Farkındalık yaratma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Farkındalık yaratma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Dünya'daki Merkezimiz: Evimiz!



Kim istemezki böyle bir oda da uyumayı ?
Siz de dekorasyonu seviyorsanız, yeniliklere açıksanız işte tam sizlik bir site.

"Dünya'daki Merkezimiz: Evimiz!" sloganı ile yaşam alan ihtiyaçları, dekorasyon, tadilat, bakım, moda tasarım kısaca eviniz için herşeyin mevcut olduğu %100 Türk internet Girişimi olan bir site www.evmanya.com



İnternet üzerinden alışveriş de yapılabilen bu sitede benim en çok sevdiğim yeri e-dergisi. Dergide hamile ve aynı zamanda diyabet hastası olan kadın yemekleri yerken zorlanması üzerine eşinin onun için hazırladığı aşk dolu yemek tasarımlarını okurken aşkın hala yıkılmadığını görmek hoşuma gitti :) Ayrıca çocuğunuz için hazırlayabileceğiniz tarifler, oyuncak ve mobilya yapımları da anlatılıyor.



Bir bölümünde de çoğu yabancı bir sürü bloglardan alıntılar mevcut. Herşeyi bir arada toplamışlar nerdeyse. Böylece amatör ya da profesyonel farklı kişilerin tasarımlarını bulabiliyorsunuz.




Pratik fikirler bölümüne uğramadan geçmeyin. Benim gibi eşyaları hem kendi yapmayı sevenlere hem de özgün olsun isteyenlerin bayılacağı bir bölüm.



Yeni keşfettiğim bu siteyi hala bakmakla bitiremedim.Kendi açımdan sitede gezindikçe mutlu oluyorum. İnsanın içini ferahlatıyor. Çok konuştum sanırım buyrun kendiniz keşfedin. Yaptıklarınız olursa bir örnekte kendime isterim :))

İyi keşifler :))

25 Haziran 2011 Cumartesi

Farklı Tasarımlar...

Evinizi farklı ve güzel olsun istiyorsanız internet sizin için sınırsız kaynaklar sunuyor.

İşte kitap kurtları için hoş iki tasarım...


Aşağıda resim yapmayı seven bıcırlar için güzel bir tasarım var. Aslında biraz uğraşla yapılabilecek bir tasarım.

Bu da elinizin altında her an bulunmasını istediğiniz kitaplar için...

Kitap okurken elinizi ve boynunuzu yormayacak kitap okumalık :)

İkinci resme benzeyen bu tasarım da ise uzanarak kitap okumayan sevenler için daha farklı bir tasarım...

Geceleri kitap okumayı sevenler için yanınızdakileri rahatsız etmeden okuyabilmeniz için ışıklandırmalı kitap...

1 Haziran 2011 Çarşamba

Senin ki kaç santim?


Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yayınladığı su ürünleri sirkülerinde pekçok ticari türün avlanma boyları gerçek üreme boylarına kıyasla son derece küçük kalmakta. Örneğin, Bakanlığın sirkülerinde lüferin avlanma boyu 14 cm verilmişken aslında bu balığın üreme boyu en az 20 ila 25 cm dir. Bazı türlerin bilinen stok durumları o kadar risk altındadır ki üreme boyuna erişen her bireyin yalnızca bir kez yumurtlaması da yeterli olmayabilir. Örnek olarak kalkan balığının yasal avlanma boyu 40 cm iken gerçekte üreme boyu 42-44 cm arasında değişir. Ancak stokların iyileşebilmesi için yasal avlanma boyunun 45 cm olması tavsiye edilir.

Bugün dünya denizlerindeki büyük balık türlerinin yüzde 90'ı, toplam balık türlerinin ise yüzde 60'ı tükenmiş durumda.

2050 yılına geldiğimizde ise dünyadaki balık stokları tükenecek. Türkiye'de durum farklı değil...Balık stoklarımız ve balıkçılık can çekişiyor. Endüstriyel avcılık arttıkça, yumurtlama zamanları ve yerlerinde avlanıldıkça balık stokları hızla azalıyor, balıklar azaldıkça daha çok yavru balık avlanmaya ve satılmaya başlanıyor. Yavru balık avlandıkça ve satışı devam ettikçe de türler üremeye fırsat bulamadığı için durum daha da vahim hale geliyor.

Henüz üreme olgunluğuna, boyuna erişmemiş yavru balıkların avlanması, satılması, tüketilmesi deniz kaynaklarının ziyan edilmesidir. Olgunluk çağına gelen bir balığın her yumurtladığında binlerce balık ürettiği unutulmamalıdır. Her canlı en az bir kez üreme hakkına sahiptir, ve eğer yarın da denizlerimiz de balık türleri olmasını istiyorsak acilen balık boylarına önem vermeliyiz. Ayrıca anaç balıklar boyut olarak büyüdükçe daha da fazla yumurta verirler, işte bu yüzden balıklar için her cm. hayati derecede önemlidir.

Türkiye'de avlanması ve satılması yasal balık boylarına uyulmadığını balık pazarlarında gördüğümüz yavru balıklardan anlamak mümkün. Örnek mi? Lüferin en az bir kez üreyebilmesi için minimum 20 ila 24 cm'e ulaşması gerekirken bugün yasal avlanma boyu 14 cm olarak verilmiştir. Yani aslında yavrusu olan çinekop boyu. Aynı şekilde palamutun üreme boyu 38 cm ila 42 cm arasında iken yasal avlanma boyu 25 cm dir!

Bu durum açıkça gösteriyor ki, denizlerimizdeki biyoçeşitliliğin korunmasını sağlayacak ciddi bir yönetim planına ihtiyaç duyulmaktadır. Ticari balık türlerinin yumurtlama ve gelişme alanlarının deniz rezervi olarak korunması da en etkin yöntemlerden biridir.

