Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2012 Çarşamba

Hayat Altın Tepsiyle Önünüze Sunulmaz...

Doğan Can Gündoğdu ile NTV ‘de Ahmet Arpat ile Gece Bülten’inde karşılaştım. Bloga koymak videosunu aramıştım programı izleyince ama bulamamıştım, sonra da unutmuşum. Bugün kendinigeliştir.com ‘ da ki yazıda okuyunca hatırladım tekrar.

Doğan Can Gündoğdu ödevi için Christopher Nolan’ın 27 Temmuz 2012′de gösterime girecek filmi Dark KnightRises’a çektiği fragmanını anlatıyordu programda. Doğan Can Gündoğdu Bahçeşehir Üniversitesi İletişim bölümü 3. sınıf öğrencisi. Evinin mutfağında çok az bir bütçeyle ve ödevinin teslimine 3 gün kala fragmanı hazırlıyor. Daha sonra da internette yüklediği fragman yapımcılarında dikkatini çekiyor. Daha okul bitmeden yurt dışından onlarca teklif sunulmaktaymış. Bence ülkemizi temsil edecek çok genç bir yetenek.



Hayatın ne getirip ne götüreceği bazen sizin ellerinizdedir. Okuduğunuz okullar, tanıdığınız insanlar sizin için sadece bir araç olarak yer alır hayatınızda ve inşa ettiğiniz hayatınızda her karşınıza çıkan inşaatınızın bir tuğlasını oluşturur.

İnsanlar istediğinde çabaladığında her şeyi başarabilir. İşimizden şikayet ederek, patronumuza kızarak ya da arkadaşlarımıza hayıflanarak zamanınızı kaybetmeyin. Zamanında bazı şeyleri kaçırmışta olsak hiçbir şey için geç değil. Yeter ki içinizdeki enerjiyi gücü kaybetmeyin. Her zaman gülümseyerek içinizdekileri ortaya çıkarın.

1 Mart 2012 Perşembe

Elif Şafak / İskender

Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır.. En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe...



Elif Şafak'ın İskender adlı romanını okuyup okumama konusunda kararsız kalmıştım. Sanırım biraz ön yargılı davrandım. Bir arkadaşım pek beğenmemiş okumasan da olur demişti. Daha sonra beğenen bir arkadaşımın kitabı bana vermesi üzerine okudum kitabı ve gerçekten beğendim. Elif Şafak kelimelerle çok güzel oynuyor. Bazı kitaplarını bitirmek bu yüzden zor gelmiştir bana. Her cümlesi insanı düşündüren boş olmayan kelimeler.

Romanda olay Londra’ya göç etmiş Türk-Kürt kökenli ailenin geçmişi ve şimdiki anı arasında gidip geliyor. Kitapta en çok beğendiğim yön ise farklı kişilerin farklı iç dünyaları ve farklı tepkileriyle - aynı hayat gibi – akıp gitmesi. Tek bir kişi değil kişi kişi analiz ediliyor kitaptaki kişiler. Genel olarak da anne-oğul çerçevesinde dönüyor hikâye. Erkek kılığına girerek kitabının kapağında yer alması ise çok daha önemli olmayan bir ayrıntı. Bence sadece pazarlama taktiği. Kendisini çok beğendiğim Elif Şafak’ı bu kılıkta görmek biraz da hoşuma gitmedi.  

İskender doğu- batı, kadın- erkek arasındaki gelgitleri ile insanı sıkmadan ve farklı analizleriyle elinizden bırakmamanıza neden oluyor. Hayatın insana neler verip aldığını oturup düşünüyorsun. Kader mi insanı bu güne getiren yoksa insan mı kaderine yön veren diye düşünmeden de edemedim.

Gündemde yer alan çalıntıydı, okunur okunmaz tartışmalarına rağmen bence okunmaya bir roman değer.

3 Şubat 2012 Cuma

Öğrendim ki...

Hayat akıp giderken her gün, her an yeni şeyler öğrenerek geçiyor hayat...

