Kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2012 Perşembe

İskender Pala / OD ( Bir Yunus Romanı)



Kitabı bitireli çok olmasına rağmen bir türlü fırsat olmamıştı bloga eklemek.

İskender Pala'nın son kitabı olan 'OD' ile Yunus Emre'nin zamanında yolcuğa çıkıyorsunuz. Kitabın adı olan 'Od' un nedenini sayfa 142'de anlıyoruz.


‘Dağdan odun getiriyordum. Herkes ona odun diyordu; iki heceyle od-un işte, ataşe veren şey… Ama ben onun ilk hecesiyle ilgilendim, ateş olan kısmına ‘od’a talip oldum. Herkes dağa odun için gittiğimi sanıyordu ama ben od için gidiyordum.’ 

13. yüzyılda Anadolu'daki kargaşa ortamında Mevlana, Hacı Bektaş, Tapduk Emre ve Yunus zamanın öenmli isimleri olarak ortaya çıkıyorlar. Yunus'un hayatını ve iç dünyasına gidiyorsunuz. Zamanında yaşadığı olaylar, ailesinin parçalanışı onu daha çok sorgulamasına neden oluyor ve Yunus zamanla Yunus oluyor. Karısı Sitare'ye olan aşkı ise kitabın başından sonuna kadar hep dilinde.Yunus'un hayatını etkilendiği  zorluklar yanında karısına duyduğu aşkta onu besliyor. Aşkını bir bölümde şöyle anlatıyor: 

… O gün Sitare ile birbirimize yeniden âşık olmuştuk. Evin hemen kapı girişinde bir yasemin bitmiş, cılız dalının üstünde üç dal da çiçek vermişti. Beyaz, berrak üç yasemin çiçeği. Onun kokusunu hissettiğimiz bir sırada eşiğe oturduk. Bana ‘ Yunus !’ dedi, parmağını kalbinin üzerinde gezdirerek, ‘Burası kalbinin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır. Canın canı, sevenin cananı buradadır. O nokta, yoğun bir damla kandan ibarettir. Adına ‘ süveyda’ yahut ‘sevda’ derler. Siyaha çalan rengi yüzündendir bu isim. Çünkü sevda, kara talih içinde, o kara kan damlasında büyür. Bütün tecelli denizleri, bütün aşk fırtınaları, işte o bir damla kanda dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa, parçaları bütün vücuda dağılır. Aşk, işte bu dağılmanın adıdır ve o dağılırsa âşık artık ne yaptığını bilemez olur.’ 


Elif Şafak sayesinde yakından tanımaya merak ettiğim Mevlana'dan sonra İskender Pala da Yunus Emre açısından bir kapı açtı benim için.

Yunus'u İskender Pala'nın kaleminden okumak isterseniz (kitabın yanında verilen CD ile Yunus Emre ilahilerini de dinleyerek )  keyifli ve doyurucu dakikalar sizi bekliyor...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

23 Adımda Enerjinizi Arttırma Yolları


Aslında aşağıdaki maddelerin çoğunu hepimiz biliyoruz ama uygulamaya geçme aşamasında biraz üşengeç sayılırız. Bahar geldi gevşedi gönlümün yayları yok öyle :)

Haydi o zaman adım adım enerji dolmaya...

Enerjik bir şarkısız da olmaz :) 

1- Cardiff Üniversitesi’ndeki araştırmaya göre her gün 40 gr. buğday, mısır vb. lifleri almalısınız. Çünkü bu tür lifler enerjiyi artırıyor ve stresi azaltıyor.

2- Sabahları çıkarken bir soğuk bir sıcak duş alın. Önce ılık bir suyun altında durun. Ardından suyun sıcaklığıyla oynayın. Ancak başınızı suyun altına sokmamaya dikkat edin. 5- 6 dakika bunu tekrarlarsanız, çıktığınızda kendinizi daha rahatlamış hissedeceksiniz.

3- Yapılan araştırmalara göre her dört kadından birinde demir seviyesinin düşük olduğu belirlenmiş. Bu da yorgunluk ve halsizlik yaratır. Bu yüzden daha fazla demir içeren yeşil sebze, kurutulmuş meyve ve tahıl gevreklerinden bolca tüketmelisiniz.

4- Daha bol balık, tavuk, peynir, fasulye ve yumurta yemelisiniz… Çünkü vücut için gerekli Omega 3 bu besinlerde bulunuyor. Bu hormon da beyindeki mutluluk merkezini harekete geçiriyor.

5- Günde 2 ya da 3 litre su içmelisiniz. Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre bu oranlarda su içmek dayanıklılığı artırıyor, stresin azalmasına yardımcı oluyor. Ancak aklınızda bulunsun; fazlası da zararlı.

6- Dik durun. Kambur durmak kasların daha hızlı çalışarak yorulmasına sebep olur. Nefes almanızı zorlaştırır. Dik konumdayken daha rahat nefes alınır, oksijen akciğerlere dolar ve böylece kanın daha rahat dolaşması sağlanır…

7- Yapılan araştırmalara göre en sevdiğiniz müzikleri dinlemek stresi hafifletiyor ve yorgunlukla daha rahat savaşmamızı sağlıyor.

8- Dışarı çıkın. Sabah kalkınca yapacağınız ilk iş dışarı çıkmak olsun. Amerikalı bilim adamları doğal ışığın beyni harekete geçirdiğini ve seratonin salgılamasına yardımcı olduğunu söylüyor. Bu da mutluluğunuzu artıracaktır.

9- Mutlaka gün içerisinde şekerleme yapın… Amerika’daki beyin sağlığı araştırmacılarına göre, 30 dakikalık kısa bir uyku bile insanları performanslarını olumlu etkiliyor.

10- Vücudun asit oranını dengelemeniz gerekir. Gereğinden fazla şekerli yiyecekler ve peynir aside sebep olur ve enerjiyi emer. Bu yüzden sebze ve meyve salatalarını bolca tüketin.
11- Doktorlar sizi mutlu eden şeyleri hatırlamanız için sizi mutlu eden şeyleri bir deftere yazmanızı öneriyor. Bunları okudukça sizi neyin mutlu ettiğini daha iyi bulabilirsiniz.

12- Düzenli yemek yiyin. Yemekler arasındaki uzun aralıklar şekerin düşmesine, dolayısıyla enerjinizin azalmasına neden olur. Günde üç kez mutlaka yemek yiyin.

13- Kaslarınızı hissederek enerji sağlayın. Mesela iki elinizi göğüs hizasında birleştirin ve birbirine doğru itin. Ardından başınızın üstüne kaldırın ve bunu 5- 10 defa tekrarlayın.

14- Güne iyi bir kahvaltıyla başlayın. Süt, 150 gr yoğurt, 1 muz, tereyağ, bal, fındık ve cevizi karıştırıp yiyebilirsiniz.

15- Nefes alıp vermenin önemini mutlaka kavrayın. Derin nefes alıp vermek, nefes yolunuzu açacak ve daha çok enerji almanızı sağlayacaktır. Her saat üç ya da dört kere derin nefes alıp verin.