Hep birlikte, Tarım Bakanlığı'nın acilen balık stoklarının ve balıkçılarımızın geleceği adına yavru balık satışını engellemesi ve yasal balık boylarını bilimsel temellere oturtmasını sağlayalım. Yavru balık satmayın, almayın, tüketmeyin, denizlerimizin geleceğini korumaya yardım edin. Eyleme katılın!

http://www.kacsantim.org

23 Ocak 2011 Pazar

Sıradan Şeylerin Sıra Dışı Kullanımı

Bugün pazar ve pazar günleri genelde evde genel bir düzenleme olur. Gerçi bu yazıyı yazarken gün sona ermekte ama bunları kullanmak için illa ki pazara ihtiyaç yok. Belirli aralarla evde ya çekmeceler düzenlenir ya da eskiyen, kullanılmayan şeyler atılır. Artık kullanmadığınız şeyleri atarken bir kere daha düşünmenizi öneririm :) Rider's Digest tarafından hazırlanan kitapta, evde kullandığımız eşya veya yiyecekleri farklı şekilde kullanarak değerlendirebileceğimizi örneklerle anlatıyor. Bende bu tarz şeyleri yaptığım için hoşuma gitti.İşte örnekler:

1)Eskiyen naylon çorabınızn içine kurutulmuş portakal ve limon kabukları doldurun ve sonra çorabı 3 cm. yukarıdan düğümleyin. Ardından banyonuzun içine yerleştirin. Böylece mis kokulu bir banyo yapabilirsiniz.

2)Biten ıslak mendil kutularını temizledikten sonra oyun kartları, dikiş malzemeleri, ufak araç gereçler gibi şeyleri saklamak için kullanabilirsiniz.

( Buraya ben bir ek yapmak istiyorum. Kullanılmayan spor ayakkabısı kutularıı kaplık veya duvar kağıtlarıyla kaplayıp hem dağınıklığı ortadan kaldırırsınız hem de şık kutular elde edebilirsiniz.)

3) Buzdolabınızın sebze bölümünün tabanına sünger yerleştirin. Böylece sebzelerin ömrünü uzatacaksınız. Nemlenince sıkın, arada bir de ılık suyun içine bir iki damla çamaşır suyu damlatıp süngeri batırırsanız küf üretmez.
( Bunu denemedim ama gerçekten işe yarıyorsa güzel bişey)

4)Kirli koşu ayakkabılarınızı artık çamaşır makinesinde yıkayıp parççalamanıza gerek yok. Sabunlu bir bulaşık teliyle hafifçe sildikten sonra nemli bir süngerle temizleyin.

5)Mobilyalarınızdaki su lekelerini çıkarmak için diş macununu sıktığınız yumuşak bir bezle temizledikten sonra nemli bir bezle silin ve kurumasını bekleyin. İzlerden eser kalmadığını göreceksiniz. Ayrıca diş macunu sivilcelerinizin üzerine sürün kuruyup gitmiş olduklarını göreceksiniz.

6)Siz ne kadar çekiştirirseniz çekiştirin, yerindn oynamayan bir fermuar varsa, dişlerinin üzerine kurşun kalemin ucunu sürtün. Fermuarı hemen çekebildiğinizi görürsünüz

7)Banyo fayanslarını temizledikten sonra mumlu kağıtla ovarakl pırıl pırıl yapabilirsiniz. Böylece su damlaları tutmaz.


Bir de benim kendi uyduruk kullanımlarından örneklerde sıra :))


- Küçük banyo veya mutfata kullanılan askıları dolabınızın içine asarak hem kolyelerinizin karışmasını önlersiniz hem de hep gözünüz önünde olduğundan unutulup gitmeyecektir.



- Mantar pano yapmak için elektronik aletlerin kutularından çıkan köpükleri evde kullanmadığınız örtülerle kaplayarak farklı ve kullanışlı bir pano yapabilirsiniz.

- Kağıt havlu rulosunun içindeki kartonu makas yardımıyla istediğiniz ölçüde kesip peçete yüzükleri yapabilirsiniz. Kestiğiniz kartonu akrilik ya da guaş boyayla istediğiniz renge boyayıp kurumasını bekleyin. Daha sonra elişi kağıtlarıyla yaptığınız ay çiçeği gibi desenleri yapıştırarak, tellerle yapacağınız boncuklarla, deniz kabuklarıyla,kurdelelerle süsleyebilirsiniz. İstereniz boyamak yerine kumaşla ya da hasır bezlerle kaplayıpta süsleyebilirsiniz. Karton yerine perde halkası gibi şeylerle de bunu yapabilirsiniz. Artık gerisi size kalmış :))

Kendimi Derya Baykal gibi hissettim nedense:) O kadının enerjisini hep sevmişimdir zaten o da ayrı bir konu . Elişleri zaten beni hep rahatlatır. Sizde evinizde ufak şeylerle farklı eşyalar elde edebilirsiniz. Böylece hem bütçeniz sarsılmaz hem de yaptığınız şeylerin kullanışlı olduğu için sizi mutlu edecektir. Yaratıcılık işte burada devreye giriyor. Kafaları çalıştırın hadi :))

15 Ocak 2011 Cumartesi

TEMPLE GRANDIN


Hayat en baştan belki bize kucağını açmaz, sıkıca kapatır. Bazı kişiler o kapanan kucakla birlikte hayatını da her şeye kapatır. Bazılarıysa hayatını baştan yazar. Hiç düşündünüz mü şu an sahip olduğunuz tüm şeyler konuşma, duyma, görme ya da başka bir hastalığınız olsa hayatınız nasıl olurdu? Elbette çok farklı olurdu. İşte o zaman hayatı –eksik değil- farklı olanları bir nebze anlamak, onlara yardım etmek, insanların bakış açısını değiştirmek gerekir.