Özdemir Asaf'ın güzel yazısını okuduğumda içimde bir burukluk hissettim. Yaş yavaş yavaş otuza yaklaşırken farklı telaşlar, farklı hayaller kapladı hayatımızı. Fakat her yaşın bir güzelliğini de yaşıyorsun. Yetişkinliğin tadını gençliğin deli doluluğuyla birleştiriyorsun...

Gün geçtikçe ailemin sıcaklığını yanımda daha çok hissetmek istiyorum. Öğrenmenin yanında paylaşarak artan şeylerinin tadını daha çok hissetmek istiyorum. Ve hayatımı dolu dolu yaşamak istiyorum...

İşte o güzel yazı...

Neler Ogrendim;

YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.
YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.
YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.
YAŞ 13 Annemle babamın elele tutusmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.
YAŞ 15 Bazan hayvanların kalbimi insanlardan... daha fazla ısıttığını öğrendim.
YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.
YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.
YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.
YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.
YAŞ 38 Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.
YAŞ 41 Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.
YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim..
YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.
YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.
YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.
YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.
YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 64 Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.
YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına basağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.
YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.

Özdemir Asaf


4 Temmuz 2011 Pazartesi

18 Haziran 2011 Cumartesi

Korkudan İyilik Meleği Olmak

Gündem bir iki gündür Suriye'den  Hatay'da ki Türkiye sınırına gelen insanları ziyaret eden Angelina Joe üzerine odaklamış durumda ve hemen bir lakapta bulunulmuş 'İyilik Meleği'.Gerçekten bu konuda Angelina samimi mi dersiniz?Bununla ilgili geçmiş bir haber;

"Angelina Jolie ve Brad Pitt, El Kaide örgütü tarafından başı kesilerek öldürülen gazeteci Dainel Pearl'ün hayatının anlatıldığı filmde oynadıkları için ölümle tehdit edildiler. Jolie ve Pitt çiftinin El Kaide'den gelen tehdidi, Wall Street Journal'ın ünlü gazetecilerinden Daniel Pearle'ın hayatını konu alan 'A Mighty Heart' adlı filmin çekimleri için bulundukları Hindistan'da aldığı belirtildi. Tehdidi doğrulayan Pakistan istihbaratı, daha önce de el Kaide'nin iki ünlü yıldızı öldürebileceği uyarısında bulunmuştu. Pakistan istihbaratı, Jolie ve Pitt çiftini uyararak, El Kaide militanlarının kendilerini kameraman ve gazeteci kılığına sokarak saldırıda bulunabileceklerine işaret etmiş, ünlü çiftten güvenlik tedbirlerini artırmaları uyarısında bulunmuştu. Jolie ve Pitt çifti, bu yüzden uzun bir zamandır hiç bir gazetecinin görüşme teklifine olumlu cevap vermiyor, medyanın kendileri ile konuşma önerilerini geri çeviriyorlar. Angelina Jolie, filmde oynamaya önce karşıydı. Ancak Daniel Pearl'ün eşinin araya girmesi ile Jolie'nin filmde oynamaya razı oldukları bildirildi."

Bunun öncesinde Angelina bu kadar melek miydi orasını bilemem doğrusu...Bu yüzden ben samimi bulmuyorum..kendilerini.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Yaklaşan Seçimler ve BDP

Herkese merhaba

Tuvana yeniden hoşgeldin.Uzun zamandır blogta yazmıyordum Demokrat nefis yazılarıyla bu boşluğu doldurdu.Kendisine teşekkür ederim.Bende çok fazla uzun olmayan  yazılar yazacağım.

Yazımıza başlayalım.Aslında seçim maratonu başladı.İlla mikrofon başında bağırarak olacak değil ya.BDP'nin agresif tutumunu görmekteyiz.Kürt halkının oylarını alabilmek adına başta iki dil öz savunma gücü vb.gibi özerklik kokularının yer aldığı siyasi çıkışlarını görmekteyiz. Seçim yaklaşana kadar bu agresif tutumun dozu daha çok artacak.Ne de olsa mecliste yer almaları için referandumda sandığa gitmelerine izin vermediği kürt halkının yanında olduğu izlenimlerini verecek.