16- Cep telefonunuzu kapatın. Bırakın günün birkaç saatinde kimse size ulaşamasın. Gerekli oluğunda iş ve aileniz için kullanın.

17- Düzenli olun. Dağınıklık sizi strese sokacaktır. Gereksiz yere panik yaparsanız, bu stresle işleriniz yolunda gitmeyecektir. Bu kaosu yaşayıp stresinizi artırmayın…

18- Adımlarınızı artırın. Daha fazla yürüyüş yapın, bol bol merdiven çıkın. Olabildiğince hareketli olmaya özen gösterirseniz, kanın hızlı hareket etmesini, kaslara ve organlara giden oksijenin artmasını sağlarsınız. Bu da sizi rahatlatacaktır.

19-  Magnezyum almaya dikkat edin. Sebzelerde, fındıkta ve tahıllı ekmeklerde bulunan bu vitamin size zindelik kazandıracaktır.

20- Yiyeceklerdeki enerjinin hızlı emilimini sağlayan Co- enzim Q10, vücudun ürettiği bir antioksidandır. Bu enzimin oluşmasını sağlayan yiyeceklere de brokoli, kahverengi şeker, kepekli ürünler, soya ve fındıktır.

21- Çok kafein ve alkol uykuyu engeller ve enerji veren B vitaminini emer. Haftada birkaç kez 1 ya da 2 kadeh şarabı geçmemeye, çay ve kahve tüketimini en aza indirmeye özen gösterin.
22- Bilgisayarla çalışırken mutlaka aralar verin. Japon araştırmacılar, bilgisayar önünde çok oturan insanların endişeli olma halinin arttığını, gözlerde problem yaşandığını ve beden ağrılarının çoğaldığını söylüyor.

23- Ve son olarak beyinsel anlamda rahatlamak ve yenilenmek için kendinize 20 dakika ayırın ve şunları yapmaya çalışın…

- Ilık sessiz bir yerde oturun ya da uzanın. Üzerinizde rahat kıyafetleriniz olsun ve gözlerinizi kapatın.
- Nefes alışverişinize odaklanın ve nefesinizin rahat olmasını sağlayın.
 - Kendinizi nehir kenarında, yeşil çimenlerin üzerinde düşünün. Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldıyor ve siz suyun akışını duyuyorsunuz.
- Suyun içinde ayağa kalkıyor, yüzünüzü güneşe dönüyorsunuz. Güneşin sizi enerjiyle doldurduğunu hissediyorsunuz. Derin bir nefes alıp, bu enerjinin içinize işlemesini sağlıyorsunuz.
 - Vücudunuzun ve düşüncelerinizin pozitife dönüştüğünü hissettiğinizde yavaşça gözlerinizi açıyorsunuz.
  
Maddeler bahane enerji mutluluk sizin içinizde. Önemli olanda bu zaten. 

Ne demişti Sertab Erener,

‘’Ne kadar anlamlı yaşarsan kendini sonsuza katlar ‘’  


25 Nisan 2012 Çarşamba

Bırakın İçinizdeki Balonları...


‎''Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olamayacağız... Hepimiz heba oluyoruz... Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş... Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz... Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz... Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız... Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık... Bizim savaşımız ruhani savaş... Ve bunalımımız kendi hayatlarımız...

"Chuck Palahniuk"


Yukarıda ki sözü okuduğumda beni çok etkiledi. Etrafımıza baktığımda herkes de bir mutsuzluk bezginlik. Şükretmeyi unuttuk. Elimizdekilerin kıymetini bilmiyoruz. En önemlisi sadece kendimiz için yaşamayı unuttuk.Şu Çılgın Türkler'i okuyorum da biz yaşadığımız anın kıymetini gerçekten bilmiyoruz.


Havalar ısındı buralarda, kuşların cıvıltıları var şu an kulaklarımda. Bırakın hayat zaten akıp gidiyor. Belki kötü bir şey gibi gelebilir size ama biraz bencilleşmeyi öğrenin. O zaman sadece kendinizin mutluluğunu düşünüp mutlu olmayı öğrenebiliriz. Ve  hayattan tat almayı öğrenelim artık. 


Og Mandino'nun ''Dünyadaki En Büyük Satıcı'' iş kitabı olmasına rağmen kişisel gelişim olarak da insana faydası bulunan bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim. Bir hedefe ulaşmak için bazı bedeller ödememiz gerektiğini bize çok güzel gösteriyor. Adından da anlaşılacağı gibi en büyük olamamız için içimizde bekleyen bir kıvılcım var. Çabalarsanız o kıvılcımı büyüte bilirsiniz. Hikaye şekilde ve küçük bir kitap. Tam baş ucu kitabı. Kitaba belki Hıncal Uluç'un 9 numaralı parşömen tarzı yazılarından hatırlayabilirsiniz. 

1. İlke: Bu gün yeni bir hayata başlayacağım.

Başarısızlık, ne olursa olsun, insanın hayattaki amaçlarına ulaşamamasıdır. Gerçekte başarısız olanlar ile başarılı olanlar arasındaki tek fark alışkanlıklarının farklı olmasıdır. Her türlü başarının anahtarı alışkanlıktır. Kötü alışkanlıklar, başarısızlığa açılan kilitsiz bir kapıdır. Bu gün yeni bir hayata başlayacağım, güzel alışkanlıklar edineceğim ve onların kölesi olacağım. Eylemlerimi iştah, tutku, önyargı, açgözlülük, sevgi, korku, çevre alışkanlık yönlendiriyor. Bu hükümdarların en zorbası ise alışkanlıktır. O zaman iyi alışkanlıkların kölesi olmalıyım.

Her gün zihnimde tekrar edeceğim. Her gün bunları tekrar edersem, bunlar benim aktif düşüncemin bir parçası haline gelecektir. Her eylem tekrarla kolaylaşır. Bu şekilde yeni ve iyi bir alışkanlık doğar. Eğer bir davranış sürekli tekrarla kolaylaşırsa bir zevk haline gelir. Bunu sık sık tekrarlarsam, bir alışkanlık haline gelecektir.

2. İlke: Güç bir kalkanı delebilir. Ama insanların kalbini yalnızca sevginin görünmez gücü açabilir. Düşmanlarımı öveceğim ve onlar dostlarım olacak; dostlarımı yüreklendireceğim ve onlar kardeşlerim olacak. Her zaman övgü nedenlerini araştıracağım. Hiçbir zaman dedikodu, karalama yapmayacağım.

3. İlke: Başarana kadar sebat edeceğim. Sebatla tekrar edilen küçük çabalar, her girişimi tamamlayabilir. Nefes aldığım sürece ısrar edeceğim.

4. İlke: Ben kâinatın en büyük mucizesiyim. Başkalarını taklit etmek için boş çabalarda artık bulunmayacağım. Tersine eşsizliğimi pazaryerinde ortaya koyacağım. Zaman akmaya başladığından bu yana aklımın, kalbimin, gözlerimin, kulaklarımın, saçlarımın bir başka eşi yoktur. Daha önce benim gibi bir başka kişi doğmadı.