Bu akşam NTV’de bir program vardı (ben bu yazıyı yazarken hala da devam etmekte).Tohum Otizm Vakfı'nın "Otizmin Farkındayım, Onların Yanındayız " bİlinçlendirme programında 7 Emmy Ödüllü “Temple Grandi” nin hayatını anlatan bir film izledim. Otizmli veteriner bir profesörün hayat hikayesi anlatıyor. Yaşadığı zorluklar, insanların bakış açısı ve her şeye rağmen başarısı insanı gerçekten etkiliyor.

Biraz araştırma yaptığımda internette otizm ile ilgili bikaç şey buldum. Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğu olarak belirtiliyor. Otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıktığı ve otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekiyorlarmış. Filmde de bunu fark ediyorsunuz. Okumak istemeyen Temple Grandi ilk başta annesinin desteği ve sabrıyla bunu aşıyor ve sonunda da bir çok başarılı iş yapıyor, profesörlüğe kadar gidiyor. Elbette herkes bu kadar başarılı olmayabilir ama genel olarak filmde dikkatimi çeken şey onların gözünde anlamak ve yargılamamak. İnsanlar gülüyor, dalga geçiyor. Fakat o kendi kendine sakinleşmeyi öğreniyor ve bunu yapmak istediği her şey de ( okulda not almak, besi çiftliğine girmek, tezini onaylatmak…) bunu aşıyor. Temple Grandi sığırlarla çalışmak olmak istiyor, bunun için besi çiftliğinde çalışıyor, onlara farklı bakış açısıyla değişik tasarımlarla işletmelerde verimliliği arttırıyor. İlk başta eksiklik gibi görülen şeyler aslında farklı olduğunu filmde dakikalar geçtikçe anlıyorsunuz. Otizm farklı ama eksiklik değil. Dünyayı başkalarının göremediği gözle görüyorlar sadece. Asıl önemli olan işte eğitim. Farkında olmak ve bunu nasıl yapılacağını öğrenmek gerekiyor.

Film de en çok aklımda kalan cümle Temple Grandi'ye öğretmeninin öğrettiğive Temple Grandi'nin sık sık söylediği bir cümle " bir kapı açıldı ve ben o kapıdan geçtim." Hayat bizi farklı kapılardan geçirsede siz o kapılardan geçmekten korkmayın. Her kapı belki de bir şans, bir hediyedir...

Temple Grandi filminin fragmanını buradan izleyebilirsiniz . Belki NTV'de önümüzde ki günlerde tekrar yayınlanır ya da internetten izleyebilirsiniz. Fakat mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

26 Aralık 2010 Pazar

Teknolojik Yaşam

Tekonolojiden bahsedince hep elektronik şeyler aklımıza gelirdi. Fakat zaman geçtikçe her türlü şey teknolojiyi kullanmakta. Gıda, mobilya, tekstil vb.

Tekstilde nano teknoloji uygulamaları, nano tekstiller olarak adlandırılıyor. Amaç tekstil ürünlerinin performansını arttırmak. Türkiye'de yeni yeni gelişen bu sektör ile kumaşlar leke tutmayan, kırışmayan, antibakteriyel, su geçirmezlik gibi çeşitli özelliklere sahip olmakta. Türkiye'de de kullanılmaya başlayan bu sektör zamanla daha da genişleyecektir.

Kırışmayan gömlek hele herkesin hayalidir :) Peki işin bu yanı bu kadar güzel ve cazip gelirken peki bu işin birde Türkiye'de pek konuşulmayan yönüne bakalım.New York Times'ın haberine göre kırışmayan kumaşlarda gizli bir tehlike varmış. Kırışmazlık özelliği aslında formaldehit salgılayan bir reçineden kaynaklanıyor. Formaldehitse genellikle mumyalama işlemiyle ilişkilendirilen bir kimyasal. Formaldehit çarşaf ve yastık kılıflarında, perdelerde ve döşemelikler gibi bir çok tüketici üründe ve şampuan, losyonve göz farı gibi kişisel bakım ürünlerinde de kullanılmaytaymış. Kırışmaz giysiler giyenler için en büyük olası problem kontakt dermatit denen cilt alerjisi. Tekstilde formaldehit kullanımı ile ilgili Amerikan hükümetinin yürütüğü yeni bir araştırmaya göre formaldehit ciltte kaşıntıya, döküntüye ve kabarmaya neden olabiliyormuş. Araştırma iyi güzel de bir öneri bulunmamakla birlikte ütü istemeyen giysileri yıkamadan önce giymek konusunda dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor. Tekstl mühendisi olarak kendi formaldehit testlerini yapmış olan Philadelphia Üniversitesi'nden David Brookstein " Bilim insanı olarak etikette 'Giymeden Önce Yıkayınız' diyen belirgin bir uyarı olmasının iyi olacağını düşünüyorum" diyor.Biz de söz dinler yıkamadan giymeyiz artık :)

Kırışmayan kumaşın gizli tehlikesini anlatmışken Türkiye'de kullanıla bazı teknoljik ürünlere de yeri gelmişken değinelim. Damat leke tutmayan gömleklerin satışını yapmakta. Nike, Gap ve Zara gibi dünyaca ünlü markalara üretim yapan Yeşim Tekstil, nano teknoloji sayesinde leke ve su tutmayan, ütü istemeyen, saman nezlesine karşı koruyan, E vitaminli akıllı kumaş ve giysiler ürettiği, 'hibrit' adını verdiği kumaşlar kullanmaya başladı. İşbir Yatak, NASA tarafından geliştirilen viskoelastik malzemeyle 'akıllı yatak' üretti. Bu yataklar, anti-stres ve hijyen gibi imkanlar sunuyor. Damat Tween, sigara kokusunu ve her türlü kötü kokuyu tutmayan takım elbiseler yanında yürüdükçe parfüm kokusu yayan takım elbiseler üretiyor. Bellona, yatak teknolojisinde 'Thermocool' adı verilen yöntemle uykuda 4 mevsim boyunca bedeni ideal ısıda tutacak ürün geliştirdi. İstikbal Mobilya, televizyon, bilgisayar, cep telefonu, mikrodalga fırın gibi elektronik cihazlardan yayılan non-iyonize radyasyonu yüzde 98,5 oranında engelleyen kumaşla yatak üretti.