Başbakanda buna koz olarak Güneydoğu Anadolu gezilerini sıklaştırdı.Her hafta sonu başka bir ilde açılışlar yapmakta ve seçimler öncesi bu bölgenin halkının oylarını almanın planlarını kurmaktadır.Diğer konularda sadece meclis başkanından açıklamalar var iktidar dozu iyi ayarlanmanın peşinde.

Bakalım yeni seçimler ne getirecek.Yalnız rekabetin daha gerçekçi şekilde partiler arasında arttırğını görmekteyim.Umarım bundan halk kazançlı çıkar.

16 Temmuz 2010 Cuma

Uzun Bir Sessizliğimin Ardından Yeniden Merhaba

Bu blogda yazı yazmanın tadı cidden çok farklı ve her ne olursa olsun uzun zamandır yazmadığımdan dolayı kendime kızdım.Artık biraz canlanmam gerekiyor diğer blog yazar arkadaşlarım sagolsunlar boş bırakmadılar ben de artık eski karışık konularda yazılarıma devam edeceğim.

Referanduma evet mi hayır mı?Demet Akalın eşinden dayak yedi mi?Kim kiminle basıldı?Şahan Gökbakar'ın Bizden Kaçmaz ekibinin gizlice görüntülediği oyuncuyla olan samimi halleri akla porno sektörüne giriş mi yapıyor sorusunu getirdi.

Tabiki referandum dışında diğer günlük saçma magazinsel konularda yazmayacağım belki malzememiz olurlarsa o zaman iş değişir.Ne de olsa medya malzeme yaptıkça evlerindeki kasalarına para adı verilen varlıkların miktarları artıyor.

Herneyse yeniden merhaba..

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Mevlana'dan...

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.. .
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
Bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir sure sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karsı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının,
Yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayati tadacağını öğrendim.

Dostlarım,

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya...
Kalp durur...
Akıl unutur...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur...

Hz. Mevlana

26 Nisan 2010 Pazartesi

Sağlıklı Yaşam


Bazen hayat akıp giderken bazen üşengeçlikten bazen de vakit bulamamaktan dolayı bazı şeyleri çok hızlı yaşayıp çok hızlı tüketiyoruz. Tabi ki bunlar da sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Hayatın hızla akması ve vakit bulamamak çoğu kişinin sorunu olmaktadır. Böyle olunca da insanlar yemek yemek için dar vakitleri kullanmak zorunda kalıyorlar. Hızlı yemek yemek mide rahatsızlığının yanı sıra 12 parmak bağırsağı riskini de arttırırmış.

Bir diğer yapılan hata da fırçalamış olmak için diş fırçalamak. Diş fırçalamak öyle basite alacak bir iş olmayıp düzenli ve 3-4 dakikalık bir süre içinde güzelce fırçalamayız. Diş çalkalamak ve diş ipi kullanmak diş fırçalamanın yerini almaz. Günde 3 kere diş fırçalamak diş çürüklerine neden olan bakterilerden ve diş eti problemlerinden uzaklaşmamıza neden olur.

Hasta olduğumuz da çoğumuz ne yapar ? Doktora gitmek yerine arkadaşımıza veya akrabamıza iyi gelen bir ilacı kullanmaya gitmez miyiz? Bazen ben de bunu yaptığımı maalesef kabul ediyorum. Çok yanlış olan bu iş bir çok hastalığın tedavisini geciktirmekte ve aynı zamanda da tedavinin aksamasına neden olmaktaymış.