5. İlke: Bugünü, son günümmüş gibi yaşayacağım. Bana bahşedilen bu son değerli günde ne yapmalıyım? Dünü unuturken, yarını da düşünmeyeceğim. Şimdi’yi niçin belki’ye feda edeyim? Bugünün yolunda yürürken yarının işlerini yapabilir miyim? Sahip olduğum her şey bugündür ve bu saatler şu an sonsuzdur. Yalnızca bir hayatım var ve hayat bir zaman ölçüsünden başka bir şey değildir. Eğer birini harcarsam, ötekini yok etmiş olurum.

6. İlke: Bugün duygularımın efendisi olacağım. Daima akıl, duyguların önünde olacak, duygulara hakim olacak. Duygular aklın kontrolünde olacak.

Eğer ruh halim uygun değilse, o günüm başarısız olacaktır. Eğer müşterilerime neşe, heves, aydınlık götürürsem, onlar da neşe, heves, aydınlık ve gülümsemeyle davranırlar. Düşüncelerin davranışlarına hükmetmesine izin veren zayıftır; davranışların düşüncelerini denetlemesini sağlayan ise güçlüdür. Kendimi önemsiz görüyorsam, hedeflerimi düşüneceğim. Kendime aşırı güveniyorsam başarısızlıklarımı anımsayacağım.

7. İlke: Dünyaya güleceğim. Kendisini çok ciddiye alan bir insan kadar gülünç bir şey yoktur. Ne zaman keyfim kaçacak olsa, alışkanlık haline gelinceye kadar bunu tekrar edeceğim. “Bu da geçer.” Çünkü dünyevi olan her şey gelip geçicidir. Yüreğim daraldığı zaman, bunun da geçeceğini düşünerek teselli olacağım. Eğer her şey geçici ise, niçin bu gün için endişe duyayım ki? Mutlu olmak için gayret göstermeyeceğim, bunun yerine kederli olmayacak kadar meşgul olacağım. Her gün, yalnızca gülerek başkalarını güldürdüğüm zaman, zafer olacaktır.

8. İlke: Bu gün değerimi yüze katlayacağım. Günle, haftayla, ayla, yılla ve hayatımla ilgili hedefler koyacağım. Hedefler koyarken geçmişteki en iyi icraatımı dikkate alacak ve bunu yüzle çarpacağım.

9. İlke: Düşlerim değersiz, planlarım yanıltıcı, hedeflerim imkansızdır. Eylem ile tamamlanmadıkça, tümünün hiçbir değeri yoktur. Başarımı besleyecek ve sulayacak olan şey, eylemdir. Şimdi harekete geçeceğim. Başarı beklemez. Eğer ertelersem, başkasıyla nişanlanır ve onu ebediyen kaybederim.

10. İlke: Büyük bir felaket ya da keder anında Allah’ına sığınmayacak kadar imanı zayıf olan var mıdır? Haykırışlarımız bir çeşit dua değil midir? Aradığım yol gösterme gerçekleşebilir ya da gerçekleşmeyebilir. Ama her ikisi de bir cevap değil midir? Bir çocuk babasından ekmek ister ve ekmek yoksa baba çocuğa cevap vermiş sayılmaz mı?”



Yukarıdaki ilkeler aslında hepimizin bildiği ama uygulayamadığı şeyler. O zaman 1.  ilkeyle başlayalım . ''Bu gün yeni bir hayata başlayacağım '' diyin kendinizle ve hayatla oyun oynayın. Hayata kocaman gülümseyin. 


Mutlu ve çok güzel günlere...

21 Mart 2012 Çarşamba

Hayat Altın Tepsiyle Önünüze Sunulmaz...

Doğan Can Gündoğdu ile NTV ‘de Ahmet Arpat ile Gece Bülten’inde karşılaştım. Bloga koymak videosunu aramıştım programı izleyince ama bulamamıştım, sonra da unutmuşum. Bugün kendinigeliştir.com ‘ da ki yazıda okuyunca hatırladım tekrar.

Doğan Can Gündoğdu ödevi için Christopher Nolan’ın 27 Temmuz 2012′de gösterime girecek filmi Dark KnightRises’a çektiği fragmanını anlatıyordu programda. Doğan Can Gündoğdu Bahçeşehir Üniversitesi İletişim bölümü 3. sınıf öğrencisi. Evinin mutfağında çok az bir bütçeyle ve ödevinin teslimine 3 gün kala fragmanı hazırlıyor. Daha sonra da internette yüklediği fragman yapımcılarında dikkatini çekiyor. Daha okul bitmeden yurt dışından onlarca teklif sunulmaktaymış. Bence ülkemizi temsil edecek çok genç bir yetenek.



Hayatın ne getirip ne götüreceği bazen sizin ellerinizdedir. Okuduğunuz okullar, tanıdığınız insanlar sizin için sadece bir araç olarak yer alır hayatınızda ve inşa ettiğiniz hayatınızda her karşınıza çıkan inşaatınızın bir tuğlasını oluşturur.

İnsanlar istediğinde çabaladığında her şeyi başarabilir. İşimizden şikayet ederek, patronumuza kızarak ya da arkadaşlarımıza hayıflanarak zamanınızı kaybetmeyin. Zamanında bazı şeyleri kaçırmışta olsak hiçbir şey için geç değil. Yeter ki içinizdeki enerjiyi gücü kaybetmeyin. Her zaman gülümseyerek içinizdekileri ortaya çıkarın.

3 Şubat 2012 Cuma

Öğrendim ki...

Hayat akıp giderken her gün, her an yeni şeyler öğrenerek geçiyor hayat...

Özdemir Asaf'ın güzel yazısını okuduğumda içimde bir burukluk hissettim. Yaş yavaş yavaş otuza yaklaşırken farklı telaşlar, farklı hayaller kapladı hayatımızı. Fakat her yaşın bir güzelliğini de yaşıyorsun. Yetişkinliğin tadını gençliğin deli doluluğuyla birleştiriyorsun...

Gün geçtikçe ailemin sıcaklığını yanımda daha çok hissetmek istiyorum. Öğrenmenin yanında paylaşarak artan şeylerinin tadını daha çok hissetmek istiyorum. Ve hayatımı dolu dolu yaşamak istiyorum...

İşte o güzel yazı...

Neler Ogrendim;

YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.
YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.
YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.
YAŞ 13 Annemle babamın elele tutusmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.
YAŞ 15 Bazan hayvanların kalbimi insanlardan... daha fazla ısıttığını öğrendim.
YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.
YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.
YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.
YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.
YAŞ 38 Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.
YAŞ 41 Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.
YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim..
YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.
YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.
YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.
YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.
YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 64 Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.
YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına basağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.
YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.

Özdemir Asaf


1 Eylül 2011 Perşembe

30 Yaşından Önce Okunması Gereken 30 Kitap


Herkese mutlu, sağlıklı ve huzurlu çok güzel bayramlar dilerim..