Jetgilleri hatırlasınız heralde. Orada ki teknoloji hep hayal gibi gelirdi fakat gün geçtikçe hızlanan teknoloji sayesinde Jetgilleri George'un çanta olabilen arabasına da gün geçtikçe yaklaşıyoruz sanki. Ne dersiniz?

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Problemlere Odaklanmak ile Çözümlere Odaklanmak Arasındaki Fark

Bazen olaylar o kadar karışık, o kadar büyük gelir ki gözümüze neyi nasıl yapacağımızı bilemeyiz. İşte öyle durumlara örnek olacak 2 durum var aşağıda. Çözüm bazen o kadar basittir ki onu görmek için etrafımızda döner dururuz.

Durum 1: NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti (yerçekimi olmadığı için mürekkep kağıdın üzerine akmıyordu).

Çözüm 1: Bu problemin çözümü NASA'ya ilave 12 milyon dolara mal oldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altında 300 C 'ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.

Çözüm 2: Peki Ruslar ne yaptı...?? Kurşun kalem kullandılar. )


Durum 2:Japon yönetim sistemindeki en hatırda kalır çalışmalardan bir tanesi Japonya'daki en büyük kozmetik firmalarından birinde yaşanan boş sabun kutusu problemidir. Müşterilerden birisi firmaya, aldığı sabun kutusunun boş olduğu konusunda şikayette bulunmuştur. Yetkililer hemen, üretilip paketlenen sabun kutularını sevkiyat birimine gönderen hattı izole ettiler. Bu sırada bir şekilde bir sabun kutusunun hattan içi boş şekilde geçtiği tespit edildi. Yönetim, mühendislerine problemi çözmesi için talimat verdi..

Çözüm 1: Mühendisler iki kişi tarafından kullanılan yüksek çözünürlükte bir X-ışını cihazı tasarlamak için ciddi uğraş verdiler. Bu sayede hattan geçen bütün sabun kutuları izlenebilecek ve boş olmadıklarından emin olunacaktı.

Çözüm 2: Küçük bir şirketteki sıradan bir isçi aynı problemle karşılaştığında, X-ışını vb karmaşık şeylerle uğraşmadı, onun yerine farklı bir yol buldu. Güçlü endüstriyel bir elektrikli vantilatör alarak hatta doğru yöneltti. Vantilatörü açtığı anda dolu olan kutular hattan geçerken boş olanlar hattın dışına doğru savruldu.



Buradan çıkarılacak dersler


- Her zaman basit çözümler arayın
- Problemleri çözmek için mümkün olan en basit çözümü tasarlayın
- Her zaman çözüme odaklanın.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Müşteri Memnuniyeti


Dün alışveriş yaparken İNCİ 'den ayakkabı almak için mağazaya girdik. İndirim varmış kaçar mı bu fırsat dedik :) Neyse girdik mağazaya arkadaşlarımla. İstediğim gibi ayakkabı bulamadım ama arkadaşım bir ayakkabı beğendi ama onunda numarası yokmuş. İstanbul'da ki mağazada varmış. İsterseniz 3 gün içinde getirebiliriz, dediler. Arkadaşım ayakkabıyı beğenmişti ama geldiğinde ayakkabı tam oturacak mı olacak mı tereddütü vardı. Mağazadaki görevli "ayakkabı ayağınıza olmaz ya da istemezsiniz paranızı iade edebiliriz" dedi. Kredi kartında geçecekti onu nasıl yapacaksınız dedik. Pos cihazlarında yeni bir özlellik varmış, 15 gün içinde işlemi iptal edebiliyorlarmış. Arkadaşım bu söze güvendi ve ayakkabının ücretini kredi kartından ödedi. Çoğu mağazada para iadesi yerine ürün değişimi yapılırken böyle bir uygulamanın olması bizim açımızdan hoşumuza gitti. İnternette bir araştırma yaptım ama bu konu hakkında birşey bulamadım. Heralde arkadaşımı kandırmamışlardır. Sonuçta büyük bir mağaza. Siz bu konu hakkında bir bilgiye sahipseniz yorumlarınızı bekliyorum?

Müşteri Kazanırken Siz Kaybetmezsiniz ( Jack Collins) kitabında "tatmin olmayan müşterilerin %4ü şikayetçi olduğu için gitmekte, kalan %96 basit şekilde gitmektedir ve gidenlerin de %91'i asla geri dönmemektedir. Daha kötüsü tatmin olmamış müşteri tipik olarak bu tatminsizliğini 8 ile 10 kişiye anlatmaktadır" diye anlatılıyor. İnci'deki çalışan "geri iade gibi bir hakkınız var ve bunu söylemezsem sizi kandırmış olurum ve böyle bir durum yaratmakta istemeyiz" dedi. Takdir ettim gerçekten bu yaklaşımlarını. Hani ayakkabı almasamda bir daha ki alışverişimde neden uğramayayım ki? Müşteriyi kandırmak yerine herşeyi anlatıyorlar :) Elbette anlatmayan mağazalarında kendine göre çıkarları var ama müşteri velinimettir sözünü de unutmamak lazım.

30 Haziran 2009 Salı

Finans Alanında Kariyer Üzerine Yapılan İlk ve Tek Kişisel Site : Finans Kariyer

Dikkatimi çeken finansla ilgili kariyer yazılarıma gerek yeni mezun olsun gerek öğrenci gerekse deneyimli insanlardan çok yorum gelmesiydi.Bu konuda sanırım internet üzerinde doyurucu bilgilerin bulunmadığını hep sıradan klişeleşmiş bilgilerin varlığını hissettim

Bu yüzden finans üzerine hep sevgili abim Özkan Düzgün ile kariyer konularında konuşurum gerçekten çok yardımcı oldu kendisine buradan bir kez daha teşekkür ederim.