Siz de merdiven çıkmak yerine asansörün gelmesini bekleyenlerden misiniz yoksa merdivenleri mi tercih etmektesiniz? Eğer merdiveni kullanmayıp yakın olan çoğu yere de arabanızla gidiyorsanız modern çağın en büyük sorunundan payınızı almış bulunmaktasınız. Uzmanlar hareketsiz yaşamın obezite, tip 2 diyabet, bunama ve kanser gibi pek çok hastalığı peşinden getirdiğini belirtiyor. Bu hastalıklardan korunmak için düzenli spor yapmaya zamanınız olmasa da bazı alışkanlıklarınızı değişişlikler yapabilirsiniz.

Spor yapmak iyi bir şey dedik ama elbette bunu da bilinçli bir şekilde yapmak en doğrusu. Maksimumum fayda sağlayabilmek için doğru yaşta doğru sporu yapmalısınız. Spordan önce mutlaka ısınma hareketleri yapmalısınız. Spor, özellikle 40 yaş üstünde bulunan kişiler tarafından doğru yapılmazsa ölümle sonuçlanabilir. Bu sebeple 40 yaş üstündekiler bir doktora danışarak spor yapmalı. Daha genç olanlarda spor eğitmeninden yardım alarak ve kendilerine uygun bir spor dalıyla ilgilenmelidirler.

Yine zaman darlığından şikayet ederek ellerinizi yıkamadığınızı söylüyorsanız hata ediyorsunuz. Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın ilk yolu elleri yıkamaktır. Gün boyunca dokunduğumuz çoğu şeyi biraz düşünürseniz bana hak vereceksiniz. Zaten bu da sizin vaktinizin yalnızca 30 saniye ile 1 dakika arası alacaktır. Ellerinizi yıkadıktan sonra mutlaka güzelce kurulamalısınız çünkü ıslak veya nemli kalırsa bakterilerin bulaşması kolaylaşır. Sıcak hava püskürten kurutma sistemleri artık her yerde bulunmaktadır. Bu kurutma sistemi aslında iyi kurutamaması ve dolaşan hava ile ellere mikroorganizmaların yerleşmesine neden olması nedeniyle çok da sağlıklı değil. Eğer aceleniz varsa yanınızda taşıdığınız kağıt mendil kullanabilirsiniz.


Bunları yapmanızı ben değil uzmanlar söylüyor. Elbette bu kadar değil yapmamız gerekenler. Meyve ve sebze yemek, bol su içmek, doğru beslenmek gibi bir sürü şey var yapmamız gereken. Hayatın akışına karışıp sıradanlaşan işler hayatınızın aksamasına neden olmasın. Siz değerlisiniz ve bunu korumakta sizin elinizde.

23 Nisan 2010 Cuma

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı


Milletin iradesinin 90. yıldönümü. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun...

Küçük hanımlar küçük beyler... Sizler hepiniz geleceğin bir gülü yıldızı bir bahtının aydınlığısınız. Memleketi asıl aydınlığa gark edecek sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar çocuklar!( Mustafa Kemal Atatürk'ün 1922'de Bursa'da çocuklara seslenişi)

25 Şubat 2010 Perşembe

Yeşilçam Ödülleri


Onların Oscar’ı varsa bizim de Yeşilçam Ödüllerimiz var :) TÜRSAK Vakfının Turkcell’in Ana Sponsorluğunda, Beyoğlu Belediyesi’yle birlikte gerçekleştirdiği, ülkemizin, 2500 üyeden oluşan en geniş katılımlı jürisi tarafından değerlendirilen ‘Yeşilçam Ödülleri’nin üçüncüsü, 23 Mart 2010’da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenecek.

Bu sene çok sayıda Türk filmi vizyondaydı. Fakat benim en çok beğendiğim film Nefes: Vatan Sağolsun oldu. En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu dahil 11 kategorinin 6'sında aday gösterilmiş. Hepsini de almasını ümit ediyorum. İzlemediğim filmleri de en yakın zamanda izlemeye çalışacağım. Bakalım bu sene kimler ödülleri kazanacak? 23 Mart 2010’da Yeşilçam Ödülleri adayları:

EN İYİ FİLM

Güneşi Gördüm
Hayat Var
İki Dil Bir Bavul
Nefes: Vatan Sağolsun
Pandora’nın Kutusu
Vavien