Bayram temizliği, bayram ziyaretleri derken bloga yazı yazmaya fırsat olmadı. Bayram tatili devlet memurlarına 9 gün oldu bende ucundan nasibimi aldım ve 8 günlük tatilim var benim de :))

Tatil demek gezmek, tozmak, bol bol miskinlik yapmak, sabah alarmsız uyanmak, daha çok kitap okumak...

Okunması gereken kitaplar listenize yeni kitaplar eklemek isterseniz 30 Yaşından Önce Okunması gereken 30 kitap. bu liste ntvmsnbc.com da yayınlanmıştı (Onlar da Divinecaroline.com adlı siteden almış). Listedeki sadece tek kitabı okumuş olmanın (Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez) azcık utancı olsa da 30 yaşıma daha yıllar olmasının verdiği hafif mutluluk onu telafi ediyor. Zamanla açığı kapatmak lazım..

İşte 30 kitap:

'Bin Dokuz Yüz Seksen Dört' - George Orwell Kitapta devlet-vatandaş ilişkisi ve uygulanan taktiklerin ele alındığı distopik bir dünya düzeni anlatılıyor. 1984, öngörüsüyle de edebiyat tarihinin en önemli kitapları arasında yer alıyor.

Otomatik Portakal' - Anthony Burgess Eserde 1960'lı yıllardaki değişim ve modernleşme devresi, ve bireylerin özgürlüğü konu alınıyor. Nedensiz şiddeti en iyi anlatan eserlerin başında gelen 'Otomatik Portakal' sinemaya da dahi yönetmen Stanley Kubrick tarafından uyarlandı.

'Yüzüklerin Efendisi' - J.R.R. Tolkien 20'nci yüzyılda yazılmış en iyi ve etkileyici kurgusal edebiyat örneklerinden biri olan 'Yüzüklerin Efendisi' Tolkien’in en ünlü eseri... Sinemaya da görkemli bir şekilde uyarlanan eser en büyük başyapıtlardan biri.

'Bülbülü Öldürmek'- Harper Lee Kitapta mahkeme tarafından ırza geçme suçuyla yargılanan siyah bir insanın savunmasını ve küçük bir kentte inanç ve vicdanla ilgili hükümlerin nasıl verildiği ele alınıyor.

'Çanlar Kimin İçin Çalıyor' - Ernest Hemingway Kitapta, İspanya'daki iç savaş sırasında gerillalar arasında yer alan ABD'li bir profesörün savaşa bakışı ele alınıyor.

'Savaş ve Barış' - Lev Tolstoy Napolyon döneminde Rusya ve Fransa arasındaki savaş, saraydaki yaşam ve yaşadıkları değişimleri anlatıyor. Tolstoy’un en bilinen eserlerinden.


'İnsan Hakları' - Thomas Paine Paine, Edmunt Burke'ün 'Fransız Devrimi'ne Karşı Tepkiler' kitabına tepki olarak yazdığı kitap 'İnsan Hakları' teriminin muhtemelen ilk kez kullanıldığı eser olarak biliniyor.

'Toplum Sözleşmesi' - Jean Jacques Rousseau Rousseau, kitabında bireyin özgürlüğünü zedelemeden ahlaksal erdemini yükseltecek bir toplum modelini öneriyor.

'Yüzyıllık Yalnızlık' - Gabriel Garcia Marquez Nobel Ödülü alan kitapta Marquez, çocukluğunda kendisini etkileyen hayata dair herşeyi kültürel tarihle bir araya getirerek aktarmıştır.

Yazıldığı günden şu ana kadar tartışılmaya devam eden 'Türlerin Kökeni', doğal hayata toplumun bakışını değiştirmesinde belirleyici bir faktör oldu. Yazarı Charles Darwin.

'Siddhartha' - Hermann Hesse Kitap, hayatta elde edilen tecrübelerinin önemini vurguluyor.

Thomas Merton’un 'The Wisdom of the Desert'

'Kıvılcım Anı' - Malcolm Gladwell Gladwell, kitabında küçük bir düşüncenin, ya da üretim kavramının nasıl gelişerek büyük global-sosyal değişikliklere yol açtığını inceliyor.

'Söğüt Ağaçlarındaki Rüzgar' - Kenneth Graham En başarılı çocuk kitaplarından birisi sayılan kitap hayatta küçük şeylerle memnun olmanın önemini serüvenli ve mistik öğelerle anlatıyor.

Askeri strateji konusundan yazılmış en eski kitaplardan biri olan eser aynı zamanda ekonomik ve genel strateji konusunda en iyi yazılmış kitaplardan birisi...
‘David Copperfield' - Charles Dickens Dickens, romanda 1800'lü yıllarda İngiltere'nin ekonomik ve sosyal durumunu samimi bir dille anlatmış.

'Four Quartets' - T.S. Eliot


'Madde 22' - Joseph Heller Heller'in başyapıtı olan kitap, bir savaş romanı ancak savaşın gereksizliği, savaş döneminde acımasızlaşan iktidarları gözler önüne seriyor.

'Muhteşem Gatsby' - F.Scott Fitzgerald İlk basımı 1925'te yapılan kitapta yazar 1920'lerdeki ekonomik durumu ve Birinci Dünya Savaşı'nı konu almıştır.

'Çavdar Tarlasında Çocuklar' - J.D. Salinger Basıldığı dönemde müstehcen içeriğiyle dikkat çeken ve ABD'de yasaklanan kitapta bir çocuğun okuldan atılmasıyla yaşadığı olaylar anlatılıyor.

'Suç ve Ceza' - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Dostoyevski'nin yazdığı ikinci uzun roman olan kitap, çağdaşlaşma sürecindeki Rusya'yı ve öğrenci Raskalnikov'un yaşadıklarını anlatıyor. Sadece edebiyat tarihini değil, sinemayı, felsefeyi, popüler kültürü en fazla etkileyen eserlerden.

'Prens' - Niccolo Machiavelli Rönesans dönemini etkileyen yapıt, yazarın politika hakkındaki incelemelerini içeriyor.

'Doğal Yaşam ve Başkaldırı' - Henry David Thoreau Yazar, Walden Gölü kıyısına bir kulübe yaparak doğayı gözlemleyerek yaptığı incelemeleri, günlüğü kitaplaştırdı.

'Devlet' - Platon Platon, eserinde ideal devletin nasıl olması gerektiği üzerine görüşlerini belirtiyor.

'Lolita' - Vladimir Nabokov Romanda bir profesörün, ergenlik dönemindeki üvey kızına olan tutkusunu anlatıyor. Zamanında büyük tepki toplayan ve sansürlenen eser, Stanley Kubrick tarafından beyazperdeye de uyarlandı.

'İş Bitirici' David Allen İşletme danışmanı olan Allen, stressiz bir çalışma hayatının yolunu ve iş hayatında kişisel yaşamda verimliliğin artması için önerilerde bulunuyor.

'Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı' - Dale Carneige İlk basımı 1937'de yapılan kitap, insanların kendilerini diğer insanlara sevdirebilmesi, fikir birliğine varma gibi konularda yol gösteriyor.

'Sineklerin Tanrısı' - William Golding Nobel ödüllü William Golding'in romanında, insanın kökeninde olan vahşiliğe dikkat çekerek, ıssız bir adaya düşen gençlerin hikayesini anlatıyor

'Gazap Üzümleri' - John Steinbeck Eseriyle Pulitzer ödülü kazanan, Steinbeck romanında ABD'de yaşanan büyük bunalım dönemini anlatıyor. Kitap, sinemaya da John ford tarafından uyarlandı.

'Usta ile Margarita' - Mihail Bulgakov Roman için 10 sene çalışmalarını sürdüren Bulgakov, fantastik bir kurguyla toplumsal eleştirilerini belirtmiş...

13 Mayıs 2011 Cuma

Ay Hırsızı

Adile Naşit, Münir Özkul, Şener Şen ve Ayşen Gruda gibi çok değerli sanatçıların oynadığı Neşeli Günler filmini hepimiz izlemişizdir. Şener Şen'in canlandırdığı Vecihi karerinin aslında kimin adı olduğunu biliyor musunuz? Peki Ferhan Şensoy'un eski sevgilisiyle olan hikayesini ? Menderes'in cezaevinden eşine elli sözcükle mektuplaşmasına izin verildiğini ? Oyuncak diyip geçtiğimz Barbie, Mickey Mause, Felix vb. oyuncakların nasıl bugünlere geldiğini ? Muhammet Ali boksa nasıl başlamış ?

Öğrenecek bilgi aslında o kadar çok ki, fakat hayatlarınıı o kimle gezmiş hangi kim kimi öpmüş, kim hangi arabayı almış tarzı şeylere takmış insan var etrafımızda. Bırakın ünlüleri takmayı etrafı bile yetiyor o tarz insanlara. Kadınlara hiç kızmayın erkekler de bazen kadınlarla yarışır bu konuda. Keşke dizilere bağlandıklarıı kadar kitaplara ya da belgesel tarzı yayınlara bağlansalar. Reşat Nuri Güntekin boşuna dememiş. " "Bir insana neden kitap okumuyorsun demek,neden piyano çalmıyorsun demekle aynı şeydir.Çünkü kafayı kitap okumaya alıştırmak,parmakları piyano çalmaya alıştırmaktan kolay değildir."

İlk parağrafta sorduğum soruların cevapları ve birbirinden farklı fakat bir o kadar da birbirine bağlı bir çok olayı akıcı ve güzel anlatım tarzıyla Sunay Akın'ın AY HIRSIZI adlı kitabında bulabilirsiniz. Bırakın Fatmagül'ün suçunu, Hanımın Çiftliğinde olanları, Sultan Süleyman'ın haremini, bırakın Çocuklar Duymasını, çocuklar öğrensin Cervantes'i, Halide Edip'i, Orhan Kemal'i, Van Gogh'u, Mozart'ı...

Okumak üniversiteler bitirmekle yetmiyor, okumak kağıt kokusunu okul bittikten sonra da kitaplardan alarak devam etmeli. Bakış açısı her şeyi değiştirir, bilmek size her zaman avantaj getirir. Belki bu yazı size boş gelecek belki de bana hak vereceksiniz. Bir kişi bile şu yazıdan bir fayda sağlasa mutlu olurum.

Kitapta Beatles'ın kuruluş hikayesiyle kapanış yapalım. Hikayenin sonunda şöyle anlatır Sunay Akın:

İnsanlığın aya ulaşma haberlerinin en yoğun olduğu 1960’lı yılların gazete sayfalarında, astronotlardan daha çok, öykülerini okuduğunuz “Beatles” grubunun fotoğrafları yer almaktadır! Ve NASA, kuruluşunun 50. yılı kutlamaların da, uzaya dev uydulardan bir şarkı yayını yapar. 3bin 879 trilyon kilometre ötedeki Kutup yıldızı’na ulaşan şarkı Beatles’ın “Evreni Aşmak (Across The Universe) ” adlı eseridir.

Kırılan ışık hayalleri ,
Beni tekrar tekrar çağıran
Bir milyon gözün dans etmesi sanki
Ve evren boyunca düşünceler
Bir posta kutusunun içindeki
Dinmeyen rüzgar gibi amaçsızca dağılıyor.

4 Ocak 2011 Salı

Kendi Kutup Yıldızını Bul


Cimri, tüm mal varlığından emin olmak için herşeyini satar ve altına çevirir.Altınlarınıyer atına gömüp ara sıra ziyaret ederek inceler. Bu hareketi işçilerden birinin dikkatini çeker ve orada bir hazine olduğundan kuşkulanır.Efendisinin sırtı dönükken o noktaya gider ve altınları çalar. Cimri dönünce altınların yerinde yeller estiğini görür, ağlayarak saçını başını yolar. Onu öyle perişan gören komşusu nedenini öğrenince şöyle der: ' Kendini üzme artık, bir tas alıp aynı çukura koy ve o taşın altında altınlarının olduğunu düşün. Çünkü kullanmayı hiç düşünmediğine göre tas da aynı işi görecektir.'

Paranın değeri sahip olmakta değil, kullanmaktadır.

Ezop Masalları'ndan

*******************

Başarının Formülü...

Eğer A'ya başarı dersek; o zaman yönetimi şöyle belirleyebiliri: A= X + Y + Z

A= Çalışma
B= Eğlence
C = Ağzını sıkı tutmaktır.

Albert Einstein

*******************

İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkun.

Hanri Benazus

*******************

İyi Günler Olacak...

Değerli şeylerin pek kolay elde edilmediğinin bilincinde olun. İyi günler olacak. Heralde kötü günler de olacak. Kendi kabuğumuza çekileceğimiz, tasımızı tarağımızı toplayarak teslim bayrağını çekmek isteyeceğiniz zamanlar olacak. Bunlar, aslında kendinizi zorladığınız, öğrenmek ve gelişmekten korkmadığınızı gösterme fırsatıdır. Azimle devam edin.

joyce Giule

********************


Bu ve bunun gibi bir çok güzel söz, hikayenin bir arada olmasını istermiydiniz? 'Kendi Kutup Yıldızını Bul'. Nüvide Gültunca Tulgar'ın bu güzel kitabını mutlaka öneririm. Hatta 2. kitabı bile varmış. En yakın zamanda onu da almak lazım. Çok kitap okuyanlar bir süre sonra bir söz ya da yazıyı bir yerde kullanmak istediklerinde nerede okuduğunu çıkaramayabilirler. Sadece ben öyleyim diye üzülürdüm Nüvide Gültunca Tulgar'da aynı sorun nedeniyle beğendiği söz ve hikayeleri kitapta toplamış. Bence çok da güzel yapmış. Benim de böyle okuduğum kitaplardan beğendiğim sözleri tuttuğum defterim var. Bu kitapta 2. defterim gibi oldu. Çocuk genç, yaşlı... Bu kitabı herkes okuyabilir ve bence herkes okumalı da. Hayat bazen tıkandığında derin bir nefes almak için...