Bu konuda bilgi sahibi olmak isteyen kişiler çok şanslı çünkü Özkan Düzgün artık yeni FİNANS KARİYER adlı bloguyla finans üzerine kariyer ile ilgili doyurucu ve çok farklı yazılar yazmaktadır.

Bu konuda ilgisi olan herkesin mutlaka takip etmesi gereken siteye buradan ulaşabilirsiniz.

FİNANSKARİYER-Özkan DÜZGÜN

15 Haziran 2009 Pazartesi

SİGARADAN KALANLAR

Bir arkadaş sigaranın yasak olmasından yakınıyordu.
— Ya bak madem resmi yerlerde içemiyorsun (bankada, hastanede, okulda…) toplum dışına çıkıp ayıp bir şey yapıyormuş gibi köşeye süzülüp bir sigara içeceğine hiç içmesen daha iyi olmaz mı?
— olur mu abi ya vücudun nikotin eksikliğini gideriyor.
— şimdi sigara içme bahanen bu mu yani?
— evet.
— nikotin eksikliğini patlıcan yiyerek karşılasan olmaz mı?
— yok ya sen bana bakma yasak falan dediğime bugüne kadar kim sigara içtiği için hapis yatmış ki. patlıcanın kilosu 3 TL, ama bir paket sigara alıyorum 1,5 TL hem paranın yarısını harcıyorum hemde ayak ayak üstüne atıp keyif çatıyorum. Ne kızartması ile uğraş ne tabak hazırla ne de tencereyi yıka en rahat şekilde gidermek için sigara içmek gerek.

Sigara içmenin mantığına bakın. Lütfen sizde kalkıp ta sigara ile patlıcanın fiyatını karşılaştırıp, nikotinin faydaları da göz önüne alarak, fayda-maliyet analizini ölçerek sigaraya yönelmeyin...

* * *

Geçenlerde bir binaya girdim duvarda bir yazı vardı.
Sigara yasaktır.
İçmek:70TL
İzmaritleri yere atmak:30TL
Sizce burada bir çelişki yok mudur?
Adam eğer ki izmaritleri yere atıyorsa demek ki önce içmiş ki izmariti yere atıyor
Şimdi hesaplayacak olursak
Sigara içmek + İzmariti yere atmak =>70 TL + 30 TL =100 TL olması gerekmiyor mu?


* * *

Araç muayenesi yapmak için yola çıktık nihayet 50 km gittikten sonra -en yakın- araç muayene istasyonuna varmıştık. Bahçede bir gölgelik yapılmış altına da 4 tane bank koyulmuştu, içerde de çay ve pet bardaklar hazırdı. (Kendin doldur kendin iç hesabı) bizde birer çay aldık ve bahçedeki banklara oturduk. Baktım arkadaş bir sigara çıkardı ve bana doğru uzattı. Yok sağ ol bilirsin ben kullanmam, ama bildiğim kadarıyla sende çay içerken sigara içmezdin. Evet haklısın ama arkana baksana duvara baktım orda bir tabela üstünde sigara içilebilir yazıyordu. “bugüne kadar hep hor görüldük otobüste dahi içirmiyorlar içeceksen dışarıda iç diyorlar burada ise koskoca tabelaya sigara içilebilir yazılmış, eee şimdi gel de içme.”

13 Haziran 2009 Cumartesi

Cerrah Çok Önceden Gitmeliydi

İstanbul Emniyet Müdürü olan Cerrah'ın Osmaniye Valisi olması , kimilerince daha yüksek terfi düzeyine getirildi düşüncesini doğurdu.Kusura bakmayın bence bu apaçık bir şekilde sürgündür.
Sürekli gündemde olan bir insanın süpriz bir şekilde alınmasını terfi atlama olarak değerlendirenler belki olayın nicel olarak yönüne bakıyorlar.Yani emniyet müdürlüğünden valiliğe doğru atama yapılması böyle düşündürebilir ama olayın manevi yönüne bakarsanız bence Cerrah apaçık bir şekilde tokatı yemiştir.



Münevver Karabulut cinayetinde kızlarını takip etselermiş diyecek kadar salakça bir konuşma yapan bir insanın bırakın valiliği benim gözümde sinek daha değerlidir.


Çok doğru bir karar verilmiştir.Böylece Cerrah daha pasifize olacaktır.

7 Haziran 2009 Pazar

Çalık Grubu Neredeyse Tayyip'in Teşviği Orda

Bildiğiniz üzere genel olarak olumlu bir hava bırakan ekonomik pakette teşviklere yönelik olarak;

Büyük proje yatırımları altında Transit Boru Hatlarıyla Taşımacılık Hizmetleri'nde teşvik sistemi var.Bundan yararlanabilecek sadece Çalık Grubumuymuş.

Tayyip, Çalık grubuna özel teşvikler yerine Disk Başkanında belirttiği gibi kapanmak üzere olan şirketler için birşey yapılmadığını aksine teşvikten oluşacak rekabetle bu tür firmaların hızla tasfiye olacağını belirtmekte birazda bunlara baksın.

Tayyipten, Çalık grubuna ...Teşvikler....Krediler...bir de 1,5 iskender Atv'de Türkiye maçlarını izler artık...

5 Haziran 2009 Cuma

Sayın Ekonomix Yatırım Anlayışınız Çelişkilerle Dolu...

Ekonomitürk başyazarı Ekonomixle yatırım konusunda hayli tartışıyoruz.Son olarak yükselen borsada gerekli payı almadığı konusunda eleştirmiştim.Kendince ve benim hala tatmin olmadığım cevaplarla geçiştirmiştik.