EN İYİ YÖNETMEN

Levent Semerci/ Nefes: Vatan Sağolsun
Mahsun Kırmızıgül / Güneşi Gördüm
Reha Erdem / Hayat Var
Yağmur Taylan-Durul Taylan/ Vavien
Yeşim Ustaoğlu / Pandora’nın Kutusu
Zeki Demirkubuz / Kıskanmak

EN İYİ KADIN OYUNCU


Binnur Kaya / Vavien
Demet Evgar / Güneşi Gördüm
Meral Çetinkaya / Karanlıktakiler
Nergis Öztürk / Kıskanmak
Nesrin Cevadzade / Dilber’in Sekiz Günü
Şerif Sezer / Deli Deli Olma

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Engin Günaydın / Vavien
Mert Fırat / Başka Dilde Aşk
Mete Horozoğlu / Nefes: Vatan Sağolsun
Nadir Sarıbacak / Uzak İhtimal
Öner Erkan / Bornova Bornova
Yılmaz Erdoğan / Neşeli Hayat

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU


Cemal Toktaş / Güneşi Gördüm
Cezmi Baskın / Neşeli Hayat
Genco Erkal / Pazar: Bir Ticaret Masalı
Mustafa Uzunyılmaz / Mommo-Kız Kardeşim
Settar Tanrıöğen / Vavien

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Berrak Tüzünataç / Kıskanmak
Derya Alabora / Pandora’nın Kutusu
Hasibe Eren / Usta
Lale Mansur / Başka Dilde Aşk
Serra Yılmaz / Vavien

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ

Florent Henry / Hayat Var
Gökhan Tiryaki / Vavien
Hayk Kırakosyan / 7 Kocalı Hürmüz
Levent Semerci-Vedat Özdemir / Nefes: Vatan Sağolsun
Soykut Turan / Güneşi Gördüm

EN İYİ SENARYO

Engin Günaydın / Vavien
İnan Temelkuran / Bornova Bornova
Levent Semerci- M. İlkay Altınay-Hakan Evrensel / Nefes: Vatan Sağolsun
Yeşim Ustaoğlu / Pandora’nın Kutusu
Yılmaz Erdoğan / Neşeli Hayat

EN İYİ MÜZİK


Atilla Özdemiroğlu / Vavien
Ender Akay – Sunay Özgür / 7 Kocalı Hürmüz
Erkan Oğur / Mommo-Kız Kardeşim
Mazlum Çimen / Nokta
Yıldıray Gürgen-Tevfik Akbaşlı-Mahsun Kırmızıgül/ Güneşi Gördüm

EN İYİ GENÇ YETENEK


BKM Mutfak Oyuncuları/ Neşeli Hayat
Damla Sönmez / Bornova Bornova
Elit İşcan / Hayat Var
Onur Ünsal / Pandora’nın Kutusu
Umut Kurt / Güz Sancısı

TURKCELL İLK FİLM ÖDÜLÜ

Başka Dilde Aşk / İlksen Başarır
İki Dil Bir Bavul / Orhan Eskiköy-Özgür Doğan
Mommo – Kız Kardeşim / Atalay Taşdiken
Nefes: Vatan Sağolsun/ Levent Semerci
Uzak İhtimal / Mahmut Fazıl Coşkun

11 Şubat 2010 Perşembe

Aşk-ı Memnu


Aşk-ı Memnu hayatın her alanına girdi. Bihter'in kolyesi yüzüğü, Behlül'ün kazakları, Nihal'in elbisesi derken KPSS sınav sorularına bile girmiş :) Yanda gördüğünüz soru eğitim bilimleri sınav sorusuymuş. Bir bu eksikti yani. İhtiyaç Yayınları'nın galiba soru yanlış okumadıysam ( biraz bulanıkta). İnternete bu soruyu yükleyenler bir sayede iyi reklam yaptılar. KPSS zaten karışık böyle bir diziyi soru yapıp kafamızı karıştırmasalar.