'Gözünü bir yıldıza diken kişi, kararını değiştirmez.' Sizde kendi kutup yıldızınızı bulun ve gözünüzü ondan ayırmayın.

15 Ekim 2010 Cuma

Çöp Kamyonu Kanunu

İnsanların sinirini veya üzüntüsünü başkasından çıkarmasını anlamıyorum. Böyle insanlar gerçekten enerjimi tüketiyor. Normal de herkes beni neşeli bilir. Neden peki çok mu mutluyum, çok mu iyi kazanıyorum, süper giden bir ilişkim mi var? Hepsi de hayır ama mutlu olmak için uğraşıyorum. Sizin de etrafınızda da vardı belki de iş yerinizde sizden kıdemli kişiler müdüründen fırça yer -kendi hatası yüzünden- sinirini sizden çıkarır. Sabah kocasıyla ya da karısıyla kavga eder sinirini sizden çıkarır. Tamam herkes her zaman enerjik ya da mutlu olamaz ama etrafında ki insanları da yıkıp dökme hakları yok bence. Son zamanlarda iş yerimde böyle olaylar arttıkça sakin olmaya çalışıyorum ve hemen şu hikayeyi aklıma getiriyorum:

Bir gün bir taksiye atladım ve havaalanından hareket ettik. Sağ şeritte yol
alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önümüze çıktı. Taksi
şoförü sert bir şekilde frene bastı, kaydı ve diğer arabaya çarpmaktan milim
farkıyla kurtuldu. Diğer arabanın sürücüsü camdan başını çıkartıp bağırmaya
ve küfretmeye başladı. Taksi şoförü ona gülümsedi ve içten bir şekilde el
salladı. Ve gerçekten çok arkadaşçaydı.

Sordum: ´Neden bunu yaptığınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de
hastaneye gönderecekti. ´ Taksi şoförü bana, simdi ´Çöp Kamyonu Kanunu´
dediğim şeyi öğretti.

Şoför pek çok insanin çöp kamyonu gibi olduğunu açıkladı. Her tarafta çöp
dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlık, öfke ve hayal kırıklığı dolular.
Çöpleri biriktikçe onu bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar ve bazen sizin
üzerinize bırakabilirler. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi
şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin.
Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara
dağıtmayın.

İşin ana fikri şu ki, başarılı insanlar çöp kamyonlarının günlerini
mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler. Hayat sabahları
pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla ´size iyi davranan
insanları sevin, iyi davranmayanlar için dua edin.´

Hayat %10 onunla ne yaptığınız, %90 onu nasıl alıp karşıladığınızdır.
Sevgiyle kalın,

Yüzünü güneşe dönen insan gölge görmez...


İnsanlar başka şeylerin sinirini çıkardıkça sakin olmaya çalışıyorum. Sonuçta yaptığı şey benimle alakalı değil, kişisel algılamıyorum. Tersini yaparsam bende o kişi gibi olurum. İstediğim bu değil elbette. Bu yüzden kimsenin çöpüyle uğraşmak istemiyorum. Çöplerini atmak isteselerde buna izin vermiyorum artık. Siz de daha huzurlu olmak istiyorsanız çöp kamyonlarını uzak tutun kendinizden. Yüzünüz de hep güneşe dönsün :)

Bu arada biraz rahatlamak isterseniz sizi Leonard Cohen ile güzelliğin şerefine alevli bir keman eşliğinde dans etmeye davet ediyorum...

Dance Me To The End Of Love - Leonard Cohen

15 Ocak 2010 Cuma

Kendini Tanıma


Hayat hep sizi kırdı değil mi? Aşkta yüzünüz gülmüyor belki ya da işte sorunlarınız var. Belki de iş arıyorsunuz ama bulamıyorsunuz. Herkesin bir sorunu herkesin bir derdi var. Peki, neden sorunlar bizi bulur? Biz de mi sorun var karşı tarafta mı? Bazı şeyler bizim elimizde değildir fakat elimden gelenleri de düzeltmeye çalışmalıyız. Olaya aşk konusundan bakalım. Karşı tarafı suçlarız hep ayrılınca. Belki de bizi sakinleştirdiği için ya da kendimize ayna tutup bazı şeyleri göremediğimiz için. Kendimizi tanımakla başlıyor aslında her şey. Aşkta da geçerli bu iş hayatında da. Peki neler yapmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz aşkta daha az üzülmek için, yanlış ilişkiler kurmamak için.

Nefes eğitmeni ve ilişki terapisti Nevşah Fidan Turan bu konuda ilişkilerde yanlış seçimler yapmanın kişinin kendini tanımamaktan ne istediğini bilmemekten ileri geldiğinin altını çiziyor ve şu önerilerde bulunuyor:

•İyi ve mutlu bir ilişkide “kendini bilmek” anahtar kelimedir.
•Öncelikle insanlar hem aşk hem de iş yaşamlarında sık sık kendilerine dönüp bakmalı ve kendilerini bilmek için kişisel gelişim çalışmalarını yapmalıdır.
•Yaşamın size getirdiğine bir bakın. Sadece zihninizle değil, duygularınız ve kalbinizle de hareket edin. Partnerinizin sizden farklı düşünceleri ve ters düşen tarafları varsa “ben onu değiştiririm adam ederim” düşüncesine sakın girmeyin. Kimse kimsenin eğiticisi değildir.
•Her zaman açık yürekli ve samimi olun.
•Kendi kafanızdaki hiçbir şeyi karşınızdaki kişi adına kurgulamayın; onun yerine siz düşünmeyin.
•Onun yerine kendi kafanıza göre düşünüp yanlış fikirlere kapılmaktansa, kısa ve gerçek olanı seçip; kendisine sorun.
•Hiçbir zaman kaybetme korkusu ile yaşamayın.
•Karşınızdaki kişiyi kendinizden ön planda tutmayın.

Peki, her şey bu kadar basit mi? Maalesef bu kadar kolay değil. Aşkın gözü kördür diye boşuna dememişler. Aşık olunca çoğu şeyi görmeyiz, görmek istemeyiz. Farklı yansıtır karşı taraf kendini bize ya da biz farklı yansıtırız kendimizi. Aşkın gözü kör dedik diye hep bulutlarda mı kalacağız? Tabi ki hayır :)Artık büyüdük ilişkilerimiz sayesinde. Yere tamamen basmasak da yere yakın durmakta yarar var diye düşünüyorum :)Bu yüzden yere yakınlaşmak için Nevşah Fidan Turan önerilerini elimizden geldiğince uymalıyız diye düşünüyorum. Kimine göre kolay kimine göre zor olan bu yöntem umarım işinize yarar. Siz mutlu olursanız bende mutlu olurum. Zaten hayat zor bari biz bir şeyler yapalım.