Ekonomix bazı ülkelerin %10 gibi küçüldüğü bir ortamda risk almayıp Tüfe'ye endeksi tahvil almıştı yani borsadaki %100'e varan fırsatları değerlendirememiş ama alttan altta ben zaten Dyhol'ü herkese önermiştim söyleminden de geri kalmamıştı.

Şimdi Sayın Ekonomix'e şu noktada sorum olacak portföyündeki hisse senedi oranlarını gittikçe arttığını söyledi bu noktada sormak istediğim piyasada sert bir realizasyon beklenmekte 29000'ler konuşuluyor ve olmasını muhtemel görüyorum.

Şimdi ekonomik veriler kötü iken borsayı kumar olarak değerlendiren Ekonomix şu an için borsanın ne olacağı malum değil bahsettiğim gibi sert bir hareket olabilir ee öyleyse Ekonomix hisse senedi alarak büyük bir risk almış olmuyor mu hala borsanın ne olacağı belli değil.Burada çok büyük bir çelişki görmekteyim.Hangi veriler olgunlaşmışta sayın Ekonomix hisse senetlerini arttırıyor.Risk kavramlarında bir değişiklik mi oldu?

İşine gelince riskliydi almadım diyor şimdi sürekli arttığı hisse senetleri 1-2 ay içinde %20'nin üzerinde düştüğünde risk konusundaki açıklamalarını merak ediyorum.O zaman sizde mükemmel bir zamanla yapıp elinizdekileri satın hani Buffettı zamanlama konusunda eleştiriyorsunuz ya...

IMF -Erdoğan ve ?


Gece 12:00 suları Imf anlaşması yapılıyor haberleri son dakika olarak veriliyor sabah kalkıyoruz Erdoğan'ın ağzından önceden beri düşürmediğişu ifadeler var:"IMF'nin siyasi beklenti-istekleri var."

  • Erdoğan'ın amacı ne?
  • Kardeşim açıklasana IMF bizden ne istiyor?
  • Ekonomi çevresi IMF anlaşmasını mutlak koşarken Erdoğan'ın IMF'yi kötüler cinsten söylemlerinin sebebi ne?

Erdoğan'ın toplumla bu istekleri paylaşması gerekir.İkigün sonra IMF ile anlaşma yapıldığında halk şu sormayacak mı:

"Bundan önce IMF siyasi isteklerinden dolayı anlaşmalar ertelenmişti şimdi ne oldu?Siyasi tavizler mi verildi de anlaşmaya varıldı?"

4 Haziran 2009 Perşembe

Araştırma:Türkiye'de Mahalle Baskısı Yok

Sevgili okuyucular herkesin Falım sakızdan daha hoş olduguna inanarak agızlarda sakız yaptığı Mahalle Baskısı kavramı yapılan bir araştırmaya göre yokmuş.Şu an için araştırma gerçekci ve anlamlı görünüyor.Kısaca araştırmadan bahsedelim;

Çalışmayı Bahçeşehir Üniversitesi'nden Prof.Dr.Yılmaz Eser başkanlığındaki bir grup 34 ilde bin 715 kişi üzerinde gerçekleştirilmiş.Aşağıdaki pasta grafiğine baktığımızda %95'lik kesim dini inançlarından dolayı baskı görmediğinin sadece %5'lik kısımın mezhep ve dini inançlarından dolayı başkaları tarafından baskı gördüğü anketin en çarpıcı sonucu.
Araştırma ile ilgili bazı bilgileri ve yorumları aktarıyorum.

"Araştırmada, "Hepsi çok önemli ama sizin için hangisi birinci sırada gelir?" sorusuna verilen cevaplarda dindarlık yüzde 62 ile ilk sırada yer alıyor. Bunu yüzde 13 ile demokrasi, yüzde 16 ile laiklik izliyor. İnancı nedeniyle başını örten kadınların oranı ise yüzde 62. Ancak, dindarlığı önceleyen katılımcılar, aşırılık ve radikalizme de karşı çıkıyor. Araştırmaya katılanların yüzde 69'u aşırı İslami akımların Türkiye için bir tehdit olduğunu düşünüyor. Araştırmaya katılanların yüzde 66'sı dünya güvenliği için tehdit olduğunu söylerken, yüzde 92'si PKK'nın Türkiye için ciddi bir tehdit olduğunu ifade ediyor. Demokrasi karşıtı girişimlerin Türkiye için tehdit oluşturduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 81. Araştırmada denekler dini ve etnik çeşitliliğin Türkiye için çeşitlilik olduğunu düşünüyor. "Kimi komşu olarak görmek istemezsiniz?" sorusuna verilen cevaplar arasında, yüzde 72 oranında içki içen komşu ilk sırada yer alıyor. Araştırmaya katılanların yüzde 52'si Hıristiyan, yüzde 26'sı başka bir ırk veya renkten, yüzde 64'ü Yahudi, yüzde 66'sı ise hiçbir dine inanmayanları komşu olarak istemiyor. "

Bu konuda YORUM YAPMAYACAĞIM.

Blog : Melis - Tavsiye Ediyorum

Sevgili okuyucular

Sevgili Melis'in blogunu 2-3 haftadır takip ediyorum.Farklı görüşler,farklı tespitler görmekteyim.

Size de bu farklılıkları görmenizi ve fikir paylaşımında bulunmanızı tavsiye ediyor ve blogun tavsiyeler kısmına alıyorum.

Blog için tıklayınız : Melis

5 Nisan 2009 Pazar

Parasal Net

Parasal net yeni üyelerini bekliyor.Başta ekonomi olmak üzere birçok konuda sürekli güncellenen gelişmelere yorumlarınızla ortak olabilirsiniz.

Üyelik için tıklayınız.