Aşk-ı Memnu'nun İktisat, Maliye, Hukuk vb. alanlarda da sorularını dört gözle bekliyoruz :))

10 Şubat 2010 Çarşamba

Müşteri Memnuniyeti


Dün alışveriş yaparken İNCİ 'den ayakkabı almak için mağazaya girdik. İndirim varmış kaçar mı bu fırsat dedik :) Neyse girdik mağazaya arkadaşlarımla. İstediğim gibi ayakkabı bulamadım ama arkadaşım bir ayakkabı beğendi ama onunda numarası yokmuş. İstanbul'da ki mağazada varmış. İsterseniz 3 gün içinde getirebiliriz, dediler. Arkadaşım ayakkabıyı beğenmişti ama geldiğinde ayakkabı tam oturacak mı olacak mı tereddütü vardı. Mağazadaki görevli "ayakkabı ayağınıza olmaz ya da istemezsiniz paranızı iade edebiliriz" dedi. Kredi kartında geçecekti onu nasıl yapacaksınız dedik. Pos cihazlarında yeni bir özlellik varmış, 15 gün içinde işlemi iptal edebiliyorlarmış. Arkadaşım bu söze güvendi ve ayakkabının ücretini kredi kartından ödedi. Çoğu mağazada para iadesi yerine ürün değişimi yapılırken böyle bir uygulamanın olması bizim açımızdan hoşumuza gitti. İnternette bir araştırma yaptım ama bu konu hakkında birşey bulamadım. Heralde arkadaşımı kandırmamışlardır. Sonuçta büyük bir mağaza. Siz bu konu hakkında bir bilgiye sahipseniz yorumlarınızı bekliyorum?

Müşteri Kazanırken Siz Kaybetmezsiniz ( Jack Collins) kitabında "tatmin olmayan müşterilerin %4ü şikayetçi olduğu için gitmekte, kalan %96 basit şekilde gitmektedir ve gidenlerin de %91'i asla geri dönmemektedir. Daha kötüsü tatmin olmamış müşteri tipik olarak bu tatminsizliğini 8 ile 10 kişiye anlatmaktadır" diye anlatılıyor. İnci'deki çalışan "geri iade gibi bir hakkınız var ve bunu söylemezsem sizi kandırmış olurum ve böyle bir durum yaratmakta istemeyiz" dedi. Takdir ettim gerçekten bu yaklaşımlarını. Hani ayakkabı almasamda bir daha ki alışverişimde neden uğramayayım ki? Müşteriyi kandırmak yerine herşeyi anlatıyorlar :) Elbette anlatmayan mağazalarında kendine göre çıkarları var ama müşteri velinimettir sözünü de unutmamak lazım.

31 Ocak 2010 Pazar

Memur Zam İstemekte Haklı mı?

Bir ülke düşünün işsiz sayısı çok fazla işi olanların aldığı ücret asgari ücret.

Bu ortamda asgari ücretin 4 katı kadar maaş alan birisi maaşım az diye hükümeti protesto etmesi mantıklı mı?

Bence mantıklı bu ülkede herkes hakkını aramalı doktorda memurda işçi de birileri düşük maaş alıyor veya işsiz diye hayat standartlarının altında maaş alan bir insan hakkını aramamalı mı?

Önceleri hayır asla bu ortamda maaşları arttırılmamalı dediğim memurların da maaşı arttırılmalı bunu sonradan farkettim.

Vicdanen bakarsak olaya durum böyle değil ama kimileri değil mi halkın vicdanını kullanan..buna müsade etmemeliyiz.

4 Ocak 2010 Pazartesi

Memurlar Salak mı?



Enflasyon yanlış mı hesaplanıyor? Neden soruyorum çünkü memurun gözü açıklanacak enflasyon rakamlarındaymış.Sormak istediğim memur salak mı? Enflasyon %5 arttığında memur maaşı %5 artsa ne olur.Senin maaşına %5 zam yapılıyorsa da herşeyde ortalama %5 fiyat artışı olmuş demektir.