Herkese şimdiden iyi hafta sonları. Aşk sizinle olsun :)

15 Temmuz 2009 Çarşamba

KESKİN KALEMLER

Belki her birimiz ayrı coğrafyalarda dünyaya geldik, belki dilimiz, dinimiz, ırkımız, ayrıdır ama birleştik. Biz sadece aynı sitede yazan insanlar olmadık. Aynı gemide yelken açtık hayata, Birer sırdaş olduk, birer yoldaş olduk, ağabey olduk, kardeş olduk, kısaca tek yürek olduk… Önümüzdeki her engel bizi biraz daha birbirimize bağladı, daha sıkı birleştirdik ellerimizi, daha candan sarıldık birbirimize. Hepimiz birimiz, Birimiz hepimiz için demeyi öğrendik. Yeri geldiğinde dürüstçe eleştirmekten çekinmedik. Sevdik, bitmek tükenmek bilmeyen bir sevdayla...

(SİTEYE ULAŞMAK İÇİN BAŞLIĞA TIKLAYINIZ)

30 Haziran 2009 Salı

Finans Alanında Kariyer Üzerine Yapılan İlk ve Tek Kişisel Site : Finans Kariyer

Dikkatimi çeken finansla ilgili kariyer yazılarıma gerek yeni mezun olsun gerek öğrenci gerekse deneyimli insanlardan çok yorum gelmesiydi.Bu konuda sanırım internet üzerinde doyurucu bilgilerin bulunmadığını hep sıradan klişeleşmiş bilgilerin varlığını hissettim

Bu yüzden finans üzerine hep sevgili abim Özkan Düzgün ile kariyer konularında konuşurum gerçekten çok yardımcı oldu kendisine buradan bir kez daha teşekkür ederim.

Bu konuda bilgi sahibi olmak isteyen kişiler çok şanslı çünkü Özkan Düzgün artık yeni FİNANS KARİYER adlı bloguyla finans üzerine kariyer ile ilgili doyurucu ve çok farklı yazılar yazmaktadır.

Bu konuda ilgisi olan herkesin mutlaka takip etmesi gereken siteye buradan ulaşabilirsiniz.

FİNANSKARİYER-Özkan DÜZGÜN

20 Kasım 2008 Perşembe

Cam Tavan Sendromu

Bir arkadaşımın gönderdiği mail ilgimi çekti ve burda paylaşmak istedim.Saçma sapan mailler arasında bu tarz şeyler gelmesi beni mutlu ediyor.Çoğu kişinin bildiği birşey aslında.Yapabilceklerimizi sınırlayıp olmuyor diyoruz, pes ediyoruz ama öyle olmamalı.Bugün hava çok kapalı, sıkıcı bu yüzden.İşten, okuldan, hayattan bunalanlara gelsin bu yazı.Sınırları kaldırmak bizim elimizde...


"Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar.Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar”
Dr. David J. Schwartz

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler.Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler.Zemin desıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar.Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler.
Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.

Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi’ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar.Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm’den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir.Bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.

14 Kasım 2008 Cuma

Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi

İki şey "Kalitesiz İnsan" ın özelliğidir:
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

İki şey yanlış yapmanı engeller :
1 - Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı "Nitelikli İnsan" yapar :
1- İradeye Hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak

İki şey "Ekstra Değer" katar:
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

İki şey geri bırakır:
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik

İki şey kaşif yapar:
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik

İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1- Baskın yeteneğini bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır:
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık

İki şey milyonlarca insandan ayırır :
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve herşeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller:
1- Aşırılık (mübağala, abartı, ifrat, tefrit)
2- Felakete odaklanmış olmak

İki şey çözüm getirir:
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)

11 Kasım 2008 Salı

ZITLIK ASLINDA VARLIKMIŞ

Bir öğretmen sınav yapmış. Soru olarak ta bir sandalyeyi masaya bırakarak bana bu sandalyenin var olmadığını kanıtlayın demişti bazıları sayfalarca yazı yazmıştı ama sadece biri doğru cevabı vermişti bunun cevabı ise hangi sandalyeyi? Diyen 2 kelime olmuştu.

Bazen bir şeyi inkâr etmek onu kabullenmektir. Bu sözü yıllar önce duymuştum ama şimdi doğruluk derecesi beni daha çok mutive edici geliyor. Hani derler ya çocuktan al haberi bende öyle yaptım. Yiğenim yanıma geldi amca sana birkaç bilmece sorayım mı dedi bende sor dedim sordu bazılarını yanlış bazılarını doğru olarak cevaplamaya çalıştım. Şimdi sıra bende dedim ve ben başladım sormaya
para olmasaydı ne olmazdı? Diye sormaya başladım. Bana göre bir çocuk olarak yiyecek falan olmazdı diye cevap verirdi. Ama o ise para olmasaydı tasarruf olmazdı dedi. Nasıl diye sordum bu sefer mesela para olmasaydı her şey bedava olurdu ve insanlar ihtiyacından fazla yiyecek alırdı.
Bu sefer su olmasaydı ne olmazdı? Diye sordum gene en fazla yıkanamazdık ya da susuzluktan ölürdük falan demesini beklerdim ama bu sefer su olmasaydı ekmek olmazdı dedi. Nasıl diye sordum gene su olmasaydı buğday yeşermezdi. Hem yağmurla yeşerseydi dahi biz ekmek yapamazdık hamur olmazdı çünkü diye cevap verdi.
Sonra amca televizyon seyredelim mi dedi tamam ama hangi filmi izleyeceğiz diye sordum. Selenayı seyredelim dedi. Sen hangisini daha çok seviyorsun dedim. Selenayı mı hadesi mi? Tabii ki selenayı dedi neden diye sordum çünkü o sürekli iyilik yapıyor, zorda kalanları kurtarıyor diye cevap verdi.
O halde hadesi sevmiyorsun değil mi? Çünkü o hep kötülük yapıyor. Hayır, aslında onu da seviyorum neden diye sordum. Cevabı gene zıtlık belirten ama aslında mantıklı gelen bir cevap oldu. Çünkü hades olmasaydı zaten selena da olmazdı.