3 Nisan 2009 Cuma

Hrant Dink,Ergenekon ve Muhsin Yazıcıoğlu

Gün geçtikçe kazanın bir suikast olduğuna inanmaktayım.Bilmem ne kadar gün yüzüne çıkar bu kazanın ayrıntıları ama es geçilecek bir kaza değildir.

Bununla ilgili olarak nezih bir site adlı bir sitede bununla ilgili bir yazı yazılmış aşağıda aynen aktarıyorum.

"19 Ocak 2007 tarihinde suikaste kurban giden Hrant Dink’in öldürülmesinden sorumlu olarak Ogün Samast ve bağlantılı olarak Yasin Hayal tutuklanmıştır. Yasin Hayal mahkemedeki açıklamalarında Muhsin Yazıcıoğlunun ve Büyük Birlik Partisi (BBP)’nin adını zikretmişti. Muhsin Yazıcıoğlu bu ifadelere sert yanıt vermişti. Fakat Yasin Hayal’in bu suikast ile alakalı Erhan Tuncel’in Muhsin Yazıcıoğlu ile bir resim karesinde birlikte çekilmiş resimleri ortaya çıktı. Tabiki halkın içinde olan bir parti başkanının herhangi biriyle aynı resim karesinde bulunması çok doğaldı. Fakat Erhan Tuncel’in yaptığı telefon konuşmalarında Muhsin Yazıcıoğlu’ndan yakın bir ifade ile bahsetmesi kafa karıştırıcıdır.
Muhsin Yazıcıoğlu’un 25 Mart 2009 tarihinde bindiği helikopter Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesi yakınlarında düştü. Helikopterde bulunan İHA muhabiri İsmail Güneş kazanın hemen sonrasında 112 Acil Servisi arayarak yardım istiyor, sonrasında da şarjı bitiyor. O andan itibarende bütün bağlantı kesiliyor kaza yeriyle. Şu saat itibariylede aramalar devam ediyor.
Ergenekon davasının 2. iddianamesinde, Jandarma G.K. İstihbarat Başkanlığı Teknik İstihbarat Daire Eski Başkanı olarak görev yapan şüpheli Hasan Atilla Uğur`un teknik takibe takılan telefon görüşmesinde “…Uydu kanalıyla istedikleri yerde istedikleri aracı bak bu yolda giden araç ta olabilir, kaza yaptırabiliyorlar, uçağı düşüttürebiliyiorlar, gemiyi batırttırabiliyorlar, bu çok özel bir Yahudi Grubun elinde evet…” şeklinde bir konuşma yaptığı açıklanıyor.
Şimdi bütün bu bilgileri birleştirerek acaba bu bir kaza değilde Ergenekon ile alakalı bir suikastmı diye soruyoruz.
Alıntı :Muhsin Yazıcıoğlu`nu unutmak üzereydiniz, öyle değil mi?
On yıldan fazla zaman geçmiş. Gene bir kilitlenmenin anahtarı olduğu ikbal günlerinde onun için `Parlamenter Sistemin Azizi` başlıklı bir yazı yazmıştım. “Her şeyin battığı, oyunun tökezlediği, etik`in tamamıyla ayaklar altına alındığı noktada görmezden gelinen çatlaklardan, aralık bırakılmış kapılardan çıkıveren azizlerden biri o. Kir pas içinde.”
Muhsin Başkan`ın gölgesi, Hrant katillerinin olduğu gibi birçok kanlı katilin üstüne düşmüştür. Hatırlayalım.
“Ben yoksulluğun cenderesinden geçmiş bir çiftçi ailesinin çocuğuyum” diyor. “Koltuğumuzun altında tezek götürerek okullar okuduk.”
12 Eylül öncesi, ülkücülerin kalesi olan Veteriner Fakültesi`nden mezun oldu. Fakültedeyken güreşmiş. Adı pehlivana çıkmış. Fakülteden sonra Ülkü Ocakları içinde sivrilerek 1977`de Genel Başkan oldu. 12 Eylül darbesinden sonra Mamak`da yedi yıl geçirdi. Bir sürü cinayetin ve bombalamanın sorumluluğundan idam talebiyle yargılandı. Ülkücü Gençlik Derneği`nin bir dönem hukuk masası şefliğini yürütmüş olan itirafçı Ali Yurtaslan, Yazıcıoğlu`nun cinayet ve bombalama emirleri veren, soygun çeteleri kuran bir lider olduğunu kaydediyor. 1978`de ülkücü militan Baki Yeşiloğlu`nun öldürülmesinden sonra Balıkesir Cezaevi`nde çıkan isyan üzerine de, “Muhsin Yazıcıoğlu, bunun öcü alınmalıdır, dedi. Bunun üzerine cezaevinde isyan çıkarıldı. Hatırladığıma göre iki-üç kişi öldürüldü. Ülkücülerin burnu bile kanamamıştı” diye ekliyor.
Bahçelievler`deki katliamın üzerinde de izi var. Katliama karışan ülkücülerin hepsini tanıdığı, onların kimliğini açıklamayı reddettiği, Haluk Kırcı`ya kaçak yaşadığı yıllarda para yardımında bulunduğu biliniyor. Kendisi de ifadesinde bunu kabul ediyor.
Muhsin Yazıcıoğlu`nun aynı babalığı, aynı sadakati Abdullah Çatlı`dan da esirgemediğini biliyoruz. Çatlı, 1978`de Balgat katliamı sanıklarından Mustafa Pehlivan ile birlikte yakalandığında Yurtaslan`a göre, “Ankara`ya geldiklerinden bir saat kadar sonra Yazıcıoğlu şubeye telefon etti. `Bu size son ihtarım. Abdullah`ı bırakmazsanız Ankara`nın 150 yerinde bomba patlatacağız` diye tehdit etti. Gerçekten de ihtar olarak Demirtepe Köprüsü`ne bir bomba konulmuştu. Polis patlamadan bombayı aldı. Abdullah, tehditten sonra bırakıldı.”
Yazıcıoğlu`nun bir yığın soygun ve gasp olayı örgütlemiş olduğu, gerekli silahları temin ettiği, sonra `pis silah` denilen kullanılmış silahların taşraya sevkini sağladığı da yaygın olarak ileri sürülen iddialardan.
Yurtaslan itiraflarında, Yazıcıoğlu`nun 1978 yılında, Sivas katliamında da başrol üstlendiğini belirtiyor: “1978 sonlarındaki Sivas olaylarını Mustafa Mit ve Muhsin Yazıcıoğlu tertiplemişlerdir.
Yazıcıoğlu Sivas`a giderek bizzat olaylara önderlik etti.”
Pehlivan`ın geçmişi hakkında ilk elde oltaya yakalananlar bunlar. Cinayet, gasp, soygun, katliam.
Kırcıların, Çatlıların, Tuncellerin hamisi. Muhsin Başkan.
Memleket tarihinin son 30 yılında hemen her felaketin, her karanlığın kıyısında gölgesiyle karşılaştığımız parlamenter aziz. Gerçek `bir bilen`.
Nitekim, Çatlı için, “Kanaatim o. Kaçmayıp mahkemeye çıksaydı beraat ederdi. Birçokları gibi şimdi Meclis`te olurdu” diyordu. Haksız mı?
Muhsin Yazıcıoğlu, seçimleri çoktan kazanmış olduğunu, her partiden, her kademeden dost ve ahbapları olduğunu bilmenin verdiği rahatlık içinde hiçbir zaman sağ partileri karşısına almadı. Refahyol`a destek verirken de Anayol`a arka çıkarken de hep hükümette olduğunu biliyordu. ANAP`a şükranlarını sunuyor, kendisine `katil` demiş olan Çiller`i kısa zaman sonra affediyordu. Çiller ondan özür dilemişti. Meğer, `seçim atmosferinde danışmanlarından önüne gelen bildirimlere göre değerlendirme` yapmış. O hep partilerüstü bir lider olmayı amaçladı. “Milliyetçilik anlayışımızın katı ırkçılık noktasına gitmesini dengelemek için İslam`ın birleştirici, hoşgörülü prensiplerinden istifade ediyoruz” diye açıklıyordu partisinin duruşunu. Bu beyanatını desteklemek için de insanı allak bullak edecek bir ayrıntıya başvurduğunu hatırlarız: “Mesela partimiz mensubu milletvekili arkadaşlarımızdan hanımı Kürt olan var.” Ne büyük esneklik, ne derin inkişaf, değil mi? Demek geçmişte olsa o kadının, hatta kocası murdar olduğuna göre her ikisinin de beynine birer kurşun. Ama İslam anlayışı, Anadolu geleneğine uygun: Hoşgörülü şeriat.
Gerçi partisinin yayın organında kendisini eleştiren gazetecilere, “Onları gecenin karanlığında ya da gündüzün aydınlığında ansızın bir sürpriz bekliyor. Kınından çıkarılan bir kılıcın kahpe soyluların kökünü kazıyana kadar bir daha kınına girmeyeceği bilinmelidir” gibi tehditler yayınlanıyordu, ama Muhsin Başkan her şeye rağmen ayakta kaldı.
Şimdi, gündüzün aydınlığında Hrant`ımızı alçakca katledenlerin de başkanı, hâmisi olduğunu görüyoruz. On bir yıl önce onun hakkındaki yazıyı şöyle bitirmişim: “Muhsin Yazıcıoğlu çok güçlü olduğunu biliyor. Devletinin başında. Kendisi ile uzlaşmayanı geçmişinin karanlığına çekiverecek bir güç var onda. Onun diyeti daha uzun süre ödenecek. Gün, onun günü.”

