan dizi,şimdi sadece bir kez bile olsa gösterilmesinin amacı her rüzgar karşısında eğilmeyi diplomasi zanneden iktidarın bir oyunu mu acaba?Milletin mabedi olan mecliste teröriste terörist demekten çekinen kendini bilmezler bu milletin içine nefret tohumları ekmiyordu da terörü her yönüyle masaya yatıran ve halkın bir nebze olsun bilinçlenmesi yolunda çaba sarfeden kurtlar vadisi mi ekiyordu sayın başbakan?
İktidarını korumak için herşeyi yapan sizler o kadar acınacak bir hale düştüğünüzü bir kez daha milyonlara gösterdiniz.Ne demişler Allah'ın sopası yok ki...
25 Eylül 2007 Salı
CUMHURİYET'İN HANGİ DEGERİNİ KAYBEDİYORUZ