18 Temmuz 2008 Cuma

DEĞER AHLAK VE TANRI İLİŞKİSİ

Hepimizin sahip olduğu birtakım değerler ahlak ve inançlar vardır her kes kendi inancını kendince yaşar kişinin bir başkasının inancına müdahale etmek gibi bir hakkı yoktur.
Lakin belirmek gerekir ki bu inanış başkalarına zarar vererek değil bilakis başkalarına yardım olacak bir inanışın olması gerek çünkü hangi dinin temeline bakılırsa bakılsın iyiliği ve güzelliği emretmekte kötü olanı sakınmaktadır çünkü kötü olan ne olursa olsun her yerde kötüdür demek hiçbir dinin temelinde kötülük yoktur insanların yaptıklarını dinlerine mal etmek yanlış olur Manisizimde her düşünceye değer verilir (bir gün halk toplanmış düşünceler üzerine konuşuyorlardı maniye söylendiğinde maninin üstünde her renkten bir elbise vardı benim düşüncelerim elbisem gibidir demiş)çünkü her düşünce barındırılır
Hıristiyanlık dininde hoş görü vardır en kötü olandan bir güzellik çıkarılır(bir gün İsa ve havarileri yolda giderken bir köpek leşiyle karşılaşırlar havarilerden biri çok kötü kokuyor deyince, İsa dişlerine bakın ne kadar güzel) Yahudilik dininde kesinlik vardır yapıp yapmayacağın sıralanmış(on emir) konfüçyüzcülük te kimseye zarar vermemek yatar ve son olarak İslamiyet kendisinden önce gelmiş tüm dinlerin özelliklerini barındırmakla beraber diğer bir fark ise ilk olarak aklın öne çıktığı dindir akli dengesi yerinde olmayan hiçbir şeyden sorumlu değildir (aklına uygun olmayan dinine de uygun değildir )
Ahlaksal olarak; her toplumun bir ahlak ve yaşayış tarzı vardır. Bunlar birbirinden farklı olan insanlar anlamına gelmemeli bilakis kültürel çeşitliliğin bizlere sunduğu bu hazineyi toplaya bileceğimiz kadar toplamalı ve yararlanmalıyız çünkü cenab-ı hak olan Allah ben sizi kavimlere ayırdım ki birbirinizi tanımanız için. Demek ki; bu biz insanların kendi aramızda anlaşmayı kolaylaştırmak için sunduğu bir armağandır. Bu bir fark değil zenginliktir.
Değer üzerinde düşünecek olursak bu bizde biten bir olgudur. Toplum gerçi bizde zemin hazırlar ama bizim için önemli olan başkası için sıradan bir şey olarak görünebilir. Yani, bu bizim dünyaya bakış açısıdır yani hayata hangi pencereden bakarsak bakalım biz hayatı baktığımız pencereden görürüz yani neyi nasıl görmek istiyorsak öyle görürüz. çünkü bu bizim elimizde olandır başkasına mal edemeyiz bunu şu şahıs böyle demiş böyle yapılacakmış biz bunu istemiyorsak kimse bize yaptıramaz hepimizin özgür bir iradesi vardır bu bizim gerçek kişiliğimizdir değerlerimize uymuyorsa yapmayacağız.
Şimdi tanrı üzerine konuşacak olursak pascalın teorisini izlemek en mantıklısı olur şöyle demişti tanrı yoksa ve biz buna inanmıyorsak bize bir şey olmaz çünkü topraktan geldik ona gideriz tanrı varsa ve biz buna inanmıyorsak biz elbette bunun cezasını çekeceğiz
Tanrı varsa ve biz buna inanıyorsak elbet mükâfatını göreceğiz tanrı yoksa ve biz buna inanıyorsak bu dünyayla kıyasladığımızda kaybettiğimiz kıymetli bir zaman var ama öbür dünyayla kıyaslarsak bu çok küçük bir bedeldir.
Şunu söylemek mümkündür tanrı ahlak ve değerler hepsi sımsıkı birbirine bağlıdır bu ayrılmaz olanları maalesef tek tek yaşıyoruz şunu söylemek gerekir ki ancak bunlar bir bütün olarak yaşanırsa biz gerçek benliğimizi yaşayabiliriz.



Yusuf TUNCAY

28 Ocak 2008 Pazartesi

SPK Sınavı...

SPK sınavına girecek olanlar veya bu sınav hakkında güncel gelişmeleri takip etmek isteyen arkadaşlara Piti İle Ekonomi blogunu önermekteyim.Bir zamanlar birçok soru geliyordu bu sınav hakkında .

Piti zaman zaman bu sınavla ilgili çok güzel bilgilendirici yazılar yazıyor.Kendisi de girdi sınava umarım başarılı olur.

16 Temmuz 2007 Pazartesi

DÜŞLERİMİZ KENDİMİZDEN BÜYÜK OLMALI...

Tutkular;tutkulardır ki bizi heyecanlandıran,tutkulardır ki insanı uyutmayan bizlere yaşama ümidi,yaşama hırsı veren.

HAYALLERİNİZ SİZDEN BÜYÜK OLSUN!!!
İçimizde öylesine büyük dünyalar varki belki bunun farkına varsak uyuyamazdık, isteklerimizin tutkusundan...

Çünkü içimizdeki o bambaşkalık duygusu; bizleri heycanımazdan,tutkumuzdan ve hırsımızdan uyutmazdı...

Hayatta herşey hayal kurmakla başlar
Hayal kurmanın ötesinde inanmak
İnanmanın ötesinde sevmek
Ve sevmenin ötesinde AZİMLE yeşerir herşey...

Bu hep benim yaşama bakış açım oldu, ama burada eksik olan bişey vardı o da VAZGEÇMEMEK...Yani istediklerinizi alana kadar,her ne olursa olsun onlar için savaşmaktan VAZGEÇMEYECEK KADAR DELİ OLMAK...

Bize hep sınırlı düşünmeyi, daha iyisini, en iyisini istememeyi öğreten bir toplumda yaşıyoruz...
Düşlerimiz, düşüncelerimiz hep sınırlı o yüzdendir ki hep SINIRLI YAŞAMLARIMIZ VAR...
İstemekten korkmayı öğrettiler bizlere...

Ama istemek herşeyin başıydı...
BÜTÜN KALBİMİZLE İSTEMEK,BÜTÜN İÇTENLİĞİMİZLE İSTEMEK..
TIPKI SİMYACI'NINI KİTABINDA ANLATMAK İSTEDİĞİ ''MEVLANANIN FELSEFESİ GİBİ''

Birşeyi nekadar çok istersen,bütün bedenin ve ruhunla istersen BÜTÜN DÜNYA ONUN OLMASI İÇİN ÇABALAR...
Evet birşeyi nekadar çok istersen,bütün dünya senin için ,düşlerin için çalışır.
HAYATTA HİÇBİRŞEY AMA HİÇBİRŞEY ERİŞİLMEZ DEĞİLDİR
SADECE ONA ERİŞEBİLECEK İNSANLAR FARKLIDIR...

Unutmayın yaşamda herzaman ama herzaman bir çıkış vardır,ama bu çıkışı görebilecek kadar akıllıca bakmalıyız yaşama.

İçinizde düşlerinizin ve bambaşkalığınızın ışıltısı eksik olmasın arkadaşlar...


şimdilik bukadar devamı gelecek...

16 Nisan 2007 Pazartesi

EVDEN ÇALIŞMAK


İnternette girişimcilik yönünde neler yapılabilir diye bir araştırma yaparken karşıma gerçekten güzel bir blog çıktı.İnternette yeni bir iş nasıl bulunur başlığı adı altında internet üzerinden yapılan girişimcilik öyküleri yer almaktadır. Anlayacağınız bir anlamda elektronik ticaret üzerine yazılar yer almaktadır.Blogun yazarı ise Burak Büyükdemir İşletme mühendisi.Blog yazılarının takip edilmesini şiddetle öneriyorum.Gerçekten çok iyi noktalara temas etmiş Burak Büyükdemir.Blog adresi ise EVDEN ÇALIŞMAK.