13 Mart 2009 Cuma

E-Muhtıra,Ergenekon,Seçim

29 mart yerel seçimlerine yaklaşırken,akp iktidarını tahkim edecek açıklamalar bekliyoruz;devleti,rejimi korumak ve kollamak noktasında kendini "yetkili" gören böyüklerimizden.

Ergenekonda yeni gözaltılar bekliyoruz:demokrat olmayı sonradan öğrenen bazı muhafazakarların önlerine yem olarak atılan ve herkesin gözaltına alındığında "iyi olmuş" diyeceği gözaltılar hem de.

Başbakana hatta cumhurbaşkanı seçilse bile cumhurun başkanı olmayı beceremeyen Abdullah Gül'e yönelik suikast girişimlerini konu alan haberler bekliyoruz.

Bekliyoruz,milletin emeğini yandaşlarına,eşe dosta çocuklarına servet yapanlara sandıktan gelecek cevabı,

umut ediyoruz.

Ama ne olursa olsun,29 marta giden bu yolda ne türlü olaylar gerçekleşirse gerçekleşsin,30 mart sabahı sandıktan çıkana saygı duymak demokrasi gereğidir.

Biz,başkaları gibi milletin iradesini küçümseyenlerden değiliz.

Milleti "cahil kul yığınları" olarak görmüyoruz.

Akp bugüne kadar oyunu arttırarak iktidarını koruduysa,bu milletin teveccühüyle oldu.Önemli olan bu teveccühü sağlayacak süreçleri yaratmak;sahte e-muhturalarla değil,hakkaniyetle,onurumuzla çalışarak.

Yoksa ömrünüz darbeyi beklemek ve sonrasında da iktidar olmak hayalleriyle heba olup gider.

9 Mart 2009 Pazartesi

İnsanların Tepkisizliğini Ölçmek

Facebookta bir şahsın resmini koydum açıkcası biraz risk aldım.İnsanların resimleri facebooka profilime eklediğimi görünce neler düşünecekler insanların tepkileri ya da tepkisizliği ne olacak bakacam

Sonuçlarını sizlerle paylaşacağım.