Sanırım bunu memurda biliyor ama nedense enflasyonun artması için nerdeyse dua edecekler.Ya da bunların hiçbiri değil.Memur sanırım  maaşı yükseldiğinde pskolojik olarak rahata kavuşur.Bunun bence tek açıklaması budur.Ya da başka bir açıklaması mı var.Sorulması gereken çok soru var?

3 Ocak 2010 Pazar

Kriz Ortamında %100 Yükselen Borsanın Mantalitesi


İşsizliğin ülkemizde hızla arttığı aşikar.İşsiz olan bir insan için ülke ekonomisi vahim durumdadır.Çünkü o kişinin perspektif bakış açısından durum öyledir.Hani bir atasözü vardır "Aç tavuk kendini buğday ambarında zanneder" diye, sanırım bu işsiz bir insanın ülke ekonomisini iyi görmesi için yeterli değildir.

Borsa bu yılın rekor seviyesi olan 52000 ile kapandı.İnsan düşünmeden edemiyor yahu kriz başlamadan önce 60000 olan borsa krizten çıktık ettik-gerçi  hala çıktık mı belli değil - ne çabuk bu seviyelere yaklaştı.Şu şekilde bir değerlendirme yapalım madem borsa 52000 değerini gördü acaba işsizlik verileri de krizden önceki seviyeyi gördü mü?Cevap koca bir hiç.

Peki ne oldu da borsa bu seviyelere geldi ne değişti ki ya da borsada işlem gören şirketler uzayda mı yer alıyor diye insanın sorası geliyor.Bunun en büyük sebebi insanoğlunun risk iştahlı olmasıdır.İnsanlar para kazanma uğruna gün geçtikçe yatırım araçlarına olan iştahları daha çok arttı haklıdır da üretimin 3.dünya ülkelerine kaydığı ortamda artık hizmet sektörü daha ön planda olmaya başladı.Bulunduğum şehirde önemli bir işletmenin batma nedeni Amerika'daki birtakım finansal kuruluşlardan ülkemiz şartlarından daha iyi oranda faiz getirisi sağlamış olmalarıdır.

Dilimde tüy bitti borsa uzun vade de çok ciddi kazanç kapısıdır.Ben hemen hemen 1 yıldır Adana ve Mardin çimento hissesi biriktirmekteyim.Risk iştahının en üst seviyede olduğu bu ortamlarda ciddi şekilde yönetilen şirketlerin kazancı kayda değer olmaktadır.Borsa,hacıyatmaz gibidir devrilecek gibi olur ama asla devrilmezler.

Yeni Yılda Güncel Analiz

Uzun bir sessizlikten sonra herkese merhabalar
Gerek yüksek lisans olsun gerekse işimden dolayı blogu çok ihmal ettim görüyorum ki gençlerin yazarlık yaptığı ve saygın bir yere sahip olan Güncel Analiz blogu son zamanlarda tozlanmış rafların arasında kalmış.Bizleri takip eden okuyucularımıza çok büyük haksızlık yaptığımızı düşünüyorum.

Bundan sonra Güncel Analiz blogu gündemi artık daha yakından takip edecek.Blog Türkiye'de saygın bir blog olma yolunda ilerleyecektir.Bunun çalışmalarına başlıyoruz.

Herkese yeni yılda sağlık,başarı ve huzur diliyorum.

31 Aralık 2009 Perşembe

Mutlu Yıllar...



Yeni yıl, yeni umutlar ve yeni hayalleri de beraberinde getiriyor. Herkes için 2010 güzel, mutlu,sağlıklı ve başarılı bir yıl olmasını dilerim.

Yeni yılınız kutlu olsun,mutlu yıllar...

24 Temmuz 2009 Cuma

Kısa Kısa

Gündem yoğun her konuda söylenecek çok şey var o yüzden bu yazı kısa kısa notlardan oluşmakta.

Yök Genel Kurulu,28 şubat faşizminin yarattığı "katsayı adaletsizliğini" ortadan kaldırdı,peki Türkiye'de bir zihniyet değişimi mi gerçekleşti?Elbetteki hayır.Siyasi iktidarla birlikte yenilenen Yök üyelikleri bu değişimi gerçekleştirdi.

Peki olması gereken ne?

Yök'ün "Bologna deklarasyonu"na uygun olarak yeniden yapılandırılması ve Türkiye'nin çağdaş demokrat özerk üniversitelere kavuşmasıdır;aksi takdirde bu anlayışla Türk eğitim sisteminin varacağı yer ortaçağ avrupa zihniyetidir.

Kamu ihalesi değil Akp hilesi...

Akp son anda verdiği bir önergeyle Kamu İhale Kurumu'nun özerkliğini kaldırdı.Doğan grubuna savaş açan "Adalet ve Kalkınma Partisi" daha önce yetkilerini kırptığı kik'in özerkliğini kaldırarak,"devletten geçinen oligarklara" açtığı savaşta ne kadar samimi olduğunu bir kez daha gösterdi!

Gelelim mayınlı arazilerin temizlenmesi konusuna...

Anayasa mahkemesi yasayı kısmen iptal etti ama çok önemli bir sorun var:Ottowa sözleşmesi sadece "antipersonel" mayınlarının temizlenmesini öngörürken,bizim aklıevveller kanunun 1.maddesinde yer verdikleri,
"Bu Kanunun amacı; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti arasındaki kara sınırında bulunan mayın (anti personel-anti tank mayınları) ile patlamamış mühimmatın temizlenmesi, imha edilmesi ve bu suretle elde edilecek arazilerin tarımsal amaçlı kullanılması işlemlerine ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir." ifadesiyle anti tank mayınlarını da temizleyeceklermiş.

Stratejik zeka yoksunluğu mu cehalet mi ihanet mi karar veremedim.Sizce hangisi?

Askere sivil yargı yolu...

Askere sivil yargı yolunu açan hükümet yine anayasa mahkemesine toslamak üzere."Köylü kurnazlığı" mı bilinmez ama bu yasanın anayasa mahkemesinden döneceğini bile bile yarım yamalak metinler hazırlayıp "demokrasi havariliği" yapmanın ne anlamı var?Türbana özgürlük getireceğim derken de aynı hatayı yaptınız.

Eğer Türkiye'yi gerçekten "demokrasi beşiği" yapmak istiyorsanız samimi olun,askere sivil yargının önündeki bütün engelleri-anayasal engeller dahil olmak üzere-kaldırın sonra kim iptal ederse etsin,demokrasi kahramanlığını o zaman yapın.

Herşeyi yarım yaparsan ne adaletin kalır ne kalkınman.
Doğan safdışı olurken çalık'ı abat eder;sonra da benim adım AKP değil,ak parti diye kavga edersin.

Biz de bıyık altından güleriz o acınacak haline;aynen şimdi yaptığımız gibi.

Ergenekonu bitireyim derken "liberal görünümlü faşist çetelerin" türediği güzel ülkem;
umarım uyandığında gökteki "nazlı hilal" çehresini çatmadan hala dalgalanıyor olur.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

KESKİN KALEMLER

Belki her birimiz ayrı coğrafyalarda dünyaya geldik, belki dilimiz, dinimiz, ırkımız, ayrıdır ama birleştik. Biz sadece aynı sitede yazan insanlar olmadık. Aynı gemide yelken açtık hayata, Birer sırdaş olduk, birer yoldaş olduk, ağabey olduk, kardeş olduk, kısaca tek yürek olduk… Önümüzdeki her engel bizi biraz daha birbirimize bağladı, daha sıkı birleştirdik ellerimizi, daha candan sarıldık birbirimize. Hepimiz birimiz, Birimiz hepimiz için demeyi öğrendik. Yeri geldiğinde dürüstçe eleştirmekten çekinmedik. Sevdik, bitmek tükenmek bilmeyen bir sevdayla...

(SİTEYE ULAŞMAK İÇİN BAŞLIĞA TIKLAYINIZ)